- Kategori
- Çevre Bilinci
Gelecek yüzyılda biyolojik yaşam odaklı (bıo centrıc) kültür nasıl oluşturulabilir?

Şu an milyonlarca yıllık dünyamızın son iki dakikasını yaşıyoruz ve geleceğimiz ellerimizde..
Prof. Dr. CEVAT GERAY’A ARMAĞAN
GELECEK YÜZYILDA BİYOLOJİK YAŞAM ODAKLI (BIO-CENTRIC) KÜLTÜR NASIL OLUŞTURULABİLİR? KENT PLANLAMASININ ÖNEMİ
I. KENT YAŞAMINDA VE KENTLERİN ŞEKİLLENMESİNDE KENT PLANLAMASININ ROLÜ
Yeni bin yılda biyolojik yaşam odaklı (Bio-Centric) bir kültür oluşturmada; kent plancıları ile birlikte mimarlar, endüstri ürünleri tasarımcıları, peyzaj mimarları, altyapı mühendisleri, inşaat mühendisleri, ekonomistler, sosyologlar, politikacılar vb. tüm profesyonel meslek gruplarının yeteneklerinin geliştirilmesine gereksinimimiz bulunmaktadır.
Kent plancıları ve kent planları bunlardan biridir ve bütün yukarıda sayılanların üstünde önemi olan bir meslek olduğu düşünmekteyiz. Bunun nedeni deneyimli ve çevre duyarlı plancılar çevre değerlerini koruma temeline dayalı sağlıklı kentsel politika ve stratejiler geliştirebilirler.
Kent planları, Türkiye’de yeni kentsel çevrelerin oluşturulmasında, doğal çevrenin korunması ile birlikte kentlerde yeni bir yaşam tarzı ve kentli oluşturulmasının başlıca araçlardan biridir,
I.1. TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURULUŞUNDA PLANLAMANIN ROLÜ
Bu dönemde kent planlamasının başlıca rolü; Ankara’yı yeni Başkent olarak inşa etmek, Atatürk’ün ve Türkiye Cumhuriyetinin büyük devriminin fikirlerini yerleştirmektir. Bunlar arasında kamu yapıları, sivil kurum ve kuruluşlar, modern bir yaşam tarzı bulunmaktadır.
Ankara’nın ilk imar planı uluslararası bir yarışma ile elde edilmiş olan 1932 tarihli Prof. Hermann Jansen planıdır. Yeni Türk Cumhuriyeti, eski şehir (Angora) üzerine değil, yanına ovaya doğru yeni bir Başkent kurmaya karar vermişti. Bu gelişme Yenişehir olarak adlandırılmış ve bu kesim çevresinde yeni bir şehir merkezi kurulmaya başlamıştı.
Plan yeni cumhuriyetin fikirlerini toprak üstünde gerçekleştirmeye başlamış ve modern bir Başkent yaratılma yoluna girilmişti. Atatürk Bulvarı gibi yeni geniş bir yol sistemi, modern kamu binaları, bankalar ve diğer sivil yapılar, spor alanları, parklar ile Modern Türk Kentini ve kentlisini oluşturmayı amaçlamaktaydı. 10-15 yıl içerisinde, Yeni Başkent, Angora’nın tozlu ovasında yükselmeye başlamıştı.
1928 Tarihinde 1351 Sayılı Kanun ile kurulan “Ankara Şehri İmar Müdürlüğü” yerel imar uygulama birimidir ve kent planlamasının bu birim eliyle oynadığı rol çok önemlidir.
I.2. GÖÇ VE HIZLI KENTLEŞME DÖNEMİ
I.2.1. ÇOK PARTİLİ DÖNEM (1940-1960)
1945 seçimlerinden sonra Türk politik hayatındaki değişimler, kent planlaması ve uygulamalarında önemli etkiler yapmıştır. Bu dönemde Türk Kentleri hızlı bir değişim içine girmiştir. Özellikle, 1950 sonrası, ülkenin doğu ve güneydoğu kesimlerinden batıya büyük kentlere doğru yönelen göç kentleşme sürecini belirlemiştir. Bu dönemde, özellikle Başbakan Menderes zamanında İstanbul’ da yapılan uygulamalar kentin tarihsel dokusunu büyük ölçüde tahrip etmiştir.
Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Konya ve Kayseri gibi kentsel merkezler metropoliten kentler haline gelmiş, çevresel, kentsel ve altyapıya ilişkin sorunlar ile karşı karşıya kalmışlardır.
Hızlı kentleşme, metropoliten kentlerin çevrelerinin yasal olmayan “gecekondu” larla dolmasına neden olmuştur. Metropollerin bu sorunlarını çözmek amacıyla da “İmar ve İskan Bakanlığı” kurulmuştur.
