- Kategori
- Basın Yayın / Medya
Gazete patronu gezeteciye ihtiyaç duyuyor mu?

- Gazeteci Nezih Demirkent.
- Rahmetli.
- Zamanın birisinde şöyle bir ifade kullanmış.
- “Eskiden biz gazetecilere, gazete sahibinin ihtiyacı vardı. Çatır çatır oturup pazarlık ederdik.” (Nezih Demirkent)
- Şimdi durum vaziyet nedir?
- Gazete patronunun, gazetecilere ihtiyacı var mıdır?
- 12 Eylül öncesinde gazeteler kâr edermiş.
- Bir çok kıdemli gazetecinin ifadesinden anlıyoruz.
- Bu güne baktığımızda, gazetelerin külli zarar ettiği bir gerçek.
- Peki, neden gazete patronları ısrarla gazetelerin yayınını sürdürme kaygısı güder?
- Tabi basit bir yanıtı var bunun.
- Isıtıp ısıtıp yemenin bir esprisi yok.
- Her zaman tartışılır ya.
- “Gazete patronları başka iş yapmasınlar” diye.
- Oysa gazete sahiplerinin devlet ihalelerinde fink attığı alenen ortadadır.
- Olası hükümetleri ablukaya alıp, seçim öncesi yayın politikalarını ince ayar söylemlerle donatıp, ilgili siyasi partiye çarşaf çarşaf desteklerini sunarlar.
- Yıkayıp, yağlayarak.
- Evet!
- Gazete patronlarının gazeteciye ihtiyacı yoktur.
- Üzgünüm!
- Ama gerçek bu.
- Bu gün artık gazetecilik mesleği, yerini tetikçiliğe bırakmıştır.
- Pardon.
- Bu gün değil.
- Öncesi var tabi.
- Ne zaman ki “Serbest Piyasa” nın büyülü kuralları memleket sınırları içerisinde erdem olarak kabul gördü.
- İşte o zamandan beridir ki gazetecilik yerlerde gezer oldu.
- Ve gazeteler marketing haberciliğine döndü.
- Her telden çalan gazetecilerin olduğu gazeteler.
- Yanar dönerlikte işin cabası olmuştur.
- Yanar döner olmanın koşulu ise içi boş bir liberalizm benimsemesidir.
- Her kapıyı çalmaya yarayan büyülü bir anahtardır liberalizm.
- Bu tip kaygıları olmayan gazetecinin, safkan liberal olmasını beklemek zaten zordur.
- Ve ancak safkan liberaller var olabilir piyasa koşulları içerisinde.
- İdeoloji hak getire.
- Siyasal ve politik çizgi ifadesini yitiren bir kavrama dönüşür.
- Şimdi konuşuyorlar.
- İzliyorum.
- Hem de televizyondan.
- Yanar döner takımı atıp tutuyor.
- Lakin “neden gazetelere güven sıfır?” sorusunu tartışmaya açmıyorlar.
- E hadi söyleyin bakalım.
- Gazetelere güvenin sıfır olmasının nedir nedeni?
- Neden kimse bu konuya kafa yorma kaygısı gütmez.
-
Bakınız geçen hafta.
- Bir eski bakan.
- AKP’li.
- Hac farizasında atıp tutmuş.
- Yıl 1993.
- Atıp tuttuğunun üzerinden on beş koca yıl geçmiş.
- Yıl olmuş 2008.
- Henüz yeni kamuoyuna açıklanıyor.
- Tetik çekilmiş.
- Sonuç.
- E gayet basit.
- Halk gazetelere güvenmiyormuş.
- Güvenmez.
- Güvenirse sorun var demektir.
- Gazeteler ne zaman ki okuruyla doğru zeminler üzerinden ilişki kurar.
- İşte o zaman gazeteler gazete kimliğine kavuşur.
- Ve kâr olgusu işlemeye başlar.
- Oysa şimdi, kılıç kalkan ekibi misali, patrona siper olmanın adı olmaktan öteye gidemez.
- Geçen hafta Nazlı Ilıcak zılgıtı yedi.
- Sebebi hikmet’i!
- Nazlı hanım, Şaban Dişli ve Deniz Feneri hadisesini eleştiren yazılar yazıyor.
- Ergun Babahan, Nazlı hanımı kibarca uyarıyor!
- Ve köşesini ücralara atıyor.
- Yok ayrıldı.
- Ayrılmadı tartışmaları.
- Nazlı hanım şimdi konuşuyor.
- “Yok efendim. Baskı ne demek? Olur mu öyle şey?”.
- Buna karşın Ergun Babahan’da konuşuyor.
- “Hiçbir gazetecimizin yazılarına müdahale etmeyiz. Yaşananlar sadece gazete içi sorunlar”.
- Ört ki ölem.
- Laf Nazlı Ilıcak’ta.
- “Var mı bir baskı?” sorusuna verdiği yanıt ilginç.
- “Ben Başbakan veya sayın Çalık’ın bu konuda her hangi bir talimat verdiklerini sanmıyorum. Bu işlerle uğraşacak zamanları yok zaten”.
- E hadi bakalım, buradan yakalım.
- Bu ahlak anlayışı ile sanırım gazetecilik daha çok ayaklar altında gezer.