- Kategori
- Sosyoloji
Fransa'nın tarih bilinci yok mu?

Fransa AB Ülkeleri ve Türkiye
Türkiye oyalanıyor
28 Aralık 2011 Çarşamba günü öğrendiğimize göre ‘Türkiye'nin Fransa için çok önemli bir ekonomik partner’ olduğunu söyleyen Fransa Ulusal Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Axel Poniatowski, soykırımı inkara ceza öngören yasa teklifiyle ilgili olarak yaptığı açıklamada, ‘meselenin amacını aştığını’ belirtmiş olsa bile işin içinde neler olduğu yavaş yavaş ortaya çıkacaktır. Sanırım Osmanlı Devletine karşı da sık sık uygulandığı gibi Türkiye Cumhuriyeti de oyalanarak bir yerlere (?) varmak istiyor Fransa.
Osmanlı çağlarında olduğu gibi Türkiye bugün de büyük bir ülke. Onun büyüklüğü kapladığı alan, yeryüzünde bulunduğu konum, sahip olduğu yer altı ve yer üstü kaynakları yanında nüfusunun da AB ülkeleri bakımındanoldukça kabarık olması gibi özelliklerde gizlidir.
Bu yüzden Türkiye’nin sorunları da büyük. Her sorunun çözümü ise özelliklerine göre hiç de kolay değil. Kimi sorunlarımız kötü yönetimlerin sonucu ise kimi sorunlarımız da Osmanlı Devletimizden bize kalan miraslar arasından fışkırmaktadır. Bu sorunlardan en önemlilerinden biri de hiç kuşkusuz bugünlerde yeniden gündeme oturan Ermeni Sorunu kapsamında Fransa'nın almış olduğu siyasi ve adli nitelikli kararıdır. Bu karara bağlı olarak ne gibi gelişmeler yaşanacağını şimdiden kestirmek mümkün değil.
Bana göre Osmanlı Devleti üzerinde hak iddia ederek Suriye ile Lübnan'dan sonra bütün Çukurova ile Antakya, İskenderun, Kahramanmaraş, Gaziantep ve Şanlıurfa'yı da ele geçiren Fransa iki yıla yakın bir süre yörede tutunmaya çalışır. Bu süreçte en büyük destekçileri ne yazık ki atalarımız ile en az sekiz yüz yıl birlikte yaşamış olan Ermeni yurttaşlarımızın önde gelenleridir. O yıllarda topraklarımızı haksız yere işgal edenlere karşı kılı kıpırdamayanlar ve işbirliği yapanlar ile Milli Mücadele için harekete geçenlerin kimler olduğu daha dün gibi akıllardadır.
Babalarımızdan değil de dedelerimizden dinledik neler yaşandığını. Sanayileşmiş Fransızlar'ın Ermeni yurttaşlarımıza ‘sizin için bağımsız bir devlet kuracağız’ diyerek kışkırttıklarını biliyoruz. Üç yıl bile dolmadan onları nasıl yüzüstü bırakarak gittiklerini de tarih yazıyor. Sekiz yüz (800) yıl yan yana yaşama bilincine ermiş olan Tebay-ı Sâdıka’yı nasıl silahlandırdıkları ve onların bir bölümünü ‘jandarma’ yaparak öne sürdükleri de gün gibi ortada. Son yıllardaki terör olayları ile ayrılıkçı söylemlerin yaygınlaşmaya başlaması kamuoyunda değişik yansımalar ortaya çıkarttı.Toplumu belirsiz bir gidişe doğru yönelim süreci duygusu samaya başladı.
Bu süreçte AK Parti iktidarı bir umut gibi görülse bile iç kaynaşmaların parçalanmaya doğru sürükleniliyormuş gibi bir durum arzetmesi geniş toplumda huzursuz bekleyişe dönüştü. İçi doldurulamayan bütün açılım çabalarına rağmen ayrılıkçılık yaygınlaştı. Fransa’nın içimizdeki ayrılıkçılık üzerindeki ağırlığı da düşünülecek olur ise son Ermeni Soykırımı Kanunu umutsuzluğu kamçılıyor gibi bir etki sağlamış gibi görülüyor. Kısaca AB ülkelerinin Türkiye’nin üyeliği konusundaki çekimserlikleri bazı kaygıları artırmaktadır. Bu bakımdan Türkiye Cumhuriyeti de Osmanlı Devleti gibi parçalanma sorunu ile yüz yüze bırakılmak mı isteniyor, sorusu akıllarda yer etmeye başlamıştır.
