- Kategori
- Kişisel Gelişim
Film Deyip Geçmeli mi?
Ben kim miyim? Okumak ya da çalışmak için büyük şehire gelerek tek başına yaşamak zorunda olan bir genç kadınım. Ailem küçük bir Anadolu kasabasında yaşıyor ve bana o kadar güveniyor ki, sayelerinde içim rahat olarak iş bulup çalışmaya başladım. Senede birkaç kez beni ziyaret ederler ve dönerler. Evlenip mutlu yuva kurmam için dua ederler.
Son gelişlerinde biraz zorlandım belli etmemek için ama napayım babam rahatsız, benim bir erkekle ev arkadaşı olduğumu öğrenirse kalpten gider. Hele de kafama estikçe uyurken yanına uzandığımı görse hakkımda ne düşünür! Hayır asla ayıp şeyler yapmıyorum, sadece o uyurken yanına uzanıyorum. Evet ondan hoşlanıyorum, belki bu sokulmalarım süreci hızlandırır, boş mu bırakayım adamı!
Zaten başka bir kız var ve açıkça ona ilgisini söylüyor, hiç utanmıyor. Kimseden saklamıyor da. Ama olmaz ki sonra ne düşünürler hakkımda? Yoo olmaz, annem babam asla bilmemeli asla! Onların güvenini kaybedemem. Bu yüzden beni ziyarete geldiklerinde bir şey anlamasınlar diye ayak üstü seksen yalan uydurmam gerekti ama durumu kurtardım ya, oh...
Ben kim miyim? Ben aslında işinde gücünde terbiyeli bir genç kadınım. Annemin isteğiyle bana talip olan meslek sahibi adamla akşam yemeği yemek üzere anlaştım. Adamı tanımıyordum ve restoranda yalnız gördüğüm ilk genç adamın masasına sormadan oturdum (aşırı yakışıklıydı ama konuyla ilgisi yok.) O da meğer bir kızı bekliyormuş ve ben olduğumu sanmış, IQ seviyemiz sayesinde hiç konuşmadan dakikalarca bakışarak birbirimizi beklediğimiz kişiler sandık. Heyecandan su yerine şarap içmişim, tadından da anlamadım ya hayret! Ben ki o kadar mazbut aile kızıyımdır ama suyla şarabın tadını ayıramadım, ne kadar benziyormuş tatları meğer. Ay ben bir sarhoş ol! O da kendinde değil ben de, sabahleyin bir de bakarız ki aynı yataktayız, felaket! Hemen toparlanıp ayrıldım ordan, adamı hala bana talip olan kişi sanıyorum, yoo gerizekalı değilim.
Gördünüz mü bak hamile kalmışım! Ne olacak şimdi korkunç bu! Annem durur mu, hemen buldu o yakışıklıyı ay pardon ırz düşmanını. Zengin bir işadamıymış, aman çok da umurumda sanki. Ofisine geçene kadar çok sinirli olan annem birden bir yumuşadı bir gülümsemeye başladı. Demesin mi evleneceksin kızımla diye! Ay nasıl olur! Tabii ki istemedim, benim bir suçum yoktu ki, altı üstü kadehler dolusu şarap içtim, içirmeseydi! Uyarsaydı beni. E ne olmuş yani sonrasında şarkılar söyleyerek gece yarısı sahilde oynaştıysak. Eve gidemezdim ya öyle mecbur kaldım adamın evine gitmeye! (yoo dışarda kaldığımda annem kızmaz, sarhoş gidersem kızar)
Asla evlenmezdim ama annem çok ısrar etti. Böyle zengin yakışıklı adama çocuk vereceksin, seni baş tacı etmeleri lazım dedi. E kıramadım tabii. Canım napalım adamın buluşacağı kızla evlenmesini engellediysem! Ne kadar kötü niyetlisiniz...
Ben kim miyim? Ailece yanlarında çalıştığımız ailenin şımarık kızının özel şoförüyüm ve kız bana aşık oldu.
Ben kim miyim? Hizmetçisi olduğum evin oğlunun yatağına girdim hamile kaldım, benle evlenmek zorunda kaldı.
