- Kategori
- Dünya
Fransa Türkiye'nin peşini bırakmaz

Fransa Cumhurbaşkanı ve Andorra Ülkesi eş prensi Nicolas Sarkozy (1955)
Bilumum AB’ciler, demokratların çoğu, kimi eski tüfek sosyalistlerden küresel sermayenin cazibesine kapılarak köşe bucak fırıl fırıl dönenler yanında çıkar uğruna baştan ayağa liberal takılanlar ile suya sabuna dokunmadan dümen suyunda çırpınan şakşakçılara duyurulur: 'Fransa'nın Türkiye'yi İşgal Planı' varmış!
Adana, Mersin, İskenderun, Antakya, Antep, Maraş, Urfa ile Lübnan dâhil bütün Suriye Vilâyetimizin işgalleri daha dün gibi belleklerdedir. Babalarımızdan değil de dedelerimizden dinledik neler yaşandığını. Özellikle Ermeni yurttaşlarımızı ‘sizin için bağımsız bir devlet kuracağız’ diyerek kışkırttıklarını biliyoruz. Üç yıl sonra ise onları nasıl yüzüstü bırakarak gittiklerini de tarih yazıyor. Sekiz yüz (800) yıl yanyana yaşama bilincine ermiş olan Tebay-ı Sâdıka’yı nasıl silahlandırdıkları ve onların bir bölümünü ‘jandarma’ yaparak öne sürdükleri de gün gibi ortada.
Genel anlamda düşünecek olusak Türkiye ne zaman Fransa işgalinden kurtuldu ki? Bir zamanlar içimizden çıkmayan Bayan Mitterand kim bilir şimdi ne gibi planlar yapıyordur saray yavrusu evinde?
Onlar bugün için kaçıp gitmiş gibi olsalar bile içimizden kimileri ne yazık ki ‘kolonlanmış gibi’ o işgal olunmuşluğun teslimiyetçi ruhu ile Batı karşısında gerdan kıvırmaktan hiç mi hiç vazgeçmediler. Bu kişilerden büyük bir bölümü Peygamber Efendimiz ile birlikte 13 Mart 624 Cuma günü Bedir’de savaşan Asım bin Sâbit’in neslindenmiş gibi görünerek ne yazık ki Osmanlı Devletinin Batı karşısındaki ‘zelil’ durumlarını düşünmeden AB tezgâhı içinde bulunmak istemektedirler. Eğer sorun kalkınmak, gelişmek ve barış içinde bir arada yaşamak ise Japonya, Brezilya, Güney Kore, Malezya ve Hindistan size yetmiyor mu?
Yıllar önce de gündeme gelen bir işgal tasarısından söz açmak istiyorum. Her davranışın bir nedeni vardır ya da her gelişmenin bir arka planı vardır, bildiğiniz gibi. İşte bu türden ilginç bir yaklaşımdan kısa bir ayrıntı sunmak istiyorum. Masal gibi bir hatıra. İçinde Fransa İmparatoru Napolyon Bonaport (1769-1821) ile Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa (1769-1849) ve oğlu İbrahim Paşa (1789-1848)’nın da bulunduğu gerçekleri yıllar öncesinden anlatan bir düş sanki. İşte geçmiş zaman içinde bazı yönleri ile sabırla süslenerek su yüzüne çıkan bal gibi bir işgal planı size:
‘Alman filozof Gottfried Wilhelm Leibniz (Almanya 1646-1716) 1672'de Fransa Kralı XIV. Louis'e sunduğu ‘Memoire de Leibnitz a Louis 14, sur la conquete de l'Egypte, pub- lie avec une preface...’ isimli eserinde Güneş Kral'a ‘Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılması için şartların çok uygun olduğunu, sadece Mısır'ın değil bütün Doğu'nun isyan için korkmadan arkasına düşeceği bir kurtarıcıyı beklediğini’ söylemiş...
FRANSA Parlamentosunun son siyasi Ermeni tokadı muvacehesince okunması gereken Fransa'ya Osmanlı Tokadı adlı tarih bilgileri ile yüklü bu kitabı Doç Dr. Erhan Afyoncu, Ahmet Önal ile Uğur Demir birlikte yazmışlar.