AB üyeliği bize ‘haram’ görünüyor
Son yıllarda ise Avrupa Birliği için ne kadar yoğun çabalar harcanmakta olduğu ise gözelerden kaçmıyor. Ne kadar ibret verici bir durumdur ki AB ülkeleri bir türlü Türkiye'yi AB içinde görmek istemiyor. Bu konuda bir İslâm toplumu oluşumuzdan büyük bir nüfusa sahip oluşumuza, insan haklarından kadın haklarına kadar kadar pek çok noksanlarımızın olduğu yüzümüze vurulmaktadır. Ben AB üyeliğinden yana olmadığım için Fransa'nın son Ermeni kararı doğrultusunda Türkiye’nin AB üyeliği konusunda yeniden en az Almanya kadar sert bir tavır takınacağı da bellidir. Bugün kamuoyumuzda %34 sularında gezinen AB destekçiliği sanırım AB Bakanlığına rağmen çok yakında oldukça düşecektir.
Eğer sorun kalkınmak, gelişmek, dışa satımı artırmak ve barış içinde bir arada yaşamak ise Japonya, Brezilya, Güney Kore, Malezya ile Hindistan birer örnek olarak size yetmiyor mu? Geçmiş yılların birikimlerinin de etkisi ile bugün kendi başımıza dünyanın on yedinci (17) güçlü ekonomisi olabilmiş bir Türkiye neden Batı karşısında 'beni de al, beni de al' diye dolaşıp durmaktadır akıl alacak gibi değil. Bu işin içinde belki de bir 'hinlik' vardır!
Ne yazık ki Batı’nın Türklere ve İslam’a bakışını gerçekçi anlamda yorumlayamayanlar nereden neşet ettiği belli olmayan teslimiyetçi bir ruhu ile Batı karşısında gerdan kıvırmaktan hiç mi hiç vazgeçmediler. Dolayısıyla kimilerinde kendisi olmaktan kurtulmanın bir yolu olarak görülen ve o çok arzulanan, belki içinde nice pembe düşler (!) de bulunan AB üyeliği bize ‘haram’ görünüyor.
Bat’nın ‘böl - yönet’ siyaseti bizi nasıl etkiler?
Ermeni yurttaşımız Gazeteci Hrant Dink 19 Ocak 2007 günü İstanbul'da alçakça vurulmadan bir kaç ay önce Malatya'da: İngiliz, Fransız, Rus ve Almanlar geçmişte bu topraklarda oynadıkları oyunları bugün de tekrarlıyor.Geçmişte Ermeni halkı, onlara güvendi. Kendilerini Osmanlının zulmünden kurtaracak zannetti. Ama yanıldılar; çünkü onlar kendi işlerini, hesaplarını yapıp gittiler. Bugün Kürtlerin aynı oyuna alet olduğunu iddia eden Gazeteci Hrant Dink: Amerika`nın Kürtleri Kuzey Irak`ta bir Kürt devleti kurmak bahanesiyle kullandığını' (Zaman 2006.04.17) söylemişti.
Bence de bir zamanlar değişik destekler ve desiseler ile Ermeni yurttaşlarımızı 'kan döktürerek' bizden ayırmış olan Fransa ile bazı Avrupa devletleri bu çirkin oyunlarını bu gün de Kürt yurttaşlarımız üzerinde uygulamaktadır. Bu acımasızlığın değişik biçimleri yaklaşık otuz (30) yıldan bu yana sık sık tezgahlanmaktadır ne yazık ki.
Öyle anlaşılıyor ki içinde Latinlerin ‘böl-yönet’ (divide et impera) siyaseti var. Bu oyun özellikle Orta Doğu'da dün olduğu gibi bugün de uygulanmaktadır. Irak ve Suriye'nin içine sürüklendiği durumu başka türlü nasıl açıklayabiliriz?
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Osmanlı Devleti çökerken Anadolu ile Suriye ve Lübnan'dan Fransa'ya götürmek zorunda kaldığı bir avuç Ermeni yurttaşlarımızın çocukları ile torunlarının oylarını kazanabilmek için Paris'te bir kanun çıkartmış olması; geçmişin kini olarak da yorumlanabilir bence. Bu gelişme üzerine konuşan Ressam Karolin Fişekçi: Fransa'nın Ermeni soykırımı inkarını suç sayan yasayı kabul etmesine ateş püskürerek:'Bu coğrafyada Almanların yaptığı gibi bir soykırım olamaz.Türkiye'de yaşayan, burada doğmuş, buradan beslenmiş Ermeni kökenli Türk olarak dış ülkelerdeki bu girişimlerden hiç hoşlanmıyorum' açıklamasında bulunmuş. Kişilikli olmak, tarihi yorumlayabilmek bu işte.
Az da olsa tarih bilgilerimizi yoklayalım
Sorunun bu yönlerini araştırmak isteyenler 1833'te imzalanan Hünkâr İskelesi ve 1841'ta imzalanan Londra Boğazlar Sözleşmesi'ne bakılabilir. Özetle: Osmanlı Devletimiz sağlı sollu darbeler ile 'denize düşen yılana sarılır' benzetmesinde olduğu gibi 'oyum oyum' oynatılmıştır Batı'nın ellerinde. Bugün yaşanılan Mısır, Irak, Suriye sorunları yanında Filistin Sorunu ile Kıbrıs Sorununun da geri planında özellikle İngiltere ile Fransa’nın anlaşmışlıkları kadar anlaşamama sorunları da vardır.
