- Kategori
- Futbol
Galatasaray - Fenerbahçe rekabeti
Evet bir Galatasaray - Fenerbahçe maçı daha geride kaldı. Öncelikle bir Galatasaray' lı olarak, tüm Fenerlileri kutluyorum. Herkes bu maç öncesi Galatasaray' ı favori gösterdiğinde, maçı birlikte izlediğim arkadaşlara ben hala emin konuşamıyorum demiştim. Nedenleri de çok basitti. Şimdi söyleyeceğim sebepleri, eminim tüm GS' li arkadaşlarım az çok biliyorlardır. Zaten bunları anlayabilmek için de GS' li biri olmak yetiyor.
1. Sebep : Daha önce bu maçlara çıkmış olan Galatasaray' lı yerli futbolcuların, diğer takım arkadaşlarına bu derbinin havasının başka olduğunu iyi aktaramamış olmaları...
Örneğin, Lincoln' ün iyi oyununa rağmen belli zamanlarda yaptığı, " Alt tarafı bi maç " edasını anlatan hareketleri. Aynı şekilde diğer yabancılarında, maçlara Avrupa' daki maçlar gözüyle baktığı için, bu sonucun bi tarafın tüm camiasını derinden etkilediğini bilmemeleri. Gerçi bu maçta yerli futbolcuların da onlardan geri kalır bir yanı yoktu. Eğer maçı dikkatli izlediyseniz, GS' li futbolcuların maçın özellikle ikinci yarısında sarhoş gibi, topu sağa sola savurduklarına dikkat etmişinizdir. Diğer taraftan, yani Fenerbahçe cephesinde ise yıllardan beri, GS derbileri yabancı futbolculara en ince ayrıntısına kadar anlatılır, onlarında tam konsantre olması sağlanır. Futbol tarihi iyi olanlar hatırlar; Atkinson' un, Okocha' nın, Rapaij' in derbilerdeki güzel oyunlarını. Demek istediğim, bu maçlar öncesinde Galatasaray yönetiminde ve futbolcularda, derbinin havasının tam olarak benimsenemediği görülüyor.
2. Sebep : Galatasaray takımının her sene Kadıköy' de psikolojik baskıda maça çıkmaları...
Aslında çoğu kişi" Bu işin psikolojisi mi olur? " diyebilir. Ama baktığımız zaman, böyle bir durum gerçekten mevcut. Hatırlayın Galatasaray yıllardan beri Kadıköy' de ilk iki golü yiyen, maça hep 2-0 yenik başlayan takım oluyor. Bu sefer ilk golü atmalarına rağmen, önde olması gereken bi takımın yapması gerektiğini yapamadılar. Çünkü, kendilerindeki özgüvensizlik yüzlerinden okunuyordu. Yani maçın 1-0 skorla uzun süre gitmeyeceği belliydi. Herkes Benfica maçını izledikten sonra, aynı oyun stilini bu maçtada bekliyordu doğal olarak. Fakat, futbolcuların Avrupa edası kimliğini bırakıp, gene o eski FB - GS maçı kimliğine girmesi ve sanki büyülenmiş gibi normal oyunlarını oynayamaması, GS' li taraftarlarca aslında hep çözülemeyen bi durum olarak ortaya çıkıyor ne yazık ki. İşin ilginç yanı, Galatasaray, bundan önce Kadıköy' de müthiş futbol oynayıp, rakibi baskı altına aldığı maçları bile kaybetmişti. Son 20 yılda iki takım arasında oynanan maçlara baktığımızda( bütün maçlar aklımda olduğu için söylüyorum )Galatasaray çoğu maçta rakibinden iyi oynamış, pozisyonları cömertçe harcamıştır. İşte burada ilginç görüşler gündeme geliyor. GS' li bir taraftara bu konuyu sorarsanız size şöle diyecektir: " Onlar bulduğu pozisyonları atıyor maç 6-0 bitiyor, biz mükemmel oynuyoruz maç 1-0 bitiyor ". İşin esprili yanı, gerçektende haklı bi durum ortaya çıkıyor. 1999-2000 yılındaki 1-0 biten, Jonhson' ın gol attığı ve Galatasaray' ın belkide 10 tane atabileceği maçı bilmeyen yoktur herhalde. Yani, GS' li taraftarlar ( ben dahil ) aslında FB maçlarında takımımızdan iyi oyun beklemeyiz. Çünkü, biliyoruz ki sonuca giden futbol yeterli oluyor. Ama GS yıllardan beri iyi oynamaya çalışıyor, açık futbolu tercih ediyor. Bu da gol atamamanın verdiği psikolojik baskının yanısıra, Fenerbahçe' nin" Nasıl olsa biz gol atarız " havasına bürünmesine neden oluyor. İşin ilginç yanı Fenerbahçe bulduğu pozisyonları gole çevirebiliyor. İşte burda devreye, biras da futbolun adaleti olmadığı konusu giriyor. Şimdi FB' li arkadaşlar abartıyor diyebilirler; fakat gene tarihe baktığımızda, Kadıköy' de ki maçlarda Galatasaray' ın yediği golleri göz önüne getirin. Çoğu defansın yaptığı anlamsız reflekslerden, ya da kimsenin aklına gelmiyeceği noktalardan oluyor. GS' li taraftarlar ne demek istediğimi eminim ki anlıyorlardır. Hatırlayın, Tomas' ın bacakları arasından geçen topu, Ergün' ün kalçasına çarpan topun kaleci Mondragon' u yanılttığını. Fazla uzağa gitmeye gerek de yok aslında. Son maçtaki Selçuk' un ilk golünü ele alırsak, o topun ordan geçmesi her zaman olacak bir durum değil tabi ki. Ya da bugüne kadar elinden top sektirmeyen De Sanctis' in topu sektirmesi ve barajı hatalı kurdurması, Ayhan' ın ve diğer futbolcuların topa müdahele edememesi, Aydın' ın Devid' le koşmayı bırakıp, Meira' nın Devid' in önünü açması... Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Yani demek istediğim, Galatasaray Kadıköy' de maçları hep kendi içinde kaybediyor. Rakibin taraftarından etkilenmiyor aslında. Çünkü taraftardan etkilense Beşiktaş' ın evinde Galatasaray' ı her maç yeniyor olması gerekirdi. Futbolun bir güzel yanı da bu işte. Gerçi hangi GS' liye sorsanız" Keşke üç takım arasında, tersi bir durum yaşansa " der.
