Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '09

 
Kategori
Siyaset
 

Gerçek demokrasi mi?

Hep merak etmişimdir “gerçek demokrasi” nedir diye? Gerçekten nedir bu kavram? Ya da yarım olan şekli veya sadece ve sadece “demokrasi” ne demek?

Arkadaş sohbetlerinde, yazılı veya görsel basın aracılığı ile herkes ülkemizde “gerçek demokrasi” olmasını istiyor ve bunun gerekliliği konusunda çeşitli saptamalar yapmaya çalışıyorlar. Diyorlar ki; “bu ülkede gerçek demokrasi olsaydı eğer buların hiçbiri olmazdı”. Belki birazdan yazacaklarımı okuduğunuzda, “saçmalamış” diyeceksiniz ama olsun olaya bir başka bakış açısı ile bakmış oluruz bir süre. Hem gerçek demokrasiyi savunuyorsak eğer tahammül etmeyi de öğrenmiş olmamız gerekirdi bu güne kadar.

Siyasi görüşlerin nasıl fraksiyonları, dini düşüncelerin de nasıl tarikatları var ise demokrasinin de çeşitleri olduğunu öğrenmiştik, okul yıllarımızda. Ülkemizde uygulanan şeklinin ise “nispi temsil” olanı olduğunu anlattılar.

Gerçekten inanıyormusunuz demokrasi denen kavramın bireylerin ve onların oluşturduğu toplumların günlük yaşamlarında uygulanabilirliliğini ya da gerçekten istediğinizin bu olduğuna?

Eminsiniz yani, peki öyle olduğunu kabul edelim.

Toplumlar arası ilişkiler bireyler arası ilişkilerle başlar ve bireyler arası ilişkiler de o toplumların aynasıdır. Aynadaki görüntüye ve ardındakilere kabaca bir bakalım.

Evinizdesiniz, herhangi bir zaman ve herhangi bir konu. Karar alınması gerekiyor ancak iki karşıt görüşü destekleyenlerde sayısal üstünlük yerine eşitlik var. Ancak, uygulamaya geçilmesi gerekiyor. Sonuç olarak evinizin içinde daha baskın rolde kim ise onun vereceği karar kabul edilmek durumundadır. Bu siz de olabilirsiniz ailenin bir başka bireyi de. Genellikle bu tür durumlarda para kaynağı veya fiziksel güç kimde ise onun kararı geçerli olacaktır. Ancak tam tersi olduğu durumlar da var.

Küçük yaşta bir bebeğiniz var diyelim ki yaşı 4 veya 5 olsun. Bir alış veriş yerindesiniz, Pazar da olabilir. Bir meyve tegahının önünden geçerken aslında daha önce hiç tatmadığı veya görmediği ancak sadece ve sadece görüntüsü onu cezbettiği için çocuğunuz tezgahın önünde çakılıp kalıyor sizden almanızı istiyor. Ne olacak?

Olacağı şu; öncelikle çocuğunuza anlayışlı olmaya çalışıp durumunuzu anlatarak vazgeçmesini sağlayacaksınız. Çocuk ikna olmayınca satıcı ile göz göze gelerek onu aracı kılacaksınız ve aslında o meyvenin ilaç olarak kullanıldığı ve ona göre olmadığını anlatmasını sağlayacaksınız. Bu da çare etmediyse eğer çocuğunuz bağıra çağıra olabildiğince yüksek sesle ağlamaya başlayacak. Etraftakiler sizi izliyor olacak, çok fazla seçeneğiniz kalmadı.

1- Çocuğunuza bir tokat nakşederek, daha çok ağlamasını ama ısrarından vaz geçmesini sağlayacaksınız.

2- Çevrenizdeki insanlardan utanarak (eğer cebinizde yeterli bir para var ise) olabildiğince az miktarda o meyveden alacaksınız.

3- Meyveyi almayacaksınız, çocuğunuzun ağlamalarına aldırmaksızın kolundan sürükleye sürükleye çekiştirerek veya kucağınıza alarak oradan uzaklaşırken çocuğunuzu da tehdit etmeye ve bunun hesabını evde soracağınızı söylemeye başlayacaksınız.

Oysa ki bir siz bir de çocuğunuz var ortada. Toplam 2 kişisiniz. Ama sonuç kimin daha baskın olduğunda kilitleniyor. Geri adım atan taraf güçsüz olan. Tabiki “güçsüzlük” de ayrıca tartışılacak bir kavramdır. Ama bu belki daha sonra.

Bir üst seviyeye çıkalım aileden mahalleye gelelim. Hani bir aralar meşhur olmuştu ya “mahalle baskısı” lafları.

