- Kategori
- Gezi - Tatil
Gaziantep'te bir gün
24 Nisan 2015 Gaziantep Gezimiz
Çok sevgili, canım hayat arkadaşım ile evliliğimizin 5.senesini doldurduk 25 Nisan 2015 tarihiyle. Uzun zamandır, şöyle günübirlik de olsa kaçıp, Gaziantep’i bir gezsek, hem yiyip,içsek hem de müzelerini, dar sokaklarını,çarşılarını gezip, orada, Anadolu’nun o güzel atmosferinde olsak diyorduk. Ben de sevgilime bir sürpriz yaptım ve 24 Nisan Cuma günü, günübirlik gidiş dönüş uçak bileti aldım ve sabah 03.30 da evden çıkıp, 05.00 uçağıyla Antep’e gittik. Şimdi ise, teker teker nereleri gezdik, nerede ne yedik, anlatacağım ki, gitmeyi düşünürseniz rehber olsun sizlere de. Biz çok beğendik güzelim şehrimiz Gaziantep’i, mutlaka, gidin, gezin, bol bol resim çekip, sokaklarında yürüyün.
Yukarıda da belirttiğim gibi biz günübirlik gittik ve şehrin içerisinde görülebilecek yerlere yürüyerek ulaştık. Sabah 06.35 de uçağımız inmişti bile. Hemen havaalanının çıkışında Havaş’a binerek (kişi başı 10 TL) şehir merkezine ulaşmamız 25 Dakika sürdü. Merkeze geldiğimizde vakit çok erken olduğundan bütün dükkânlar, mağazalar her yer kapalıydı, çay kahve içip, ayılabilmemiz için ancak bir tane açık pastane bulabildik. Cicim Pastanesi, harika zeytinli açması ve tavşankanı çayı ile kendimize getirtti bizi.
Orada biraz oyalandıktan sonra hemen arka sokağında olan “oyuncak müzesi” ne gittik. Müzeye giriş 1TL. Eski bir konağın, yeniden restore edilerek müzeye çevrilmesiyle böyle güzel bir oyuncak evi çıkmış ortaya. Müzeye giden dar, ince sokak özellikle harikaydı, sokakta sizi saklambaç oynayan küçük çocuk heykelleri, duvara yaslanmış mavi kocaman bir araba ve halısında uçan Sinbad bekliyor. Çok tatlılar, daha müzeye girmeden, içiniz neşe doluyor bile. Müzede oda oda ayrılmış, her odada farklı kategorilerde, dünyanın pek çok yerinden getirilmiş, çok eski ama bir o kadar değerli ve güzel oyuncaklar var. Konağın bahçesinde, yan tarafta bir mağara var, oyuncaklar var içerisinde. İçeri girdiğiniz anda büyüsüne kapılıp, kendinizi oyuncakların içerisinde kaybediyorsunuz. Kesinlikle çok keyif alarak gezdik. En son çıkarken, renkli renkli yazılmış, “Oyuncak Müzesi Hatırası” yazısının altında bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi unutmadan gülümseyerek çıktık oradan.
İkinci durağımız olan Emine Söğüş Mutfak Müzesi’ne gitmek üzere tekrar yürümeye başladık. Biz eşimle bilmediğimiz bir şehrin sokaklarında yürümeyi çok sevdiğimizden dolayı toplu taşıma aracı kullanmadık. Ama siz dilerseniz taksi veya dolmuş ile ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Bir de açıkçası İstanbul ile kıyaslayınca şehrin merkezi, gezilecek yerler, yeme-içme mekânları hepsi bir arada, birbirine çok yakın. O sebeple yürümek çok daha keyifli hale geldi. Gelelim Mutfak Müzesi ne. Burası eski bir konak, yeniden restore edilip, müze haline getirilmiş. Giriş ücreti burada da 1 TL. Gaziantep’in yemek kültürünü çok güzel anlatmış, yemeklerini gayet açıklayıcı bir şekilde tanıtmışlar. Hatta insanın canı çekmiyor değil, o sebeple bu güzel, keyifli, Antep mutfağını, mutfak araç ve gereçlerini anlatan, sergileyen müzeden çıkar çıkmaz kendimizi ciğer dürüm, yanında yayık ayranı içerken bulduk. Kesinlikle enfesti! Orada insanın canı her şeyi yemek istiyor, yedikçe yiyesin geliyor. Allahtan ki bu geziyi tek bir gün ile sınırlandırdık, yoksa kilo alıp, geri dönmemiz içten bile değildi.