Ben kim miyim? Yan baktığı için birini vurdum, 20 yıl yatıp çıktıktan sonra piyangodan para çıktı, şimdi keyfime bakıyorum.
Ben kim miyim? Kardeşimle hedef koyduk kendimize, ikimiz de çalıştığımız yerin patronlarını tavladık ve onlar da evlenmek için kapımızda süründü.
Ben kim miyim? İki çocuğumu aldım, boşanıp işe girdim. Patronum bana aşık oldu ve peşimi bırakmayan eski kocamdan beni kurtardı.
Ben kim miyim? Çok geçerli bir mazeretim olmasa asla yapmazdım, acil para lazımdı. Kokoş bir kadın gelip para teklif etti. Karşılığında yeğenini ayartmamı istedi. Asla öyle biri değilim ama bu fırsatı kaçırmadım. Ay işe bakın ki adam çok yakışıklıydı ve zengindi. Başladığım işi yarım bırakmak olmazdı.
Ben kim miyim?
Burdan Hollywood'a yol olacak kadar yazabilirim ama midem kaldırmıyor.
Güzel güzel insanlarla, enfes mekanlarda çekilen diziler başladığında hayatın stresinden biraz olsun sıyrılmak için televizyon başına kurulan milyonlar tam olarak ne izliyor, merak ettiniz mi? Orada neler oluyor diye başka açıdan hiç baktınız mı?
Kimimiz diyecek ki, "mekanlar çok güzel yoksa izlemem, bebek var dizide ona bakıyorum, müzikleri harika vs."
Kendini kandırma sanatı da hiç çaktırmadan zihinlere çakılıyor merak etmeyin. O dizilerde olan şeyler gerçek hayatta oluyor ya da olmuyor, önemli değil. Dikkat çekmek istediğim nokta "duygularımızın yönlendirilmesi."
Dizilerdeki başrol karakterlerin davranışlarını kendi çevresinde görse yerin dibine sokacak olanlar, senaryo öyle yönlendirdiği için sempati duymaya başlıyor. Yardımcı rollerdekilerin açık ve olağan davranışlarına ise öfke duyuyor. Yani normalde doğru bulmadığı ne varsa onaylıyor, normalde helal olsun diyeceği ne varsa kızıyor. Kendi ailesinde bir genç kadının bıraktım adamın yanına uzanmasını, aynı evi paylaştığını duysa kaos yaratacak insanımız, senarist öyle istediği için dizide bu durumdan hoşlanıyor. İki lafının biri yalan, plan, proje, senaryo olan başrol karakterlere toz kondurulmuyor farkında mısınız? Yardımcı rol olan dürüst, özgür, kendini açıkça ifade eden insanlara ise "yılan, sinsi" yaftası yapıştırılıyor.
Yalancının yalancı sayılmadığı, kurnazın övüldüğü, dürüst kişiliğe yılan damgası vurulduğu öyküler...Aman canım ne var sanki diyecek, geçiştirilecek bir durum mu?
"Efendim film de mi çekmesinler? Gerçek hayatta olması şart mı? Milletin namus bekçisi miyiz, kime ne, herkes işine baksın!"
Asla böyle bir söylem peşinde değilim. Tam tersine bu tür örnekler farkındalık yolundakilere çok iyi bir rehber olma özelliğine sahiptir. Yaşamda mutlak hiçbir doğru olmadığının kıyasını yapabilecekleri binlerce örnek...
Elbette herkes kendi yaşamından sorumludur. Elbette ne filmi çekenler ne oynayanlar konunun özüyle ilgili değildir. Çok da güzel oynuyorlar ve izliyoruz ama senaryonun işleniş biçimi "toplum olarak yaşamaya mecbursak çok hassas olmamız gerektiği gerçeğini" bize fark ettirmeli.
Neden ikiyüzlü kişi başrol olduğunda onu onaylıyoruz da aynısı mahallemizde olsa yeri göğü inletiyoruz? Neden kişiliğini ailesinden gizlemeyen, açık davranan kişileri lanetliyoruz dizilerde? Neden mahalle teyzeleri sürekli fitne fücür peşinde olmak zorunda? Neden sıcak dostluklar yerine hedeflenen ve elde edilen ilişkilerin övgüsü yapılıyor? Bizim gerçeğimiz bu mu? Bu mu olsun isteniyor? Yani toplumun her yanını sahtekar gençler mi kaplasın, sabah yatağında uyandığı adam zengin yakışıklı diye kızının yanlışına ortak olan annelerle mi sağlıklı toplum olacağız?
