​ Gelecek Çok Hızlı mı Geliyor? / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Nisan '17

 
Kategori
Güncel
 

Gelecek Çok Hızlı mı Geliyor?

Büyükler ve Küçükler Üzerine

Orta yaşlı ve yaşlılar gençleri tam olarak anlayamaz, kuşaklar arası farklar her geçen gün artmaya devam ederken dünya yeni bir kırılma noktası yaşıyor.

Öncelikle; her çağın temel sorunlarından birisi gençlerle orta yaşlı ebeveynleri ve yaşlı dedeleri arasında her yüzyılda sorun haline gelmiştir.

Atina’da da gençlerin saygısızlığı da yaşlılar için sorun olurken, günümüzde de kuşak farklılıkları devam ediyor.

21. yüzyılda her şey oldukça hızlı gelişti ve gençlerin dünyaya bakışları, dünyayı algılayış biçimleri geleneksel yaşamı tehdit ediyor. Geleneksel yaşamda kalan yaşlı ve orta yaşlılar mazide kalırken, gelecek gençlerin olacak.

Günümüz ve eski dünya temel birim sistemleriyle uğraşırken birileri yaratma üzerine ciddi projeler üretiyorlar. Üretilen projeler gelecekte önemli gelişmelere ve değişikliklere imza atacak. Muhtemelen de torunlarımız bizleri son derece ilkel yaşamakla itham edecek gibi görünüyor. Bizim neslin temel sorunu geçmişi ıskalamış, sanayi devrimini pas geçmiş bir neslin sağ-sol çatışmaları ve ihtilalların gölgesinde geçen yaklaşık altmış yıl bazı “şeylerin” gerçek manada ıskalamasına neden oldu. Bu bölgede din ve mezhepler, inanışlar, kimlik çatışmaları ve dış müdahaleler birçok şeyi kaçırmamıza neden oldu. Türkiye karada tren yolları ile birbirine bağlanmış olsaydı, sanayi kültürü her şehre ulaşsaydı toplumsal sorunların çözülmesi daha kolay olabilirdi ancak bebek sanayisi sayılabilecek yerli sanayi dış rekabet karşısında ayakta duramaz haldeydi ki halen de öyle olmaya devam ediyor.

Avrupa ve Batı Türkiye’ye bir kuş misali avucunda tutmayı başarmıştır.  Bu bakış açısı Türkiye’nin sürekli Batıya eklemlenmesi şeklinde devam eden bir süreç olarak ortaya çıkmıştır. Kıbrıs Harekâtı esnasında tüm yardımları kesen sözde müttefikler,  tepkileri kısa sürede dağıtmayı yine yerli işbirlikçilerinin yardımıyla sağladığı ihtilallar yardımıyla dağıtılmıştır. Türk ordusunun ihtilal yapması ve sonrasında yapılan anlaşmalar, alınan ekonomik kararlar son derece Türkiye’nin vizyonunu belirlemede etkin olmuştur. 60, 70, 80 derken Türk ve Türkiye aydınlanması bir türlü gerçekleşmemiştir. 80 sonrası iki önemli aktörün devreye girmesi Türkiye’nin hedeflerine odaklanmasının önündeki en büyük engel olduğu şimdilerde daha iyi görülebiliyor. 80 sonrası devreye giren aktörler herkesin malumu olduğu üzere terör örgütleridir. Aynı kaynaktan su içenler aynı tepkiyi gösterirler ancak 80 sonrası hedef daha global bir çizgiye taşınmıştır. Terör örgütleri milli bütünlüğü sarsmaya çalışmakla kalmamış, dini bölünmeyi de hızlandırmıştır. Ekonomik olarak ayakta durabilmenin ön şartı olan üyelik, ait olma, taraftar olma şartı, ideolojisi olmayanları ideoloji sahibi yaparken,  milli bütünlüğü dini bütünlüğü oldukça sarsar hale gelmiştir. Dini kurum şeklinde lanse edilen yapılarda ortaya çıkan cerahatler sıradan insan açısından bu yapılardan nefret eder hale gelmesini doğururken söz konusu yapıları kullananlar en fazla hem üyelerini diğerlerine karşı bilerken, harcadığı da yine başta taraftarları olmuştur. Böyle olması her halükarda kaçınılmazdır çünkü her ulus öncelikle kendi kralına feda olur. Başka uluslar başka ülkelerin kralları için neden kendilerini feda etsinler ki?