Bilindiği gibi Batı’nın Hasta Adamı bütün cephelerde yenilmiş, Çanakkale yakılmış yıkılmış, bütün Orta Doğu Batılıların denetimine geçmiş, bütün orduları dağılmış ve o meş’um Mondros Mütarekesi ile bütün şehirleri gibi başkent İstanbul da işgal edilmiştir... Avrupa'nın iki yüz yıldan beri düşünü kurduğu 'Türkleri Anadolu'dan da çıkartmak' emeli Osmanlı'dan sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin doğması ile birlikte mümkün olamamıştır.
Bugün Ermeni oyları için Paris’te alınan ‘soykırımı inkâr edeni içeri tıkarım’ yasası Türkiye’nin içine düşürüldüğü büyük bir siyasi bunalma yol açmıştır. Özellikle Fransa iki yüz kırk yedi (247) yıl geç de olsa bu emellerine erişmiştir, denilebilir. Oyunlarını çok ustaca yoluna koyan Batı’nın akıl küpü Fransa ‘bir taş ile’ pek çok kuş vurmuş bulunuyor. Başkan Sarkozy gelecek başkanlık seçimleri için Ermeni seçmenler kozunu oynamış, başarıyı elde etmiştir. Türkiye ne siyasi olarak ne de ticari olarak hiç bir çıkış yapamamaktadır.
1920'lerde Orta Doğu'nun paylaşımında istediği payları alamayan Fransa’nın bu çıkışının arkası gelecektir. Onun bu çıkışı ile birlikte ABD'de giderek güçlenen Ermeni Lobisi ile onun kollarında serpilmeye başlayan Ermenistan ile İran ortaklığı Türkiye için oldukça zor bir dönemece girildiğini gösteriyor bence. Umarım siyaset ve diploması erbabı son gelişmelerde gerekli dersleri çıkartmaya başlamıştır.
Başta Orta Doğu olmak üzere Kafkasya ile Türkiye’nin AB’cilik süreci kapsamında neler olabileceğini yakında göreceğiz.
Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN: Onlar ortak biz pazar!
Nedir AB’cilik diye soran olabilir diye açıklamak zorundayım: Osmanlı toplumu gibi bütün şubeleri ile çöketilerek ‘yabancı hayranlığına düçar olmak’ demektir bu bir. İkincisi ise yine Osmanlı toplumu gibi ‘yarı sömürge’ yani ‘açık Pazar’ olma yolunda azimle ‘özelleştirmelere teşne olmak’ demektir. Rahmetli Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN’ın dediği gibi: Onlar ortak biz pazar!
Batı’nın istediği de bu değil midir? Atalarımızın umutulmayan sözüdür: Körün istediği iki göz biri ala, biri boz’
Dışişleri Bakanı Davutoğlu: Bölgesel bir mezhep gerilimi, bütün bölge için bir intihar olur
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun: Maalesef bölgemizde ister mezhepsel, ister bölgesel kutuplaşmalara zemin hazırlamak isteyenler olabilir. Türkiye Ortadoğu bölgesinde hiçbir kutuplaşmaya taraf değildir, hiçbir kutuplaşmanın çıkmasını da istemez, kutuplaşmalara karşı aktif politika takip eder. Bölgesel bir soğuk savaş çıkarmak isteyenler var, bunu açık söyleyeyim. Bölgesel bir soğuk savaşı engellemeye kararlıyız. Bazı çevreler Sünni-Şii gerilimi etrafında bir soğuk savaş çıkarmaya eğilimliler, etkileri on yıllarca sürebilecek olan. Zaten bu ziyaretimde bu konuyu özellikle gündeme alacağım ve gündeme getireceğim. Bölgesel bir mezhep gerilimi, bütün bölge için bir intihar olur. Biz Türkiye olarak bunun karşısındayız.’ açıklaması sanırım önümüzdeki aylarda sancılı günlerin yaşanacağının ilk işaretlerinden biri olsa gerek.
Son gelişmeler ışığında uyanalım artık. Batı’nın içinde bir ukde olan Şark Meselesi kapanmamıştır! Yıllardan beri Orta Doğu’da dönen dolaplar, yapay sınırlar, yeni yeni devlet oluşumları ve kıyılan canlar ile petrol anlaşmaları Şark Meselesinin dışında mı sanıyorsunuz? Fransa’nın bazı ekonomik kaygıları yanında tarih bilinci yok mu sanıyorsunuz?
Kendi çıkarları için sizi ortadan kaldırmak isteyen siyaset sizi bir tek konuda değil pek çok konudan hareketle vuracağı için çok temkinli olmak gerektiği anlaşılıyor vesselâm!