Efendim dizi bu seyret gitsin! Hayır durum öyle değil. Başrole koyduğun karakter onaylanması istenen karakterdir. Bu yerine göre bir katil, bir dolandırıcı, bir ırz düşmanıdır üstelik. Saymakla bitmez bu karakteri başrolde onaylanacak tarzda öykülendirdiğinde ortak bilinçte yerini alıyor, toplumun zihnine işliyor ve gençliğin, taptaze beyinlerin zehirlenmesine sebep oluyor. Demek ki diyor ergen, hayat bu. Bak büyükannem bile kızın o adamla evlenmesini istiyor ve o kız yüzünden terk ettiği nişanlısına da yılan diyor. Hımm demek ki doğrusu budur...diyor genç beyinler.
Bunu ille söze dökmeleri gerekmez. Duyguları yönlendirilen sadece gençlik de değil, herkesi az çok etkileyen bir bilinç eski değerlerinin yerini almaya başlıyor. Körüklenen ikiyüzlü, yalanla dolu, aileye türlü numaralar içeren yaşam şekli her gün yıllarca sürekli izlendiğinde artık toplumun gerçekliği olmaya başlıyor. Özendirilen ve yerilen davranışlar, mimiklerle, jestlerle, uydurulan bahanelerle tam bir giysi gibi zihinlere giydiriliyor. Ve zihin üstüste binen bu onaylamalar sonucu yeni şekline itiraz edemez hale geliyor.
Bakınız medya toplumsal yaşamımızı neredeyse üreten bir alandır. Bir davranışı farklı farklı yüzlerce dizide, filmde, yıllarca izleyen toplum önceden yanlış gelen şeye onay vermeye, doğru bildiklerini unutmaya başlıyor. Kimsenin neyi yaşadığı ya da ahlakı, namusu değil konunun özü; burda tek bir sorun var: DÜRÜSTLÜĞÜN KÖTÜLENMESİ.
Sayısız yalanla sebep olunan durumlarda sürekli özür dilenerek, bu çok önemli telafi davranışının sömürülmesi. Aynı yalanları yine yine yine söyleyip, ortaya çıkmadığı sürece sorun yok diye düşünen rollerin, ortaya çıkınca pişkince özüre sığınması ve yine kaldığı yerden devam etmesi. İçi boşaltılan saygı, dürüstlük, ilkelilik...İstikrar sahibi olmanın ikiyüzlülük cephesine kaydırılması. Bunlar normal görülemez, görülmemeli.
Her yanlışın ifade edilmesinden sonra başka yanlışlar örnek gösterilerek baskın çıkma çabası bu gerçekleri örtemez. Bakınız "üstünü örtme" çoktan yerleşti günlük yaşama. Sorumluluğunu kabullenmemek için dikkati sürekli başka yönlere çevirme gayreti. Önü alınamaz bir ego savaşı.
Önemli olan kızın ailesi öğrendiğinde neler olacağını düşünerek yalanlar üretmek ve bunu yaşam biçimi haline getirmek mi yoksa seçtiği yaşam tarzını dürüstçe yaşaması mı? Dürüstlük bedel ödemeyi gerektirdiği zaman ikiyüzlülüğe başvurabilir miyiz? Peki bunun sınırı nedir?
Bunu diğer örneklere de uygulayın, altından kalkabilirseniz tebrik ederim.
Elbette ideal insan, ideal toplum diye bir şey yoktur ama dengesini bulmak mümkündür. Dengesini kaybetsin diye yönlendirme yapılacağına, herkesin kalbindekini yaşabildiği ve bunu saklamadığı, kendini doğru ifade edebildiği, seçimlerinin sonuçlarını göğüslemekten kaçmadığı, ilişkilerde plan proje üreterek değil sevgiye saygıya dayalı adımlar attığı bir toplum kimin işine gelmez?
Güzel bir soru bu...