​ GEÇMİŞİN İZLERİ VE KÜLLER / İlişkiler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '09

 
Kategori
İlişkiler
 

GEÇMİŞİN İZLERİ VE KÜLLER

GEÇMİŞİN İZLERİ VE KÜLLER
 

düşler gökyüzüne asla yılma


Derler ki küllerden yeniden doğulur. Evet, kişi doğar. Küller bedende can bulur. Peki ya küllenmiş ilişkiler doğar mı? Vardır hayatınızda öyle birileri, kadın yada erkek……..izi kalmıştır bedeninizde, köprünün altından çok su aksa da. Sonra bir gün bir yerde ya da bir şekilde karşılaşırsınız. Tüm yaşanmışlıklara inat; içinizdeki çocuk hala aç ya sevgiye, biranda acabalar içerisinde bulursunuz kendinizi.

Zaman geçince ki -buradaki zaman göreceli bir kavram olsa da- biz, yeterince diyelim; acı ve keder ya da tüm kötü sayılabilecek anılar yok olmuştur ya da o kadar sıkı kapanmıştır ki kapısı, hiç hatırlamazsınız. Geriye kalan iki alternatif vardır. Ya tamamen silinmiştir; hani tuşuna basılmış ve geri alma ihtimalinin olmadığı ya da sizi ufacık gülümseten birkaç anı ama sanki bizzat siz yaşamamışsınız da; bir yerlerden tanıdık geliyordur ruh hali.

İşte böyle biranda çıkan birisine karşı ne yapmalı?

Gard mı almalı, tanımadan yanından geçip gitmeli mi, telefonda sesini duyduğunuzda tanımamış rollerine mi girilmeli yoksa bir şans mı verilmeli ………..

Hepsi olabilir yada hiçbiri olmaz.Tamamen o günkü ruh halinizle de etkili olabilir, yaşamınızdaki tercihlerle de….

Ben, mağazada vitrinden bana gülümseyen; sarının telaşı bir seçenekle acaba diyorum. Mümkün mü? Nereden baksanız 7-8 yıl olmuş. Olayın büyüsü ve tanımak merakı biranda yüreğimi kaplarken, içimdeki tuhaf heyecanın adı herhalde biraz tanımışlık ile yeniden keşfin vereceği garip bir merak tutkusuyla olsa olsa cazibe –i keşiftir.

Kısa bir tereddüt ardından, gelen mesajlara çok dikkatli cevap yazıyorum. Nede olsa zeki bir kadın cümlelerle oynamasını iyi bilir. Hem olumlu yaklaşmazken ki kastedilen balıklama atlamıyorum ve yüreği dizginliyorum; bir yandan da olası durumlara karşı, net fikirlerimi dile getiriyorum ki bir daha canım yanacaksa daha az acısın diye.

Hoş can yanmaya başlayınca azı çoğu olmuyor. Yer gök kana karışıyor.

Karşı taraf hamlelerimin bazılarını görüyor, bazılarını da kaile almıyor. Muhtemelen işine gelmiyor.

Mesajlarda mümkün olduğunca imaya az yer vererek; bu şehre geldiğinde aramızda yeni bir sürecin yaşanabileceğini, bu süreç doğrultusunda karşılıklı anlayışla birbirimizi yeniden tanımaya çalışacağımızın altını çift çizgi çekiyorum. Bana ait bilmediği o kadar çok şey var ki, tabi benimde. Yıllar içinde bakış açıları değişiyor, beklentiler, zevkler, kimileri aynı kalırken kimileri ya kayboluyor ya da yenileri ekleniyor. Hal böyle olunca da muhtemelen süreç içinde çok farklı şeyler yakalanacaktır.

Bir gece, yine uykusuz düş satın alma saatlerinde;

Kendi kendime eleştiri yapıyorum. En büyük hançeri çıkartıp, içeriye batırıyorum, derinlere.Bulduğum birinci cevap: âşık olmak istiyorum, aşkın sevgiye dönüşme halini görmek istiyorum, elele yürümek, biriyle yaşamımın her anını birlikte paylaşmak istiyorum. Onun yaşamında renk cümbüşü olmak, benim yaşamındaki yol arkadaşım olması vs vs……bu cevabı burada kesiyorum uzadıkça uzuyor ve diğer bir tarafa sapladığımda, İkinci cevap: etraftaki tüm yakın arkadaş çevresi evli, sosyal ortamlarda bekar yaşıtlar hiç kalmamış, yada kalmışta ilişki sorumluluğu istemediklerinden bana uymuyor veya ortaları bulunmuyor –tecrübelerle saptanmış ve sabittir- istisnalar hariç ama onlar da bulunduğum ortamlar da yok. Üçüncü cevap: tüm iyi niyetle adamın hamurunu bildiğimi varsayarak, kendisine yeni yetkinlikler kazandırmış olması ihtimali yani direkt değişmese de yaşanmış yıllar insanlara iyi veya kötü bir sürü deneyimler kazandırır, olgunlaştır, yetenekler, bilgi ve beceri birikimleri artar vs vs. ile sağlıklı ve hayatın tüm renklerini paylaşabileceğin bir ilişki olması isteği…

Daha ben kendimle uğraşırken ve kar botunu sıkıca ayağıma giymiş temkinli adımlarla ilerlerken adamdan mesaj bombardımanı geliyor. Eski güzel anların hatırlatılması, bir kadını yüreğinden vurabilecek tüm o güzel sözlerle süslenmiş cümleleri kurarak arıyor beni.

