Gezginci Gizem Altın'la beraberdik dün. / Doğa Sporları / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mart '09

 
Kategori
Doğa Sporları
 

Gezginci Gizem Altın'la beraberdik dün.

Gezginci Gizem Altın'la beraberdik dün.
 

Dünya Gezgini Gizem Altın.


Merhaba Sevgili Milliyet Blog Arkadaşlarım:

Dün 15 Mart 2009 Pazar günüydü. Balçova Belediye’nin düzenlemiş olduğu Bisiklet turu gerçekleştirildi ve nihayetinde çok tanışmak istediğim gezgin Gizem Altın'la tanışma şerefine eriştim.

Gizem Altın’ın sunumundan önce sabah saat 10.00’da düzenlenen bisiklet turundan biraz bahsetmek istiyorum. İlk önce şunu söylemek isterim ki 6, 7 yaşlarında ki çocuklardan tutunda 50, 60 yaşlarına kadar olan insanların da katıldığı curcunalı bir gün oldu. Ara sokaklardan gçerek Ata Caddesine ve bizleri sahile götürecek otobanın yanında ki yoldan Uçkuyular araba vapuruna oradan sahilden ve köprülerden geçerek Turkuaza geçilerek tur sonlandırıldı. Turla ilgili galerilerim aşağıdadır.

Gruba katılanların büyük bir kısmı Urla’ya gitmek üzere hareket ettiler. Ben ise Gizem Hanım'ı merak ettiğimden onlara katılmayıp grubun geri kalan bisiklet sürücüleri ile birlikte Balçova’dan hareket ettiğimiz spor kompleksine doğru yöneldik.

Gizem Hanım Balçova’da ki bu küçük turu duyunca ve de İzmir’e davet edilince bize bir sunum yapmak istemiş. Sunum saat 12.00’de başlayacak ve onu dinlemek isteyen birkaç kişi toplanıldı. Biraz sonra Gizem’in geldiğini ve içerde olduğunu duyunca yanına gittiğim. Resimlerde gördüğüm kadarı ile hemen tanıyıverdim ve kendimi tanıttım.

Çok hoş ve çok sevecen bir kız. Kazakistan’da geçirdiği o elim kazadan sonra kendisini bu kadar sağlıklı olabileceğini tahmin etmiyordum. “Dayanamıyorum bir an önce bisiklete binmek istiyorum” diyordu adeta. Bu kadar bisiklete aşık birisini rastlıyordum. Aklıma gelmişken söyleyeyim benim tanıdığım ve benim bisiklet sporuna başlamama sebep olan arkadaşı birkaç yıl sonra karşılaştığımda bir kaza geçirdiğini ve bisikleti bıraktığını söylemişti.

Artık gelelim sunuma.

- Merhaba arkadaşlar.