I.2.2. DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI DÖNEMİ (1960 SONRASI)
Devlet Planlama Teşkilatı, 1960 yılından itibaren beş yıllık dönemler için “Kalkınma Planları” hazırlamaya başlamıştır. Kentsel sorunların çözümü için, farklı gelişme aşamalarındaki bölgelerin Bölgesel Gelişme Planları’nı hazırlamak ve göçü önlemek bakımından bu çok önemli bir aşamadır. Kent planlaması, “İller Bankası” nın kuruluşu ile ve özellikle Adana, Kayseri, Konya, Gaziantep gibi kent bütünü için düzenlenen planlama yarışmaları ile gelişme göstermiştir.
Bu planlar; hızlı gelişme, nüfus artışı, gecekondu ve altyapı sorunlarına çözüm getirmeyi amaçlamaktaydı.
I.2.3. BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE YÖNETİMLERİ’NİN KURULUŞU (1984 SONRASI)
Türk kentlerinin Kent Planlaması hikayesi; “3030 Sayılı Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun” ve “3194 Sayılı İmar Kanunu” ile 1984 yılından sonra yeni ve önemli bir aşamaya girmiştir.
İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Gaziantep, Antalya vb kentlerde Büyükşehir Belediye Yönetimlerinin kurulması ile yeni bir kentleşme ve planlama dönemi başlamıştır. Bu kez, metropoliten belediyeler ve diğer yerel yönetimler kendi nazım ve uygulama planlarını hazırlama görev ve yetkilerine sahip olmuşlardır. Bir çok belediye kendi kentsel planlama ve imar birimlerini kurmuşlar ve ulaşım planları, konut gelişim ve ıslah planları, koruma planları rekreasyon alan planları ve diğer planlama çalışmalarını başlatmışlardır.
Günümüzde Türkiye’de çok farklı plan türleri (cins ve ölçek olarak) bulunmaktadır. Bunlar arasında, Bölge Planları, Çevre Düzeni Planları, Nazım ve Uygulama imar planları (1/5000 ve 1/1000 Ölçeklerde) yanı sıra, Koruma Planları (kentsel, arkeolojik, doğal sit alanları için), Turizm Planları, gecekondu Islah Planları sayılabilir.
Tüm bu sektörel planlar, daha çok kamu kuruluşları tarafından o sektöre yönelik olarak hazırlanmaktadır. Bayındırlık ve İskan, Kültür, Turizm, Ulaştırma vd Bakanlıklar ile Yerel Yönetimler (Belediyeler)’ in de kendi yönetimsel sınırları dahilinde nazım ve uygulama imar planları hazırlama yetkileri bulunmaktadır. Aynı zamanda; İller Bankası; kentlere ilişkin nazım ve uygulama planları, Kültür Bakanlığı; “Koruma Amaçlı İmar Planları”, Turizm Bakanlığı; “Turizm Gelişim Planları”, Çevre Bakanlığı ile Özel Çevre Koruma Dairesi Başkanlığı da; “Doğal Çevre Koruma Planları” hazırlamaktadır.
Aynı zamanda kamu tarafından belirli amaçlarla oluşturulmuş özel kamusal birimlerin de plan yapma ve yaptırma yetkileri bulunmaktadır. Bunlar arasında “GAP Bölge Kalkınma İdaresi”, “Toplu Konut İdaresi”, “Arsa Ofisi” sayılabilir.
Bu sektörel planlar arasında hiyerarşik bir yapı görülmemektedir. Tüm bu kurum ve kuruluşlar kendi sektörel planlarını hazırlamakta ve uygulamaya çalışmaktadır.
Yerel ve merkezi yönetimlerin birbirlerinden farklı planlama ve onama yapmaları uygulamada bazı sorunlara da yol açmaktadır. Doğal ve tarihsel çevre üzerindeki en önemli olumsuz etkilerden biri politik kararlardır ve yerel yöneticilerin yanlış kararları başlıca etmendir. Hepsinin üstünde, bu tür olumsuz ve tahrip edici planlama ve yatırım kararları merkezi yönetim tarafında da alınmaktadır. Önemli yatırım kararları alınırken (Gökova Termik Santralı gibi enerji santralları, otoyollar, barajlar, kamu yapıları vb) “Çevresel Etki Değerlendirmesi” çalışmaları yeterince sağlıklı yapılmamaktadır.