Mutfak müzesinden sonra ki durağımız, bakırcılar çarşısı, etrafta bulunan türlü baharatın, kuru meyvenin, el işlerinin satıldığı bedestenler ve meşhur Tahmis Kahvesi oldu.
Bakırcılar Çarşısı, çok büyük olmamasına rağmen sizi kendisine hayran bırakıyor. Küçücük dükkânlardan yoğun şekilde tak tak sesleri geliyor, zanaatkâr insanlar bakırı döverek nasıl güzel sanat eserleri ortaya çıkartıyorlar inanılır gibi değil. Keyifle, içimize o tarihi, o el emeği yapılan ürünlerin kokusunu çekerek gezdik tüm çarşıyı. Oradan çıkınca hemen yakınında bulunan Zincirli Bedesten e uğradık. Türlü türlü baharatlar, Antep e has yemişler, kuru dolmalıklar, el yapımı oyalı yazmalar, deri çarıklar satılan çok büyük değil ama çok keyifli bir çarşıydı burası da. Keyifle gezip, buradan kırmızıbiber, isot aldık. Zincirli Bedesten den çıktığımızda artık yürümekten ayaklarımız helak olmuştu ve kendimizi meşhur Tahmis Kahvesine zor attık. http://kultur.tahmiskahvesi.com.tr/İçeri girer girmez,burnunuza mis gibi kahve kokusu gelen,kocaman,çok otantik,keyifli bir kahve burası. Kahveye özgü Menengiç ve Tahmis kahvemizi içtik, biraz resim çektik, dinlendik ve oradan da çok güzel duygularla ayrıldık.
Buradan sonra ki durağımız yine bir yemek noktası oldu, saat 16 olmuştu bile ve biz tüm gün yürümekten, yine çok acıkmıştık. Şehrin en meşhur kebapçısı İmam Çağdaş olmasına rağmen, orada yaşayan arkadaşlarımız bizi Nizip (yanlış hatırlamıyorsam) ilçesinde bulunan Halil Usta’ya yönlendirdiler. http://www.kebapcihalilusta.com.tr/o nasıl güzel kebap,o nasıl lokumumsu bir etti öyle.Yerken kendimizden geçtik,mutlaka ama mutlaka gittiğinizde uğrayın ve kebabı burada yiyin derim ben..
Halil Usta dan çıkınca son durağımız olan ve heyecanla görmeyi beklediğimiz Zeugma Müzesine doğru yürüyerek yol aldık.Yaklaşık 7-8 dakika yürüdükten sonra ulaştık müzeye. (Zeugma Antik Kenti’nin kurulumuyla ilgili http://www.zeugmaweb.com/kaynağından tüm detayları öğrenebilirsiniz.) Hayret ve şaşkınlıkla gezdiğimiz müzeye resmen hayran olduk. Gaziantep’inde simgesi olan Çingene kız mozaiği öylesine etkileyici ve güzeldi ki mutlaka herkesin bir kere görmesi gerektiğini düşünüyorum. Mozaik Müzesinde ki gezimiz yaklaşık 1,5 saat sürdü, giriş 10 TL olup, müze 18.30 a kadar ziyarete açıktır.
Zeugma Müzesini keyifle gezdikten sonra, merkeze geri döndük, biraz baklava, biraz Antep fıstığımızı alıp, Havaalanının yolunu tuttuk. 19.35 uçağıyla, çok beğendiğimiz tarih ve kültür kokan bu güzel şehirden mutlu mesut ayrıldık.