- Kategori
- Siyaset
Gel tezkere, gel tezkere...

Gel tezkere, gel tezkere…
“Tezkere” alel acele meclise sevk edilince, “Hah” dedim, “Mecliste curcuna var…”
Tabi ki hevesim kursağımda kaldı, meclis tezkereyi “Kapalı oturumda” görüştü ve kabul etti.
İktidarın getirdiği “tezkere”ye, ana muhalefet karşı çıkarken, yavru muhalefet destek verdi. Ben de ana muhalefetin itiraz ettiği, yavru muhalefetin destek verdiği “Tezkere”nin içeriğini merak ettim doğrusu.
İçeriği şöyle: "Suriye'de devam etmekte olan krizin bölgesel istikrar ve güvenliğe olduğu kadar, ulusal güvenliğimize menfi etkisi giderek artan şekilde görülmektedir. Suriye Arap Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerince yürütülen askeri harekâtlar kapsamında, 20 Eylül 2012 tarihinden itibaren ülkemiz topraklarına da saldırgan eylemler yönelmiş ve müteaddit uyarılarımıza ve diplomatik girişimlerimize rağmen bu eylemler devam etmiştir. Ülkemiz topraklarına yönelik söz konusu saldırgan eylemler silahlı saldın eşiğindedir. Bu durum, ulusal güvenliğimize ciddi tehdit ve riskler oluşturan bir aşamaya ulaşmıştır. Bu itibarla, ülkemize yönelebilecek ilave risk ve tehditlere karşı zamanında ve süratle hareket etmek ve gerekli tedbirleri almak ihtiyacı hâsıl olmuştur.
Bu çerçevede, hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükümetçe takdir ve tespit edilmek kaydıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve görevlendirilmesi ile bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için bir yıl süreyle izin verilmesini Anayasanın 92. maddesi uyarınca arz ederim."
Tezkereyi okuyunca, “uluslararası hukuk” konusunda bilgisi olanlar bilecektir ki bu tezkerenin “Üstü Taksim, altı Şişhane” bir tezkere…
Birinci paragraftaki “Gerekçe” süslü de, ikinci paragraftaki “Talep” uygulanabilir, akıl işi değil.
Yani; Suriye konusunda ortaya konulan gerekçe “Gerçek” görünse de, “Lan, bunların bombası bize düştü, kalkın gidek hadlerini bildirek” diye toplanıp mahalle basmaya gidiyor gibi gitmeniz mümkün değil.
Kaldı ki “…hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükümetçe takdir ve tespit edilmek kaydıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve görevlendirilmesi…” gibi geniş ve sonu nereye varacağı belli olmayan yetki verilmez. Böyle bir yetki, ancak padişahlarda, diktatörlerde, tek adam olma hevesindekilerde olur,
Ama Başbakan istiyor… Meclisteki 320 milletvekili de “Verdik gitti” diyor, demesine diyor da AKP Milletvekillerinin tamamının oyu da yok, bunu da gözden kaçırmıyoruz. Çünkü “Kabul” oylarının sahipleri AKP ve MHP milletvekilleri…
Geçmişteki bazı oylamalarda olduğu gibi, zaten MHP, böylesi kritik kararlarda AKP’nin koltuk değmeği durumunda, bunu da parantez içinde belirteyim.
Bir de olay sonrasında gerek BM, gerekse NATO tarafında, hükümetin talebi üzerine alınan kararlar ve üye ülkelerin söylemleri, bu olayda bile “Tam destek”ten çok moral vermek gibi davrandılar…
Dahası; ileride Türkiye’ye “Hadi, aslansın, kaplansın” gibi davranmaları bile mümkün.
Çünkü…
Ortadoğu ve o coğrafyada planlanan siyasi yapı ile o yapının inşasında görev üstlenenler var. Amaç, planın en iyi şekilde uygulanması ve görevlerin yerine getirilmesi.
Ancak, bu tezkere, uluslar arası hukukun uygulanabilmesine uygun değil. Mesele bu, itirazımızın da gerekçesi bu…
Dış politikada sınıfta kalan hükümet, sürdürdüğü dış politika ve bugün “Ne idüğü belirsiz” tezkere ile de bir kez daha sınıfta kalarak “Tasdiknamesini” almış bulunmaktadır.
TBMM genel kurulundan geçen bu “Tezkere”ye, “Tasdikname” desek daha doğru olur bence…
Zaten “Tezkere görüşülecek” deyince benim aklıma gelen başka bir şey bir şarkı. Hani Esmeray’ın dillerden düşmeyen o şarkısı. Bugünün ortamına, her gün gelen şehit haberlerine daha uygun…
“Gel tezkere, gel tezkere bitsin bu gurbet
Evde baban anan yüzüne hasret
Yolunu gözleyen yârin yüzüne hasret
Bir yıl oldu davul zurna yolcu ettik seni
Duvarın üstüne astık yırtık resmini
Hiç gam yemem yaş dolsa da görür gözlerim
Vatan borcu namus borcu derim beklerim”
Elin memleketindeki “Takım çalgıyı” dinleyeceğimize, kendi memleketimizdeki “Davul-zurnaya” kulak assak daha iyi değil mi?
04 EKİM 2012
İBRAHİM PEKBAY