- Kategori
- Gündelik Yaşam
Gel(?)cek!

Bakınız
Uyanmak için yine bir sebebim vardı... Öyle yaptım, sebebime uygun bir moralle uyandım.
Oh mis, yine evde kimse yok, "günaydın" demek zorunda olmayacağım, "gık" bile dememe gerek yok. Oldum olası bu sabah konuşmalarını sevememişimdir. Bazı günler ilahi bir şekilde sabahları konuştuğum oluyor, ama tercih etmiyorum. Keyfime keyif kattı bu sabah yalnızlığım...
Güzel bir rutinim var hayatta, mistik bir hava seziyorum bundan. Su ısıtıcısının düğmesine basıyorum. Kapıdan gazeteyi almaya giderken de, acaba bugün "alevli" birşeyler yesem mi diye düşünerek. "Alevli kahvaltı" çocukluğumun pazar kahvaltılarını ifade ediyor. Böyle yumurtalı, sucuklu, tostlu kahvaltılara derdik. Bu deyişte "Herşey çok güzel olacak" filminin de etkisi yok değil.
Gazeteyi şöyle bir karıştırdım. Huyum değil, yazdıklarımı sonradan okumak. Galiba bir panik oluyor, ya yanlışımı bulur da düzeltebilemiyor olursam diye. O yüzden hiç hangi sayfada olduğunu bile bilmem.
Ayaküstü bir maillerimi kontrol ediyorum. Cep telefonumu da masanın üzerinde buluyorum, ilgimi çeken birşey yok. Bu sessizliğimi telefonla konuşarak bozmayı hiç mi hiç istemiyorum...
Yatak odasına geçiyorum, yıllardan beri hayalini kurduğum, dağılmayan eve taşınamamanın hüzünü çöküyor üzerime. Ne kadar az eşya o kadar az dağınıklık diye neler hayal ederek dekore etmiştim bu evi aslında. Elimde de isyankar havada içtiğim, kokulu poşet çayım var.
Planım hazır, dışarı çıkacağım, bugün hava tam benim İngiliz damarıma uygun. Önce bir kitapçıya, hılzıca sirküle edebildiğim için dergiler almayı koydum kafama. Sonra da kendime kahve ısmarlayacağım. Kendimle gurur duydum, yemekten önce kahve içilmez, su içilmez edilmez yapılmaz gibi takıntılarım olmadığı için.
Şanslıyım, yürüme mesafesindeki bu yerlere giderken, sessizliğimi ufacık " alabilir miyim?, teşekkürler ve iyi günler" diyerek bozdum. Bozdum da sayılmaz aslında... Oldum olsı sabahları, uyandıktan bir süre sonraya kadar konuşmayı sevmedim. Hı hı diye geçiştirdiğim kahvaltıları nasıl anlatsam bilemedim...
Kitapçıyı tavaf ettikten sonra vardım bir kahve dükkanına. Aslında buranın düzenli bir müşterisiyim. Büyük ihtimalle yakında o "bugün nasılsınız?" sorusunu yönelteceğim ama ah işte o sabah mahmurluğum. Söylemeyi unuttuysam, hemen davranayım, bilgisayarım benimleydi tüm bunları yaparken. Çaktırmayın, burası benim varoluşçu düşüncelerimin serası...
Ne iyi karar vermişim böyle bir iş bularak. Esnek bir düzenimin oluşu beni bayıltırcasına mutlu ediyor... Tüm fatura yatırma işlerini internetten yapmama rağmen, istersem eğer gidip bankada sıra bekleyebileceğimi bilmek ne kadar güzel değil mi?
Eve geldim, hemen belli belirsiz bir fon müziği açıyorum kendime. Artık günü ortaladim , benim çenem düşer az sonra. Telefonla konuşurken gidip sesini kısmayla uğraşmak istemiyorum. Hem yeni hobimi icra edeceğim, belki annemi aramam gerekebilir.Açıklama borçlu muyum?
Tamam tamam, yeni hobim yemek yapmak. Emine Bedel tadında tariflerden yola çıkasım var. Zaten bu sıralar gurme olasım var, bir tadacağım yemeği, ufacık, bunun içinde şu da bu da var diyebileceğim...
Farkındaysanız bitiremedim yazıyı, Murathan Mungan diyordu "en zoru bitirmek" diye. O sabah ki sessiz halimden eser kalmadı. Güzeldi dimi o zaman..Korkuyorum birazdan askerlik anılarıma geçeceğim diye. İşte o zaman vay halinize. Her ne kadar askerlik yaptığıma insanları inandıramasam da...
Oooo saat kaç olmuş? Eee? Eeesi yok, böyle derdim yok işte artık, hava atmak istedim. Bir yere yetişmek için çabalamak stres panik olmak yok. Duyar gibi oldum, ne zaman oldu ki böyle bir kaygın diye.
Kendimi ikiye profesyonelce bölebilmem ne kadar güzel ya. Bugün kendime hayran olduğum bir başka gün olsa gerek. İş için ve zevk için yazabiliyorum. Peki ya bu hangisi??