Günümüzde, ülkenin kentsel sorunlarına çözüm getirmek amacıyla yeni bir Bakanlık; “Şehircilik ve Konut Bakanlığı” kurulması çalışmaları yapılmaktadır. Ayrıca, çevre sorunlarının çözümüne yönelik olarak “Çevre Bakanlığı” kurulmuştur. Bu tür merkezi örgütlenmeler önemlidir ve eğer bunların yerel örgütleri iyi örgütlenirse, çözüme doğru olumlu etkileri gözlenebilir. Fakat, merkezi yönetimin yerel örgütleri genel olarak teknik, parasal ve personel olarak yetersizdir. Bu bizim Kamu Yönetimimizin önemli sorunlarından biridir. Bir başkası ise Merkezi ve Yerel Yönetimler arasındaki eşgüdüm eksikliğidir.
II. GELECEK YÜZYILDA “YAŞAM MERKEZLİ (BIOCENTRIC) BİR KÜLTÜR” OLUŞTURULMASINDA KENT PLANLAMASI NASIL KULLANILMALI?
II.1. KENT PLANLAMANIN GELECEĞİNE YÖNELİK ÖNERİLER
Çalışmanın bu bölümünde, ”yaşam merkezli bir kültür” oluşturulmasına yönelik olarak kent planlamasının rolüne ve uygulama araçlarına değinilecektir.
Kent planlaması ve çevresel konulara ilişkin günümüzde pek çok yasa ve yönetmelik bulunmaktadır. Bu yasa ve yönetmelikler bir araya getirilmeli ve geleceğin toplumunda yaşam merkezli bir kültür oluşturulmasına yönelik olarak tek bir yasa haline getirilmelidir.
II..2. SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTLER İÇİN PLANLAR ÜRETMEK
Her kent planı yaşam ve çevrenin korunması ışığında yeniden ele alınmalıdır. Master Planlar da aynı zamanda ele alınarak çevrenin korunması ve geliştirilmesine yönelik olarak düzenlenmelidir. Bu stratejik planlara “Sürdürülebilir Kent Planları“ denilebilir. Bu kent planları hazırlanırken verileri doğru ve kolay ulaşılabilir hale getirmek amacıyla Coğrafi Bilgi Sistemleri (CIS) ve bilgisayar destekli tasarım yöntemleri kullanılmalıdır.
Bu sürdürülebilir kent planlarında; kentsel, arkeolojjk, tarihsel koruma alanları, doğal parklar, doğal çevre koruma alanları, verimli tarım toprakları, orman alanları, akarsu çevreleri, su kaynakları ve havzaları vd. kesin koruma alanları olarak belirlenmelidir. Bu planlarda; yerel ve merkezi yönetimler ve yörede yaşayanlarda yaşam merkezli bir kültür yaratmak üzere koruma koşulları, yapı ve nüfus yoğunlukları belirlenmelidir. Her planın kentsel gelişimi kontrol etmek üzere aşağıda anılan örneklere benzer kendine özgü örgütlenmeleri olmalıdır.
· KYÖ : Kıyı Yönetimi Örgütü : Kıyı bölgesi yönetimi ile ilgili özel bir örgütlenme biçimidir.
· KAÖ : Kentsel / Arkeolojik Koruma Alanları Yönetimi Örgütü: Kentsel ve arkeolojik alanların korunmasına ve sorunlarının çözümüne yönelik bir örgütlenmedir.
· OAÖ : Orman Alanları Yönetimi Örgütü : Orman alanlarının korunması ve geliştirilmesine ilişkin bir örgütlenme biçimidir. Orman alanları, ulusal parklar, doğa rezerv alanları, kentsel büyük park alanları ve nehir havzalarının korunması ve geliştirilmesini yönetmeyi amaçlamalıdır.
II.1.2. YAŞAM MERKEZLİ BİR KÜLTÜR İÇİN SÜRDÜRÜLEBİLİR KENT PLANLARI’NIN UYGULAMASI
Bölge planları nüfus artışı ve göçlerin nasıl kontrol edilebileceğine ilişkin kararlar geliştirmelidir. Bölgesel su havzalarının, ormanların, nasıl korunacağı ve erozyona nasıl engel olunacağı konularında etkin olmalıdır. Günümüzde uygulama imar planları 1/1000 ölçeğinde hazırlanmaktadır.
Bu ölçek, kentsel tasarım, peyzaj, kent mobilyası, kentsel altyapı (elektrik, içme/kullanma suyu vb) gibi kentsel çevre oluşturulmasına gerekli tasarımlar için yeterli olamamaktadır.
