​ Gevşer Gönül Yayları / Mizah / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mayıs '10

 
Kategori
Mizah
 

Gevşer Gönül Yayları

Gevşer Gönül Yayları
 

Efendim eskilerin bir lafı bu, benim uydurduğum bir nane değil! Baştan savunmamızı verelim, kim vurduya gitme riskimizi ortadan kaldıralım. Sizler de kim gıdıkladıya giderken gönül rahatlığı içerisinde satırları okuyunuz; huşu içerisinde neşeleniniz efendim.

Bakın daha lafa girerken ikirciklendim; ikilemlendim; çitlemlendim; şifremlendim (bu lafları da uyduruyorum haberiniz olsun TDK’da yok, hani boşa aramayın diye söyledim). Neden? Şundan: “Huşu içinde neşelenilir mi?” İşte bu yazıcı takımı böyledir sevgili okurlar. Yazdıkları ve esasında bir anlam ifade etme olasılığı Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi yenme olasılığından bile düşük olan cümleyi, geri dönüp “” etmek yerine açıklamaya çalışırlar.

Evet, öyledir. Hâlbuki geri dön, klavyende cillop gibi duran “” tuşuna bas gitsin! Ne hilkat garibesi cümle kalsın ortada ne de ikircikli, mikircikli şeyler. Kaldığın yerden konuya devam et. Olmaz! Olmuyor işte! Bu dediğim gibi yazıcı taifesinin handikapı; çıkmazı; aymazlığıdır.

Al başına belayı ondan sonra. Huşu içinde neşelenmek de ne demektir. Açıkla kolaysa. Ama el mahkûm buraya kadar gelmişken onca satırı silmem arkadaş diyen yüreğimi alkışlıyorum ve merak ediyorum ne diyecek?

Efendim bu huşu içinde neşelenme dediğimiz olay eskilerin “alışmadık gözde yaş durmazmış” diye özetleyebileceğimiz türden bir hadise olduğundan pek de bilinmemekle birlikte işin ehli zatlar tarafından en ince detayına kadar bilinen; vakıf olanın vuku bulduğundan şek ve şüphe içerisine düşmediği; ehl-i şiddet cenahının zerre miskali esprisini anlayamadığı; fevkalade bir huzurun iç gıcıklayıcı (Al bir tane daha garabet laf! Huzur iç gıcıklar mı? Şimdi bunu da anlatmaya kalksam olmaz. Hiç açmayayım!) güzelliği ile hem hal olmuş bireylerin aşinası oldukları bir durumdur.

İşte bu da yazar taifesinin bir başka taktiğidir. Tencerenin kapağı yamulmuşsa tencereyi yamultmaktan imtina etmezler. Anlaşılması zor bir laf ederler. Onu anlatırken hepten anlaşılması mümkün olmayan şeyler gevelerler. Usta okur bunu hemencecik çözer. Yani anlatılmak isteneni! “Ay elbisen ne kadar güzelmiş” geyikleri haricinde elbiseye güzellik vereni fark edebilenlerdir bunlar!

Az önceki paragrafta da gördüğünüzü gibi yazar taifesinin bir diğer gıcıklığı da budur efendim. Anlaşılmaz bir laf ettiler ya. Onu da bir sürü anlaşılma laflarla anlatmaya kalktılar. Üstüne üstlük az önceki gibi tumturaklı bir laf ederler ki, “kral çıplak” diyemezsin :)

Lafı uzatmayalım daha konuya gireceğiz! İşte huşu içinde neşelenme dediğimiz hadise öyle menem bir şeydir ki kıvrandırır durur. Yani lafı anlayacağız da ardından neşemiz artacak. Tabi lafı anlayana kadar göbeğimiz ya da başka bir yerimiz çatlamazsa!

Konuyu daha fazla uzatmamak adına kısa bir örnekle lafı noktalayacağım. Efendim malumunuz bahar aylarındayız. O vakit örneğimizi “kuzu”dan vereyim istedim. Hem sevimli hayvan kerata, hem de “lök” diye anlatacak. Şimdi bu kuzu hayvanının bir özelliği daha doğrusu bir güzelliği vardır. Onu herkes bilmez. Görmek lazım. Şöyle ki…

Kuzucuklar çayıra salınma çağları gelince büyük bir heyecan içerisinde bekleşirler. Çünkü az sonra sürüyle birlikte kırlara çıkacaklar, koşturup oynayacaklardır. Bahar gelmiş, her yer çiçeklerle bezenmiş. Yemyeşil de bir çayır var… İşte bu hayvancıklar dışarı salındıkları vakit tarifsiz bir sevince gark olurlar. Onu anlatmaya kelimeler yetmez, zaten kelimeler yetse de anlatamazlar. Çünkü onlar konuşarak değil beden diliyle anlatırlar :)

İşte kuzucukların ilk çayır deneyiminde bize anlattıkları şey “huşu içinde neşe”dir efendim. Evet. Kuzucuk çayıra ayak basar basmaz, ayakbastı parası filan da vermediğinden sevinci daha da pekişir. Anneciğinin yanından tez ayrılarak arkadaşları ile uygun adım ilerler. İlk etapta bu ilerleme uygun adımdır ancak daha sonra “dört adım”a döner. Aslında tek bir adım ama dört ayakla atılır. Yani dört ayakla zıplar efendim. Zıp-zıp gibi. Oradan oraya zıplarlar. Ama İç Ege dolaylarında “tüngümek” dediğimiz şekliyle yani dört ayak sabit bir şekilde.

O esnada kuzucukların başları sabit; bakışları odaklı ve yüz ifadeleri huşuludur. İşte huşu içinde neşelenmek dediğimi şey budur. Yüzüne baktığımız vakit bir dinginlik hali vardır; ifadeler donuk değil ama oynak da değildir. Gülmez ama ağlamaz da. Nur içinde bir yüzdür bu. Ancak “üstü kaval altı şişhane” dedikleri cinsten de bir tezat vardır işte. O yüz ifadesine uyan şey usul usul otlamaktır oysa. Kuzu ne yapar dört ayaküzeri zıp-zıp zıplar. Bir diğer ifadeyle ayaklar “kalk gidelim” derken, yüz ifadesi “b.k yeme otur” demektedir.

Gördüğünüz gibi ilk paragrafta ağzımdan kaçıveren bir ifadeyi punduna getirdim. Yazı güme gitti ama tükürdüğümü yalamadım :)) O zaman yazımızın esas konusunu bir sonraki seferde işleyeceğiz demektir. Tabi o arada başka şeyleri kaçırmazsam. Ağzımdan! :)

Sevgi ve muhabbetle kalınız..

Murat HACIOĞLU

W E B B E N


Not: Bu yazı vDergi için yazılmıştır.

 
Toplam blog
: 656
: 1708
Kayıt tarihi
: 08.12.08
 
 

Allah kimisine “Yürü ya kulum” demiş. Ben onu “Yürü, yaz kulum” anladım. Yürü anca gidersin manas..