Aynı mahallede yaşayan bir çok aile farklı kültürlere sahiptirler. Kökenler farklı olabilir, ekonomik durumları farklı olabilir, sosyal statüleri farklı olabilir velhasıl bir sürü farklılık içinde yaşayan ailelerin oluşturduğu mahalleler. Hani diyelim ki sizin dini inancınız gereği inek çok kutsal bir varlık ve siz ona dokunulmasını, rahatsız edilmesini bile istemiyorsunuz. Mahallede yaşanyanların çoğunluğu da bu inancı paylaşıyor. Bir yeni bir komşu taşınır mahalleye (zorunluluk nedeniyle sizin mahalle olmuştur tercih). Yeni komşunuzun dini inançları gereği ise sizin o rahatsız etmeye kıyamadığınız kutsal varlık olan ineğinizi inandığı dinin gereği olarak kurban etmesi gerekiyor. Komşunuz için ibadetinin yapılma zamanı gelmiştir ve tüm mahallenin gözleri önünde hayvanı yatırıp yere bir güzel kesiyor. İnadığınız demokrasi gereği anlayışla mı karşılayacaksınız?

Diyelim ki, evinizde çok sevdiğiniz bir kediniz var. Komşularınızdan biri de satanist. Dini ayinlerini yerine getirebilmek için kedi bulmaları gerekiyor. Ancak, tek kedi sizin sahibi olduğunuz. Komşunuz yanıp tutuşuyor inancının gereğini yerine getirmek için. Bu konu hariç iyi de komşuluk ilişkiniz var. Elinizle kedinizi teslim ederek empati mi kurarsınız. Hiç sanmıyorum.

Siz hala komşunuza saygı ile mi yaklaşıyorsunuz?

Bunların hepsi bir tarafa belki diyeceksiniz ki eyleme dönüşmemiş düşünceler özgürdür ve özgürce ifade edilebilir. Öyle olduğu senaryosunu kabul edelim.

Sizin asla ama asla kabul edemeyeceğiniz ( yaşadığınız toplumda sizin görüşlerinizi paylaşanlar rakamsal olarak baskın derecede olsun), etmeniz durumunda mevcut ekonomik veya sosyal statünüzü tam tersine çevirecek bir görüşün reklamına izin veriyorsunuz. Çünkü, demokrasiye inanıyorsunuz ve karşınızdaki insanlar sadece düşünüyor, konuşuyor ve düşüncelerini yaymaya çalışıyorlar. Sizden aldığı demokrasi vaazları sayesinde de bu işi hızlı ve engelsiz devam ettiriyorlar. Bir süre sonra, sayısal olarak ciddiye alınması gereken boyuta ulaşıyorlar. Hatta sizin aile bireylerinizden bile yandaş bulmaya başlıyorlar. Bu koşullar altında tüm sahip olduklarınız tehlikeye girmeye başlıyor. Ben demokrat bir insanım diyerek sahip olduğunuz herşeyi (gerek maddi, gerek manevi) vermeye hazırmısınız?

Arkadaş grubunuzun içinde bir oylama yapıldı ve bulunduğunuz ortamda esrar içilmesi oy çokluğu ile kabul edildi. Siz esrarı içecekmisiniz?

Çoğunluğun yani her anlamda gücün sahibi olanlar tarafından, güçsüzlerin en sorunsuz biçimde yönetilebilmesi için güçsüzlerin ağzına bir parmak bal sürmenin adı demokrasidir. Gerçi bu tanımın adı literatürde farklı bir karşılık buluyor ama galiba hoş görünmesi için ayrıca böyle bir tanım da yapılmasına ihtiyaç duyulmuş. Neme lazım, güçsüzlere iz sizin diktatörünüz diyerek yönetmek çok da iyi sonuçlar vermiyor. Demokratik bir ülkede yaşıyoruz, azınlıkta olan görüşlerinde hakları vardır diyerek onları avutmak her halde en tatlı zehir olmalı.

Gerçek bir demokrasinin ne olduğunu hala anlayamıyorum ben. Acaba yukarıdakilerin gerçekliğini kabul ederek hakim güçten ne koparırsak fayda faydadır anlayışı ile yönetilmeyi kabul etmek midir, gerçek demokrasiye inanıyor olmak?

 
Toplam blog
: 71
: 606
Kayıt tarihi
: 18.12.08
 
 

1967 Yakacık doğumluyum. H.Ü. Edebiyat Fakültesi'nde 2 yıl öğrenimden sonra İ.Ü. Arkeoloji ve San..