- Benim bir kitabım var. İnsanları yola çıkarmak amaçlı bunlar. Biri bilet al diğeri dostluk pasifik. Bir arkadaşın davetlisi olarak geldim. Bisiklet benim hayatımın bir parçası ve aynı zaman da bu gitme sevdası da bisikletle son zamanlarda gerçekleşiyor ve bundan sonra da böyle gerçekleşecek. Ve onunla ilgili bir sunum yapmak istiyorum. Yani biz neden böyle bir şey yapmak istedik ne yaptık ve nasıl yaptık. Yaptığımız şey Hollanda dan yola çıkarak Avrupa’da 10 ülkeyi geçtik. Yaklaşık 4.000 ila 4.500 km yol kaydederek İstanbul’a geldik. İstanbul’a geldiğimizde ben çok şaşırdım. Yani şaşırdım derken ben Amerika’da 8 yıldır yaşıyordum. İşte Avrupa’dan geçerken sürekli herkesin bisiklete bindiğini işte bunu yollarda yapmadıklarını ve bisiklet yollarında yaptıklarını gördüm. İstanbul’a geldiğim zaman 8 yılda çok şeyin değiştiğini fark ettim. Ve her zaman İstanbul’da çok trafik vardı. Arabalar bile yollara sığmıyordu. Kaldırımlara park ediyorlardı. Bırakın bisiklete binmeyi kaldırımlarda bile yürümek bile zorlaşmıştı ve ben de aktif grubundan bir insan olduğumdan bir şeyler yapmaya karar verdim. Çünkü ben gerçekten şöyle düşünüyorum. Yani işte böyle ah ah vah vah filan diyeceğimize aslında bunu söyleyen kişi elinden gelen bir tek şey yapsa bir şeyler yapsa aslında ah ahlık durumumuz kalmayacak. Ve bunu bir proje olarak TEMA vakfına götürdüm onlarda bana İstanbul’dan Sydney’e gidin küresel ısnmaya karşı bir proje olsun dediler. Biz bunun için yola çıktık bu pruje için geçen yıl Mart ayında başlayarak 25.000 km İstanbul’dan Sydney’e bisikletle gidecektik. Sadece bisikletle gitmekle de kalmayacaktık Türkiye içersinde bütün valiler ve belediye başkanlarına sunumlar yapacaktık. Çünkü benim mesleğim halkla ilişkiler olduğu için sunum yapmaya alışkınım ve bunun dışında ve Türkiye dışında da geçtiğimiz ülkelerde belediye başkanları ve Birleşmiş Milletler temsilcileriyle görüşüp ve yine onlara aynı şeyleri söyleyecektik. Özelikle Çin gibi bir ülkeye gideceğimiz için de çok heyecanlıydık. Çünkü orada herkes bisiklete biniyor. Ama bunun yanı sıra Çin’de de refah arttıkça insanlar artık bisikleti bir kenara koyup ilk önce motosiklete, motosikletin bir adım ilersi araba gibi bir takım şeyler yapmaya başladılar. Ama şu da bir gerçek bu dünya Hindistan ve Çin gibi kalabalık ülkelerde araba kullanmaya başladığında yani küresel ısınma ve bir yandan benzinin kısıtlı kaynakta olması böyle bir şey mümkün değil. Yani yakın bir gelecekte bisiklete binmeye mecbur kalacağız. İşte o noktaya gelmeden önce bizim şu anda kendi isteğimizle bir şeyler yapmamız son derece önemli.

- 2007 Mart’ında biz eşimle beraber Los Angeles’ta yaşarken bir kütüphaneye gittim ve bir kitap aldım. Daha önce bir bisiklet tecrübesi olmayan bir çift bize benzeyen bir çift bisikletleriyle dünyayı dolaşmak üzere yola çıkıyorlardı ve onların maceralarını anlatan bir kitaptı. Ben bu kitabı gördükten sonra çok etkilendim. Çünkü böyle bire bir anlatılan otobiyografi şeyler daha güçlü oluyor. Şöyle düşündüm ben. Benim neyim eksik. O yapıyorsa ben de yapabilirim. Kitabı kapattım son sayfasını çevirdikten sonra kitabı eşime verdim ve bisikletle dünyayı dolaşıyoruz dedim. Eşim de kitabı okudu ve son sayfayı çevirdi tamam dolaşıyoruz dedi. Karar o an verilmişti. O noktadan sonra tabi biz para biriktirmek için arabalarımızı sattık. Arabalarımızı sattıktan sonra cebimize ne kadar çok para kaldığını fark ettik. Amerika’da, A vrupa’da, Türkiye’de yılın 10 haftasını arabaların üstünde masrafları için geçirdiğimizi biliyor muydunuz? Arabalarımızın kölesi olmuşuz bir nevi. Biz arabalarımızı sattıktan sonra böyle gitme bütçemiz oluşmaya başladı. Ve bu gitme bütçesiyle tamam biz bu işi yapabiliriz artık dedik ve bütün eşyalarımızı satmaya başladık. Sandalyeler, masalar gitti, arabalar gitti en son evde gitti işlerimizden istifa ettik ve bisikletle dünyayı gezmek üzere yola çıktık.

