- Kategori
- Aile
Gardaşa mektup

Sensiz kaldığımı, emekli ikramiyemi almak üzere gittiğim Ağrı'dan dönüş yolunda, radyoda "İşte gidiyorum çeşm-i siyahım" türküsü çalarken, bulutlar söyledi benim yakışıklı kardeşim, Orhan abim.. Pamucak beyaz bulutlar, uzun boylu şort atletli koşan bir adam oluverdiler birdenbire. Tüm yolcular, hayretle uzun süre otobüsün ön camından izledik o görüntüyü. Yüreğim yandı, yandı, yandı.. Sana el salladım usulca, anlatsam kimse inanmazdı çünki..
Astsubay okulunda Basketbol oynadığın halinle mi veda ettin acep Dünyaya?.. Daha 48 yaşında, acelen neydi gardaş? 1.90 boyunla, hastane yatağına hiç yakışmadın gardaş! Her gün, karınla nöbetleşe beklediğimiz günlerden birinde, sen yemeğini yiyordun.Ben, karşındaki koltukta oturuyordum. Doktor adayı, son sınıf talebesi bir kızımız senin raporlarını inceliyordu. Ben, o hiç susmayan çenemle sana sürekli sevgi sözcükleri sıralıyordum:
- Ananda böyle güzellik var mıydı gardaş? O gözlerini çizerken bir milim kalem oynatmamış mı kurban olduğum Allah? O nasıl güzel kalem gibi eller vermiş Rabbim sana?.. Asker ciddiyetini bir kerecik bozsaydın ya gardaş, ne olacaktı hep aslanlar gibi dimdik durmasan? Güya, iltifatlarımdan sıkılmış gibi kaşlarını çattın:
- Yav sus bi, sus bacım da yemeğimizi yiyelim yav! Yalan, iltifattan utanan aslanım benim, yiğidiim! Ben seni öyle severken, odadaki doktor kıza bir an baktım. Yüzünü kağıtlara iyice gömmüş, ağladığını saklıyor kendince. Dayanamayıp çıkıp gitmişti odadan.Hemen peşinden gittim, sen anlama diye kantine gidiyorum diyerek. Kızı doktor odasında buldum, hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Gidip sarıldım, bu yaptığının yanlışlığını, kanser de olsa nefes aldığı sürece üzülmememiz gerektiğini, böyle yaparsa doktor olamayacağını anlattım öyle öğretmen öğretmen bilmişliğimle.. Kızın yanından çıktım, aşağıya indim bahçede tomurcuk vermiş ağaçlara baktım. Senin odanın penceresine baktım, yere ve göğe baktım. Gözümdeki yaşların hızını kesmek için hiçbir çaba göstermeden avazım çıktığı kadar bağırdım gökyüzüne:
- Bana bunu yapma, ne olur yapma!..
Sensizlik, uykudan uyandırıp uyandırıp işkence yapılmak gibi gardaş! Sensiz uyandığım her güne:
- Yine mi yaşıyorum? diye başladım yıllarca, zaman kokunu bile silemedi yüreğimden gardaş! İki yıl boyunca, ben her gün öldüm biliyor musun? Bakmalara doyamadığım boylarına kurban olduğum gardaş!..
Beben büyüdü ki, aynı sen, görsen! Saçlarının içini kokluyorum, kokusu da aynı sen.. Hepimiz yaşıyoruz, hiç eksilmeden. Bir tek sen yoksun, bir senin yokluğun boynumu büken..
Recaizade Mahmut Ekrem'in genç yaşta ölen oğlu için yazdığı dizeler geliyor aklıma:
"Gittin ama oğlum Nijat on beş yaşında / Adın yakışmadı mezar taşında.."
Özlemin bağrımı yakıyor, nur içinde yat gardaş..
* 2000 yılında lenf kanserinden kaybettik canımın içini..