Doç Dr. Erhan Afyoncu'nun bir yıl kadar önce yazdığına göre Leibniz, XIV. Louis'i savaşa ikna etmek için çok cazip fikirler ileri sürmüştü: 'Fransa Hollanda ile savaşırsa ancak parasını ödeyerek müttefik bulabilir. Hâlbuki Türkler'e karşı savaşırsa majestelerine birçok yardım gelecektir. Papa, İtalya prensleri, Sicilya, İspanya size destek vereceklerdir. Mısır savaşından beklenen başarı kazanıldığında, Doğu ticaretinin deniz ve kara yolları ele geçecektir. Hristiyanlar'ın başkomutanlığı ve Türk İmparatorluğu'nun ortadan kaldırılması şerefi Fransa Kralı'nın olacaktır. Doğu imparatoru unvanı, dünyanın hakemi ve Hristiyan dünyasının yöneticisi olacak olan kral şan ve şerefle anılacaktır.'
Leibniz'in bu planı üzerine çok büyük hayallere kapılan 'XIV. Louis 1685'te, Osmanlı İmparatorluğu Viyana bozgunuyla uğraşırken Türkiye'ye Fravier d'Ortieres başkanlığında ticari bir misyon kılığında mühendislerden oluşan askeri keşif heyetleri gönderdi. Osmanlı kıyılarının, Mısır'ın, Kıbrıs'ın, Ege Adaları'nın, Çanakkale Boğazı'nın ve İstanbul'un resim ve planlarını' yaptırır.
Söz konusu işgal planına göre: Ya doğrudan doğruya İstanbul'u hücum edilerek başkent işgal edilecek veya Mısır işgal edilerek İstanbul iaşesiz bırakılacaktı. Leibniz ile XIV. Louis'in bu tasarıları gelişen durumlar çerçevesinde oldukça ertelenir. Çünkü o yıllarda Fransa daha büyük sömürgeler peşindedir Amerika ile Asya’da. Osmanlının Balkanlar’dan, Çanakkale’den ve Türkiye’den atılması için hiç de boş durmaz. Çoğu Osmanlı Islahatı ile Mısır’ın işgali yanında Jön Türklerin örgütlenmesi gibi bazı işlerin arkasında Fransa hep vardır. Bilindiği gibi Batı’nın Hasta Adamı bütün cephelerde yenilmiş, Çanakkale yakılmış yıkılmış, bütün Orta Doğu Batılıların denetimine geçmiş, bütün orduları dağılmış ve o meş’um Mondros Mütarekesi ile bütün şehirleri gibi başkent İstanbul da işgal edilmiştir... İki yüz kırk yedi (247) yıl geç de olsa bu emellerine erişmiştir.
Bugün Ermeni oyları için Paris’te alınan ‘soykırımı inkâr edeni içeri tıkarım’ yasası Türkiye’nin içine düşürüldüğü büyük bir siyasi bunalma yol açmıştır. Oyunlarını çok ustaca yoluna koyan Batı’nın akıl küpü Fransa ‘bir taş ile’ pek çok kuş vurmuş bulunduğundan; görüldüğüne göre Türkiye ne siyaseten ne de ticari olarak hiç bir çıkış yapamamaktadır.
Küresel Açılımlar içre Orta Doğu'da ve AB'de 'elde var sıfır' sürecinin bu aşamasında SIFIR SORUN mimarı (!) Prof. Dr. Ahmet DAVUTOĞLU ile AB Bakanı Egemen BAĞIŞ söz konusu kitaptaki bilgilerden de hareketle bakalım ne tür bir siyaset üretecektir.
Bence Fransa’nın bu çıkışının arkası gelecektir.
Başta Orta Doğu olmak üzere Kafkasya ile Türkiye’nin AB’cilik süreci kapsamında neler olabileceğini yakında göreceğiz.
Nedir AB’cilik diye soran olabilir diye açıklamak zorundayım: Osmanlı toplumu gibi bütün şubeleri ile çöketilerek ‘yabancı hayranlığına düçar olmak’ demektir bu bir. İkincisi ise yine Osmanlı toplumu gibi ‘yarı sömürge’ yani ‘açık Pazar’ olma yolunda azimle ‘özelleştirmelere teşne olmak’ demektir.
Batı’nın istediği de bu değil midir?
Atalarsözüdür: Körün istediği iki göz biri ala, biri boz’
Kısaca Batı’nın içinde bir ukde olan Şark Meselesi kapanmamıştır!
Yıllardan beri Orta Doğu’da dönen dolaplar, yapay sınırlar, yeni yeni devlet oluşumları ve kıyılan canlar ile petrol anlaşmaları Şark Meselesinin dışında mı sanıyorsunuz?