- Kategori
- Gezi Rehberleri
Gezelim Görelim- Sümela Manastırı

anneanne-torun :)
Gezi yazılarıma Sumela Manastırı ile başlayacağım. Trabzon gezisi içerisindeki en çok beğendiğim yer olduğu için ilk yazıda kendisine yer vermek istedim. Cenk Bey anlattıklarımdan pek etkilenmedi çünkü daha önce gidip görmüştü, o daha çok telefonda "Ebrashcaaaa yemeklerim bitti çabuk yuvana dön. Burda seni bekleyen aç bir kocan var bunu unutma evine dön kadın! " diye beni tüketmekle yetindi :)
Neyse şimdi bırakalım Cenk'i ve güzel şeylerden bahsedelim :)
Sümela Manastırı'na ulaşmak için tur şirketleri ile görüşebilir, şehir merkezindeki şehir içi otobüsleriyle gidebilir ya da en güzeli araç kiralayarak bulunduğu yere kolayca varabilirsiniz.
Yollar kaymak gibi asfaltlı, kolaylıkla ulaşım sağlayabilirsiniz, giderken bol yeşilliklerin, şelalelerin arasından geçiyorsunuz. İsterseniz aracınızı girişte parkedebilir manastıra kadar 1,3 km.lik yolu yürüyüş yolundan yürüyebilirsiniz. (Daha doğrusu tırmanabilirsiniz diyeyim.) Orman yolu içerisinde kuş ve şelale sesleri ile birlikte geniş merdivenlerle uzunca bir sure yürüyorsunuz, (yolu gayet sevimli bulan mutlu bir Ebrashca fotosu. )
Annemler daha once Sümela Manastırı'nı defalarca gördükleri için dışarıda kafede oturmayı tercih ettiler, imdadıma anneanenm koştu :)
Benim 75'lik çıtır anneannem bana eşlik etti ve içeri birlikte girdik. Anneannem bana tarihcesini anlattı, gözümden kaçırdığım yerleri gösterdi, eskiden açık olan fakat şu an kapalı olan yerler için sinirlenip saydırdı ama sonuç olarak çok eğlenceli bir arkadaşlık yaptı bana :)
Gittiğimiz gün çok sisli ve yağmulu olduğu halde bayıldım. Manastır çıkışı kafeden içeceklerimizi ve geneleksel hediyeliklerimizi alıp teyzemle yürüyüş yolunu kullanara kol kola hoplaya zıplaya merkeze indik. (Yukarı manastıra kadar arabayla çıkıp aşağı yürüyerek inmek çok güzel. Aşağıda aracı bırakıp yukarı yürümek isteyen şövlye ruhlar varsa aramızda deneyin görün, kalbiniz ağzınızdan çıkmazsa kulağınızdan çıkar eminim.) Yol bayağı dik bayır ve yağmurdan dolayı kayıyor olsa da mis gibi toprak kokusu ağaçların kokusu mutlaka hissedilmeye değerdi.
(anneannem bu resimde daha mutlu, sanırım içeride günah çıkarttı :) )
(Bir ara sis kaybolduğunda tesadüfen yakalanan kare :) )
(tabii hemen geri geldi sisimiz, biraz daha kalsaydık duruma alışıp kurt gibi uluyacaktım.)
(Böyle bakınca ürkütücü gibi gözükse de muh-te-şem bir yer mutlaka gidilmeli.)
Manastırdan aşağı yürüyerek merkeze indiğinizde, restoranların ve hediyelik eşyacıların bulunduğu şirin bir yere gelmiş oluyorsunuz. Aynı zamanda yukarıda gördüğünüz şelalenin dere şekline gelmiş halini de görüyorsunuz.( Yalnız şu yorumu coğrafya hocam okusa, ekrana tükürür, verdiği emekleri haram eder, emekli olup Bodrum'a yerleşir yeminle.)
(yani Türkçe meali; Yukarıdaki şelale dökülüyor ve upuzuuuun bir dere olarak bizi takip ediyor)
Doğal güzelliklerle dolu misss hava, bol organik gıdalarla dolu gezimizin ilk bölümü bu kadardı. Kalbim Trabzon'da kaldı döndüğümden beri adapte olamadım, yaşım ilerledikçe bir doğa insanı hatta bir doğa hayvanı olabileceğimi düşünüyorum. Misal bir tırtıl olsam hiç de fena olmazdı ama yumurtaya can veren Rabbim beni insan yapmış, ne yapalım çekecez çilemizi :) Neşe dolu bir akşam olsun, fazla sorgulamayın bırakın olduğu gibi kalsın ;)