Çok yakın bir gelecekte insanların tüm ülkeler açısından ciddi uyanış hareketlerine girişmeleri beklenebilir. Bu ülkelerin başında Hindistan ve Çin gelebilir. Öncelikle dünyanın fabrikası olan Çin, dünyadaki üretimin önemli bir kısmını yerine getirmesine rağmen hala önemli bir sayıda Çinli günde bir dolarla yaşamaya mahkûmdur. Diğer yandan aşağı yukarı dünya ile aynı nüfusa sahip Hindistan sanayi devrimini kaçırmış olmanın cezasını Çin ile birlikte çeken iki önemli nüfustur. Böylesi dünyanın üçte birinden fazla bir kitleyi barındıran iki ülke gelecek açısından diğer tüm ülkeler açısından ciddi tehdit olacaktır. Dünyada yaşayan insanların ucuza tüketimlerinin arkasındaki en büyük iki aktör olan Çin ve Hindistan iki eski ve önemli uygarlıktır.  Bu uygarlıklar sanayide kaçırdıkları treni bilişim teknolojilerinde kaçırmamakta kararlıdır ve bizim aksimize batıdaki birçok kişi çocuklarını bizim aksimize Hindistan’a IT (Intelligent Technology) Bilgisayar ve Yazılım mühendisliği eğitimi almalarını sağlamak üzere göndermeleri ilginç bir gelişme olurken bizler hala kendi insanlarımız arasında fikri bölünmüşlüğü tamir etme çabaları yürütürken, buna en büyük engel de dini, mili unsurlar fikri bölünmüşlüğü tamir etmek yerine aldıkları dış desteklerle bu durumu daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramıyorlar.

Biz ne dersek diyelim, gelecek şüphesiz gelecekte yaşayanların o zamanki teknolojilere hükmedenlerin olacak. Bizler nasıl ki, atalarımızın bu treni geçmişte kaçırmış oldukları için bu durumda olduğumuzu görebiliyorsak onlar da eğer ki özgürlüklerini yitirir ve bu uğurda kaybettikleri her şey için bizi suçlamaları olasıdır…

Birçok kişinin çocukları ile yaşantıları arasında derin kuşak ve görüş farklılıklarının olduğunu görebiliyoruz. Bu gelişen teknolojilerle daha da derinleşecek. Gelecekte ortaya yeni dinler, yeni yaşayış standartlarının ortaya çıkması olasıdır. Yüzyıl Hıristiyanların ve özelinde ise Protestanların oldu. Protestanlara nazaran daha muhafazakâr olan Katolik ve Ortodokslar ise nispeten daha az gelişimin ödülü alabildiler. Protestanlar gelişimin ödüllerini kendi dinlerinden bir grupla paylaşmaktansa Yahudileri tercih etmelerinin önemli bir nedeni de dünyadaki tüm Yahudi nüfusunun azlığından olsa gerek. Azı memnun etmek, nüfusu çok daha kalabalık kitleleri memnun etmekten hem daha kolaydır hem de azların organizasyon yetenekleri çokluklara, kalabalıklara nazaran çok daha fazla olduğundan bu şekilde bir yol izlediklerine şüphe yoktur ki, Ortadoğu’da Protestan İngiliz montajı İsrail varlığını koruyabilir ve diğer devletlerin hepsine azıcık bir nüfusuna rağmen üstünlük sağlayabilirken, Fransız montajı Suriye bölgeden tahliye oluyor. 

Günümüz dünyası metrik değerlerin dünyasıydı. Bizler metre ile meşgul oluyor, temel değerleri önemsiyorduk. Onları kavrıyor ve kavradıklarımız bize yeterli gelebiliyordu. Mikroskoplar mikropları ve hastalığa ait detaylı gelişim sağlamamıza yardımcı olurken, mikro, nano bazda temelde bizlerin pek kullanmadığı değerlerin kullanımıyla dünya yeni bir seviyeye doğru hızla ilerliyor. Korkarım iç çatışmalar ve fikirsel bölünmeler ve sözde demokratik hakların kullanımının kötüye kullanılması yeni asırda çocuklarımızın 21. Yüzyıl trenine binmesine mani olmamasını temenni edip birlikte uyanmamız gerekiyor. Acilen nano teknolojiler, gıda, genetik, mikro teknolojiler yazılım alanlarında ciddi atılımlar yapmak ve ülkemizin enerjisini dağıtmamak gerekiyor.

Bizim açımızdan çağ normalde mks birim sistemiyle ifade edilebilecek değerleri algılamak ve kullanmak üzerine kuruluyken, çağ  mili, mikro, nano, piko ölçeğinde değerlerin kullanıldığı ve hzla yaygınlaştığı bir çağa çok hızlı bir giriş yapılıyor. Aynı şekilde Mega değerler kısacası normalde duyu organlarımızla algılayamadığımız  teknolojileri yaygınlaştırıyor. Gelecek söz konusu teknolojilere hükmeden nesillerin olacağa benziyor...

Söz konusu çağa geçildiğinde muhtemelen 3. Dünya Savaşı başlamış olacak ve savaş bittiğinde hayatta kalmasına izin verilenlere ya efendi, köle ya da tanımı gelecek nesillerce yapılmış roller verilecek veya verilmeyecek...

 
Toplam blog
: 2271
: 163
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..