Tam zırhı indirmiştim ki; yeni bir telefon görüşmesinde tam tersi bir tutumla olmadık suçlamalar, ilgili –ilgisiz yorumlar. Fark ediyorum ki; eski ama çok iyi bildiğim bazı şeyler hala yerinde duruyor.

Bu fırtınalı gelgit hali üstüne yapışmış. Ne kadar yıkasan da çıkmayacak. Neye kızdığı belli olmayan bu ruh hali ile bir kelimeye takılmış, kurmuş, kurgulamış, saplantılı ve öfkesini bilinçsizce kusma durumu. Zırhın ipini hemen sıkıca bağlayıp, bu durumu açıklığa kavuşturmaya çalışıyorum. Farklı şehirlerde olunduğundan ve yaşanmışlık silsilesinin yıllara bölündüğündeki hali birkaç su damlası ki ben okyanusu düşlerken.

Ankara’ya geleceğini söylüyor. Bir iş halledecek arada da benimle görüşecekmiş. Kırgınlığımı gizleyerek bekliyorum diyorum. Kırgınım çünkü bu gelgit halinin en üst boyutunun nasıl olduğunu biliyorum.

Geldiğindeki telefon görüşmeleri de tuhaf.

Ben anlamıyorum şu kısa, önü, arkası olmayan, emir kipi içeren telefon mesajlarını. Gelmişsin buraya kadar ne bileyim bir günaydın de, cümleleri uzun kur, öyle bir yerlere davet et. Yok, illa taş çatlasa 2 -3 kelimeyi aşmayacak ve emir kipleriyle bitecek. İyi de bir sor. Ofisten kaçta çıkıyorum, akşam müsait miyim, …vs.vs.

Şu kendini kral sanma durumu yok mu?

Aslında kızmamam lazım. Üzerinden 7 yıl geçmiş ama kısa bir parantez açalım: Geçmişte her şeyin merkezine ben oturtmuştum kendi ellerimle. Gel deyince gel, git deyince git. Kendinden bir sürü ödünler vererek; aman onun gönlü hoş olsun, kızmasın, öfkelenmesin durumu ile aşk sandığım tek taraflı verilenlerle ilişkiler ve paylaşımlar dizininin aslında sevgi, paylaşım,aitlik ve özen olmadığını çok sonraları öğrenmiştim.

Zaman geçmiş, büyümüştük. Ya da ben büyümüştüm. Hala dizim kanasa da kendi kendime sarabiliyordum.

İlişkilerde en önemli şeylerden biri de ne istediğini bilme ya da ne istemediğini bilme durumu. Yani ortak paydalarda birleşirken, birbirini anlayabilme, empati kurma, birlikte keşfetme, olumlu ve olumsuz yanlarıyla yaşamda destekli ve hoşgörülü olma haliyle bir ilişki yürütülebilecekken; beklenti fazlalıkları, yargısız infazlar, bencillik şarabının fazla kaçması, kıskançlıklar ve gereksiz ego tatminleri... başlamadan bitme durumu.

Bir kez telefonla konuştuk. Konuşma üslubu ve yaklaşımı eskide kalmış birini arıyordu. Kendi hiç değişmemişti. Karşısındakinin de aynı kalmasını ve itaatını bekliyordu. Bu tarz bir davranışlarının doğal olduğunu, hatta onun huyunu unutmuş olduğumu ve biran önce hatırlamamı ve ona göre davranmamı ve onu sinirlendirecek bir şey yapmamamı da salık verdi.

…..

Yüzyüze hiç görüşmedik.

….

Bu renk zaten hiç yakışmazdı diye elbiseyi denemeden; hemen mağazanın vitrininden uzaklaşıyorum.

Çok istisnai durumlar dışında galiba külden ilişki doğmuyor. Közden alevlenebilir ama küllenmişse çok zor.

Bu sefer külün üzerine atlas okyanusunu çekiyorum. Toprak içine alıyor. Külleri yok ediyor. Derin bir nefes alıyorum.

Birinci ders: istisna durumlar dışında geçmişe sünger çekmişsen, küllere dokunma –çok hoş bir pakete sarılsa da - İkinci ders: büyükler doğru söylemiş insanın başına ne gelirse meraktan ve bir musibet bin nasihate bedel. Üçüncü ders : Düşler gökyüzüne savrulmalı asla yılma. Dördüncü ders: ….Beşinci Ders: ….Birazını da kendime sakladığım epey ders çıkarttım.

 
Toplam blog
: 54
: 2211
Kayıt tarihi
: 07.09.06
 
 

1975 doğumlu tipik bir terazi.. Kimine göre bu yıllara bir sürü şey sığdırmış biri; kimine göre..