3. Sebep : Taktik konular ve yönetim yanlışlıkları...
Tabi ki bu maçta da diğer sebeplerin yanında, az da olsa taktik sebepler ve yönetim yanlışları da etkili. Benfica maçında ki" Yenilen kadro bozulmaz " anlayışı aslında kimilerince kabul edilebilir. Fakat, dediğim gibi bazı şeylerin ille de futbol açısından düşünülmesi gerekmiyor. Örneğin, Emre Aşık' ın ne kadar tecrübeli de olsa böyle maçlarda üst üste kullanılmayacağı ve hata yapabileceği olasılığı, ya da Roberto Carlos' un formsuz ve güçsüz bir dönemde olduğu bilindiği halde, Baros' un sağ çizgide o tarafı zorluyacak bir yapıda futbolcu olmadığı. İkinci yarıda, Nonda gibi ağır bir oyuncunun oyuna alınıp hem Baros hem Ümit' in çıkarılması ve Fener defansının belki de kucağına bırakılıp, en rahat maçlarından birini oynamasına göz yumulması. Baros ne kadar kötü de olsa, gezen santrofor tipinde bir oyuncu olduğu için rakip defansla boğuşabilirdi. Tabi ki sakatların da etkisi çok önemli; ama elindeki malzemenin en iyisini sahaya sürmek gerekiyor. Avrupa' da büyük takım teknik adamlarındaki ve futbolculardaki mantık şudur:" Rakip kim olursa olsun, maçın ilk 10 dakikasında rakibi ve oyun yapısını tartmak ". Çok da güzel bi yaklaşımdır. Yani sen önce kontollü çıkıp sonra hücum varyasyonları deneyebilirsin. Mesela Galatasaray bu maça: De sanctis, Sabri, Servet, Meria, Hakan Balta, Mehmet Topal, Ayhan, Kewel, Arda, Lincoln, Baros 11' yle çıksa orta sahayı daha sağlama almış olabilirdi. Alex' in olmaması eminim ki çoğu GS taraftarını şöle bir düşünceye itti:" Biz hücum ve teknik oyunculardan oluşan bir takımız, Fener orta sahası düz adamlardan kurulu, orta saha da üstünlük bizde olur ". Belki düz mantık bir yaklaşım ama, Fener 'in orta sahasının daha da direnç kazanacağı görünen birşeydi aslında. Yani Alex oynasaydı GS daha fazla pozisyona girebilirdi. Çünkü Fenerbahçe' nin savunma yönünün daha zayıf olması gündeme gelecekti.
Bütün bunların dışında son olarak Galatasaray yönetimine bir sitemde bulunmak istiyorum. Biliyorum ki benim düşündüğümü tüm Galatasaray taraftarı da düşünüyordur. Belirtmek istediğim düşünce şu: Biz artık, enerjisini hakemlere itirazdan harcayan, top oynamayı bırakıp rakiple didişen, kendini yere atan futbolcu istemiyoruz. Tabi ki rakiplerde de tahrik eden, sinirlendiren futbolcular olacaktır. Ama, kurucumuz Ali Sami Yen' nin karakterinden ve asaletinden doğan Galatasaray kulübünün son yıllarda rakip takımlarca sevilmediğine şahit olmamız biz taraftarları üzüyor. Bu sitemleri duymaları belki zor ama, Adnan Polat' a sesleniyorum. Yönetici olmak sadece, taraftar olmak değildir. Gerektiğinde, futbolcuların tek tek alınarak uyarılması gerekmektedir. Neden kimse Ayhan' ı, Ümit Karan' ı, Sabri' yi, Hasan Şaş' ı, Arda' yı uyarmıyor. Bu oyuncuları tabi ki seviyoruz ama, neden kafalarını öne eğip futbollarını oynamıyorlar. Ümit Karan neden sürekli" Bana faul yapıldı " edasıyla oynuyor. Neden kendi ayağına çarptığı golden sonra ofsayt diye itiraz ediyor. Hasan Şaş neden hakemin suratına sürekli bakıyor. Ayhan neden iyi bir futbolcu olmasına rağmen hiç bir takım taraftarınca benimsenmiyor. Hiç bunları düşündünüz mü? Geçtiğimiz yıllarda, efsane kadrodaki futbolculardan Arif Erdem, neden hala o kötü imajıyla akıllarda kalıyor. Ve Galatasaray 4 sene oyun olarak hakkıyla aldığı şampiyonluktan sonra, hala hakemlerin yardımı olduğu konuları konuşuluyor. İşte bütün bunlar zamanında baştan itibaren yapılmayan uyarılardan kaynaklanmıyor mu ? Üzüldüğüm nokta, Galatasaray taraftarı, aslında böyle bir süreci haketmiyor. Ama Galatasaray kendi kendini yiyip bitirmekten, takım içindeki bu kargaşalardan gerçek gücünü hiç bir zaman yansıtamıyor. Bu da akıllarda ki Galatasaray imajını zedeliyor... Hepinize saygılarımı sunuyorum...