- Kategori
- Siyaset
Ferrari CHP, Schumi Kılıçdaroğlu
Kılıçdaroğlu'nun konuşması iki açıdan değerlendirilebilir. Birisi teknik olarak. Diğeri ise politik ya da içerik olarak.
Teknik olarak konuşma dağınıktı, düzensizdi, çok fazla tekralar içeriyordu, bir gelişim süreci yoktu, bu nedenle başı ve sonu olan bir bütünlüğü yoktu. Çok fazla dil sürçmesi, yanlış tonlama vardı. Bu yüzden sürükleyici ve akıcı değildi. Ortamın ve yüklendiği misyonun heyecanını o kadar yaşıyordu ki, konuşmasının kontrolünü tam olarak sağlayamadı.
Bu teknik bozukluğun bir kaç nedeni olabilir. Kılıçdaroğlu, kendisine yöneltilen; sessiz, etkisiz kalır eleştirilerine karşı, yüksek tonla konuşmaya karar vermiş olabilir. Kendi tarzı olmadığı için bu oturmadı. Üstelik deneyimsiz olduğu halde, bir metine de bağlı kalmamıştı. Aday olmak için zaten hazır değildi, on beş günlük bir olay bu. Bunun yarattığı ve geldiği konumun verdiği heyecan çok yüksekti. Heyecanı, yaptığı işi oldukça etkiledi.
İçerik olarak bakarsak; pek teorik bir konuşma sayılmaz. Daha çok sloganvariydi. Son on beş günde TV kanallarında söylediği sözlerini büyük ölçüde tekrarladı. Bu nedenle, yeni ve zengin değildi. Konuşmanın dayandığı ilkeler açık seçik belli değildi. Daha çok varolan CHP'nin argümanlarını sloganlaştırdı. Burada farklı olan, seçim barajının indirilmesine yönelik düşüncesi idi. Onun dışında, işsizliğe ve yoksulluğa karşı mücadeleyi birincil hale getirmesi. Onun dışında CHP'nin anlayışlarına sahip çıktı.
İşsizliğe ve yoksulluğa birincil derecede önem vermesi, teorik olarak, öncelikle en acil ve temel sorunun bu olduğunu, bunun çözülmesi üzerine diğer belli sorunlara sıra geleceği ve zaten bazılarının ise kendiliğinden ortadan kalkacağı düşüncesine dayanıyor. Bu da hiç kuşkusuz, halkçı bir partinin olması gereken söylemiyle tutarlıdır.
Bunların dışında Kılıçdaroğlu yeni bir teorik perspektif değildir. En fazla uygulamacı anlamında yeni bir perspektif olabilir. Konuşma metni, bir zihinsel devrim değişim ya da anlayış içermiyor. Ki zaten içermesi de gerekmez. Bu bakımdan tarihsel değldir. Kimi öncelikler ve nüanslar yaratmıştır.
Konuşmada Kılıçdaroğlu'na artı yazılacak şey inancı, samiyeti ve fikirlerine kuvvetli ve sert sahipleniş duygusudur. Bu bir güven verebilir.
Ama Kurultay'ın kendisi tarihseldir. Bunun nedenine bakacak olursak:
Bu kurultayın başarısı ve heyecanı, doğrudan Kılıçdaroğlu'na ait değildir.
Ortamın koşullarından en başta geleni AKP'nin ülkede ve muhaliflere karşı yarattığı terördür. Başbakan'ın neredeyse her gün CHP'ye ve sola karşı yaptığı hakaretlerdir, siyasal olarak ise, ülkenin kurucu değerlerine açtığı savaştır. Halk bundan yoğun olarak rahatsız oluyordu. Son yıllarda Baykal, bu AKP terörüne, hakaretine ve rejim muhalifi olarak işaret edilen siyasal yönelimine gösterdiği direnişle, yükselişe geçmişti. Ancak Baykal, geçmişte çok prestij kaybına uğramıştı ve kaşı açılmıştı. Siyasal rakipleri de, boks maçında olacak şekilde, devamlı bu açılan kaşa vuruyordu. Ama Baykal ayaktaydı ve enerjisi refresh'leniyordu. Sonunda, bel altına inerek onu devirdiler.
Baykal, istifa konuşmasında, belki şaşılacak bir öngörüyle, meydan okuyorum ve istifa ediyorum, bana yapılan bu musibetten bir hayır doğar umarım gibi laflar etmişti. Tam olarak öyle oldu.
Sonuç olarak gelinen nokta, AKP'nin, özellikle başbakanın yarattığı teröre karşı çıkışın şahikasıdır. Kılıçdaroğlu, kişiliğiyle, karakteriyle, kültürel yapısıyla, terör estiren zihniyetin antitezi olan, sakin ama etkili, terbiyeli duruşuyla partinin lideri olmuştur.
CHP kurultayı yeni bir dönem için, AKP'li dar görüşlülükten kurtulmak için büyük bir umut kaynağı olmuştur. Kılıçdaroğlu ise teorik katkısından daha çok, sahici ve inançlı karakteriyle varolan ve aşikar olan teorik ilkeleri hayata geçirmek açısından umut kaynağıdır. Bu biraz umutun büyüklüğünden kaynaklanan bir kaygı yaratıyor, çünkü CHP yakaladığı enerji ile F1 pistindeki Ferrari gibi, bakalım Gandi, Schumi'leşebilecek mi?