Çevre/yaşam duyarlı bir kültür oluşturulmasında, kent uygulama planlarının daha detaylı olarak hazırlanması (1/500, 1/200 .....1/1) ve kendine özgü uygulama araçlarına sahip olması sağlanmalıdır. Bu planlarda kentsel rantları kontrol mekanizmaları oluşturulmalı, kentsel rantın kamu (merkezi ve yerel yönetimler, yerel birimler) ve özel sektör arasında kamu yararlı paylaşımı sağlanmalıdır. Her yerel birim (mahalle) planında, spor alanları, aktif ve pasif yeşil alanlar, rekreasyon alanları, çocuk oyun alanları yer almalıdır. Kişi başına düşen yeşil alan oranları bu günkü yasal standartların çok üstünde olmalıdır. Yeşil alan standartları ülkenin iklimsel olarak yetersiz olan kesimlerinde bili olabildiğince yüksek tutulmalıdır. Yeni kentsel gelişme alanlarının oluşturulmasında yerleşmeden önce tüm yeşil ve açık alanlar gerçekleştirilmelidir. Kentlerin eski yerleşik dokularında, özellikle nüfus yoğun alanların yoğunluğunu desantrilize edecek planlamalar yapılmalı, nüfus yoğunluğu daha insan ölçeğindeki yeni konut alanlarına kaydırılmalıdır. Bu tür operasyonlar yapılırken, yüksek katlı çirkin apartman blokları yıkılarak, bunların yerine küçük ölçekli park alanları ve çocuk bahçeleri planlanmalıdır.
Kentsel desantralizasyon ve yenileme sürecinde yeni gelişmeler alçak katlı, düşük yoğunluklu ya da yeşil alanlarla kaplı düşük yoğunluklu yüksek katlı olarak tasarlanmalıdır. Gecekondu alanlarının düşük yoğunluklu dokusu ve yeşil alanları geleceğin çevresel ve yapısal rehabilitasyon projeleri için korunmalıdır.
Organize ve küçük sanayi alanları, çevreye zarar vermemeleri için sıkı kontrol altında bulundurulmalı ve gelecek planlarda çevresel olarak emin ve toksik olmayan sanayi gelişimlerine izin verilmelidir.
Var olan bitki ve hayvan türlerinin (flora/fauna) korunarak çeşitliliğin arttırılması, doğa koruması, bitkilendirme alanlarının saptanması kentsel planlarda oldukça duyarlı konulardır. Gelecekteki toplumda yaşam duyarlı bir kültür oluşturmada, bu alanlardaki yaşantıyı korumak çok önem taşımaktadır.
Çünkü bu alanlar “Doğa Adaları” olarak gelecekteki daha yaşanabilir çevrelerin oluşturulmasında yararlı olacaklardır.
Geleceğin kentlerinde ulaşım sistemleri bireysel araçlara değil, temel olarak kamusal toplu taşın sistemlerine dayalı olacaktır. Toplu ulaştırma sistemleri (demiryolu, denizyolu, metro, monoray, tramvay, otobüs vd. ) geleceğin sürdürülebilir kentlerinin temel ulaşım sistemleri olacaktır.
Kişisel ulaşım sistemleri, alternatif yeşil motorların (x içten patlamalı motorlar) geliştirilmesi ile (örneğin elektrikli, güneş enerjisi kullanan, alkol kullanan araçlar – fosil yakıt kullanan araçlar ) çevre duyarlı bir anlam kazanacaklardır. Çevre duyarlı sürdürülebilir planlamanın temelinde kişisel araç kullanımını minimize etmek de yatmaktadır. Merkezi iş alanlarında, yaya yollarında ve bölgelerinde, yaya alleleri ve meydanlarında yayaların yeşil içerisinde yürümeleri, at ve bisiklete binmeleri planlanmalıdır. Yerleşim alanlarında ise, yaya promenatları, bisiklet yolları yeşil alanların içerisinde yer almalıdır. Bu alanlar kentliler için çevre duyarlılığı ve sevgisinin gelişmesinde önem taşıyacak ve canlılara karşı daha hassas davranmanın ve onları korumanın yolunu açacaktır. Gelecekteki kentlerin planları yerleşme ölçeğinden mimari ölçeklere kadar giden nitelikler taşımalıdır. Bu planların kararları çevresel olarak duyarlı nitelik taşımalı ve yerleşimlerin doğal karakterlerini (topografya, manzara, yönlenme, güneş, gölge, rüzgar vb) değerlendirmelidir. Çevre-duyarlı yapılar, güneş panelleri, ısı-cam, izole edilmiş çatılar, duvarlar, zemin, atık dönüşümlü (tuvalet, banyo, mutfak katı/sıvı atıkları) mekanizmaları ile enerji tasarrufu yaratan ve çevreyi kirletmeyen özellikleri ile inşa edilmelidir. Bu çevresel ve yapısal tanımlar “Çevre Duyarlı Planlar” da yeni teknolojilere, çevre-duyarlı yapı malzemelerine, “güneş evi” tasarımlarına açık olarak yer almalıdır.
Geleceğin yaşam-merkezli kültürünü oluşturmada yeni kent planlama teorileri ve pratiklerinin geliştirilmesi gereklidir.