- Kategori
- Gezi - Tatil
Geçmiş zaman yolu
Uzun yıllardır kullandığım bir güzergâhı yazmak istedim bu yazımda. Biraz gezi, biraz geçmiş zaman ve soluklanacağımız durak yerleri ile ülkemizin önemli geçit noktalarından birini anlatmaya çalışacağım.
E90 olarak tarif edilen karayolu; Aksaray’dan, Kayseri ve Niğde’den gelen yolu Adana’ ya ve Mersin’ e bağlayan bir yoldur. Benim üzerinde duracağım kısım ise, Ereğli-Konya kavşağından sonraki; Ulukışla, Çiftehan, Şekerpınarı, Pozantı, Tekir, Gülek geçidi ve devamında Çamalan’a kadar olan kısımdır. Niye bu kısma odaklandığımı bu güzergâh üzerinde yolculuk yapanların anlayacağını düşünüyorum. Bu yolculuk, bir nevi İç Anadolu’dan Çukurova’ya bir geçiştir, farklı bir coğrafya ve kültürden farklı bir coğrafya ve kültüre yapılan bir yolculuktur.
Belirttiğim güzergâhın, 2009 yılında Kemerhisar-Pozantı arasındaki otoyolun hizmete açılması ile kullanımı azalmıştır. Hizmete açılan otoyol, aslında 1998 yılında programa alınan Ankara-Pozantı otoyolunun bir parçasıdır. Otoyolun hizmete girmesi ile Ulukışla güzergâhının kullanımı azalmıştır. Zira bu güzergâh, otoyoldan önce alternatifsiz olması nedeni ile taşıma araçlarının da tek geçidi olup, trafik açısından tehlikeli bir yol olarak görülmektedir. Tabi trafik kurallarına ne kadar uyuluyor, burada konum olmadığı için değinmeyeceğim. Zira ben, yeni açılan otoyol bir tarafa, Pozantı-Adana arasındaki otoyol açılmadan da önce, Adana’ya Toroslar’ı kıvrılarak aşan 3,5-4 saatlik yolculuklarımızın olduğunu hatırlarım.
İlk durağımız Ulukışla. Niğde’nin kervansaraylar diyarı bu ilçesi, yolculuğumuzun ilk durağıdır ve ben Ulukışla’yı İç Anadolu’ dan Çukurova’ ya açılan ilk kapı olarak yorumlamışımdır hep. Seyir halindeyken ilçeyi sol tarafınızda bırakarak ilerlersiniz. Her geçişimde mutlaka baktığım, içimden geçmiş zaman olur ki diye geçirdiğim ve bana göre şehrin sembolize bir yapısı Ulukışla Tren Garı’dır. Kıvrılarak devam eden yolda bir sonraki durak ise Çiftehan’ dır. Termal kaynakların olduğu bu küçük yerleşim yeri, geçmişte yeterli ilgiliyi görememiş olup, yeni yeni termal turizme dayalı yatırımlar yapılmaktadır.
Ulukışla’dan sonra Çiftehan’a yaklaştıkça yavaş yavaş Bolkar dağlarının yükselişini görürsünüz. Çiftehan’dan sonra Şekerpınarı’ na ulaştığınızda ise artık sağınızda bütün haşmeti ile Bolkar dağları yükselmektedir. Şekerpınarı’ndaki çay bahçesi de yolun hemen kenarında hatta suyun üstünde kurulu olup, yıllardır bu yolu kullananların vazgeçilemez bir uğrak yeri olmuştur. Yolun hemen kenarında olduğu için park yerine giriş ve çıkışlarda çok dikkatli olunması gerektiğini burada da hatırlatmak isterim. Ağustos ayında dahi buz gibi akan bir suyu olup, ne zaman gitsem çeşme başlarında onlarca insanı ellerindeki damacanaya kaynak suyunu doldururken görürüm. Suyun üzerinde kurulu ahşap katta çay içmek ise ayrı bir keyiftir. Şekerpınarı’ndaki çay molamızdan sonra yavaş yavaş yolculuğumuzun orta noktası diyebileceğim Pozantı’ya gireriz. Pozantı’da yolun daraldığını, trafiğin yoğunlaştığını mutlaka hissedersiniz. Yol kenarında her ne kadar düzensiz yapılar olsa da, o düzensizlikte yıllardır yerini koruyan tesisler de vardır. Bunlardan biri de Doğan Tesisleridir. Çocukluğumdan 70 li yılların sonundan bugüne kadar, özellikle otobüsle yaptığım yolculuklarda hep mola yerimiz olmuştur.
Pozantı’dan sonra ise, artık tercih otoyol olur, zira diğer yol oldukça zahmetli ve uzun bir yolculuk gerektirir. Ama yine de otoyoldan giderken de Tekir mevkiinde çam ağaçları ile kaplı ormanı, dağların sırtlarına serpilmiş yayla evlerini görme imkânınız olur, özellikle kışın karlar altında hoş bir görüntüsü vardır. Bundan sonraki yer ülkemizin önemli geçitlerinden, başka bir tabir ile önemli boğazlarından olan Gülek boğazıdır. Mitolojik ismi ise Kilikya kapısıdır, Anadolu’yu Çukurova’ya, hatta daha güneylere açan bir kapıdır bu geçit. Tekir’den çıkışla yüksek rakımla girdiğiniz geçitte yol aldıkça rakım düşmeye başlar ve artık hava sıcaklığı da yavaş yavaş yükselir. Çamalan mevkiine geldiğiniz de ise artık İç Anadolu geride kalmış Çukurova’ya inişe başlamışsınızdır. Yaylalara, vişne ve elma bahçelerine hoşçakal demişsinizdir, artık sizi pamuk tarlaları, portakal bahçeleri beklemektedir.
Başta da dediğim gibi 2009 yılında Kemerhisar-Pozantı otoyolu açılınca, E90 karayolunun kullanımı iyice azalmıştır. Trafiği rahatlattığı, ekonomiye katkısı olduğu da bir gerçektir. Ama Ereğli kavşağına gelince, bir tarafta otoyolu bir tarafta da yıllardır bize geçit veren Ulukışla güzergâhını görünce, otoyol rahatlık var gel dese de, gönlüm eski güzergâhın anılarla dolu sesine kulak vermeye eğilimlidir hep.