- Kategori
- Şiir
Geçmişte yokluk

çocuktum ufaktım,
Aylarca anne babadan uzak köyde babaanneyle kalandım ben
Bahçede çişimi ağaca yapmayı öğrenendim ben
Arı soktumu domates bastırmayı öğrenen en ufak çocuktum ben
ve aylar sonra annem geldiğinde getirdiği çikolataya sevinemeyendim ben
gençliğini yoklukta yitirmeyip direnen ben
eski bir otel odasında rutubetli duvarlara ağlayandım ben
hastalıktan 2 büklüm yırtık çarşaflarda yatandım ben
sarı çıplak ampule bakar bakar dalardım
güneşim olurdu benim
şehrin telaşına eski bir pencereden izleyendim ben
ve yanlızlığını bir an olsun terk edemeyen, terk ettirilmeyen...
Günlerce bir gevreğin kaç günde bayatladığını iyi bilenlerdendim ben
bil ki gevrek önce lastik gibi olur dişin acır, sonra ise taş gibi
anne baba yok yine ortalarda, saatlerce yürüyüp komşuya gidendim ben
okul yıllarında komşu amcanın ayakkabısını giyip tarz yaratanda bendim
ve hala espri yapabilen, hayata karşı gülebilen
siyah rugan ayakkabımın altındaki koca deliği kartonla en iyi kapatabilen
yıllarca alışveriş nedir bilmeyen de ben
hep komşuların kıyafetleri ile büyüyen de ben
bir kucak dolusu umutlarım vardı benim
yaşama sürekli gülen bendim
hergün birşey öğreniyor insan ve her gün yine şükredendim ben
ekmeği eşit şekilde 3 e bölmeyi de öğreniyor gençliğinde
sabah, öğle, akşam...
trenle ayda bir koli gelirdi bana
her seferinde içinde neler olduğunu bile bile
bir heves yine bir merak yine
1 kavanoz üzüm reçelini kaç günde bitirebileceğimi keşfettim ben
ve ucuz bisküviler çokta dayanmıyordu sevmezdim o yüzden