- Turumuzu Hollanda’dan başladık. Her yere gerçekten de bisikletle gitmek mümkün. Mesela biz havaalanına indik. Ve ben bu arada bir dakika yahu biz şunun planını yapmadık. Ben şehir merkezine nasıl gideceğiz dedim kendi kendime. İstanbulu düşünüyorum. Bir otoban var ve intihar etmek hemen hemen aynı şey. O otobandan İstanbul şehir merkezine gitmek. Ama etrafta da bir sürü bisikletli var. Bir baktım böyle hani kırmızı halı sererler ya onun gibi kırmızı bisiklet yolları ve yolun ilersin de de Armterdam’ı işaret eden bir ok. Armsterdamla bir ok olmakla kalmayor bu tarafa da gidiyor, bu tarafa da gidiyor her tarafa da giden bisiklet yolları var. Biz o yolları takip ederek Armsterdam’a vardık. Sonra bir başka şehre, sonra bir başka şehre gidebiliyorsunuz.. Ve sonra bir başka ülkeye kadar biz Hollanda da bisiklet yollarından bir kere bile çıkmadan gittik. Keza Belçika’da öyle... Araba yollarında yavaş yavaş gidiyorsunuz ama orada insan hayatında bir parçası olmuş ki bisiklet esasında budur zaten. İstanbul’a Türkiye;’ye geldiğim zaman ben de bir şeyler yapabilirim, bir şeyleri değiştirmeyi diye düşünmemin sebebi. Şimdi bize şey diyorlar. Efendim sizin dediğiniz hayal. Hayalle hiç alakası yok. İşte İstanbul çok engebeli, İzmir çok yağışlı falan filan. Bunlara hepsi bahane.

- Bana sorduklarında nasıl bir bisiklet istiyorsun diye ben onlara şunu söyledim. Ben yarış atı değil eşek istiyorum demiştim. Öyle bir bisiklet olsun ki hiç bozulmasın. Bozulduğu zaman hasbi kader ben bunları tamir edebilirim. Çünkü çok basit olsun. Ben bunu tamir edebilirim. Böyle bir bisikletle yola çıkmak gerekiyor. Çünkü gittiğimiz yerler de tamirci bulamayabilirsiniz.

Kısaca Gizem Hanım basit bir hayat sürüyor. Ve konuşmasının bir yerinde de “Bir haftalığına televizyonun fişini çekiniz” oldu. “Bak göreceksiniz hayatınızda ne kadar çok televizyon izleyerek vakit öldürdüğümüzü anlayacaksınız. Özbekistan’dan geçerken fakir çocukların hallerinden memnun olduklarını fakat refaha kavuşmuş olan toplumun çocuklarından memnuniyetsizlik olduğunu gözlemlemiş Gizem Hanım.

Doğa ile barışık kardeşimiz. Ve diyor ki "her Avrupalı özelikle bisiklete binenlere son derece saygılı olmak zorunda hissediyor kendini. Bir yerlerden gelip ir yerlere bisikletleriyle gidenler kalacak yerde bulabiliyorlar herhangi bir ailenin yanında. Türkiye’nin doğusunda da… Yoldan geldiğini görenler her türlü ikramlarda bulunabiliyorlar. Hal böyle olunca o ailenin yanında da 1 gece konaklayıp yola ertesi günü devam edebiliyorsunuz."

Bakınız ben de ne diyeceğim.

Elbette benzin kullanımı için yer altı kaynaklarından petrol denilen meletti yeryüzüne çıkartıyoruz. Elbette petrol kaynağı bir gün son bulacak. İşte o zaman ne olacak. Gizem Hanım’ın bahsettiği nokta esasında burada yatıyor. Ve burada önemli bir sorun var. O da petrol kaynaklarının boşaldığı yerler. Bu kadar petrolü boşalttıktan sonra yer altında boşluklar oluşacak ve boşalan yerlere topraklar yerleşmeye başlayacak yani toprakların kaymasına sebep olacak gelecekte. Bu da büyük şiddette depremler anlamına gelmektedir.

Geçen günler de Arif Öğütçü arkadaşımız bloğunda yeni araba alışında geçenlerde başından geçenleri anlatmıştı.

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=167388

Ben de bir sözü hatırlatayım.“Araban varsa derdin vardır.”

Evet sonuna kadar araba değil bisiklet.

Gizem Hanım'a son bir soru soruluyor. "Tamamen iyilieştikten sonra yarıda bıraktığınınz turu tamamlamak istermişsiniz." Gizem Hanım'da bu soruya şöyle cevap veriyor. "Bitirmek diye bir şey olamaz. Esasında ben o işi kafamda bitirdim. Belki bir başka projede neden olmasın."

Bu ara Gizem biraz kırgındı TEMA Vakfı yöneticilerine. En azından ben öyle algıladım. Geçirdiği kaza sonrasında kendisine sahip çıkılmadığı için. Halbu ki Avrupa'da sigorta birimlerine 40 Euro fazla verdiğiniz an otomotik olarak kaza sigorta birimine giriyormuşsunuz. Her tür kazaya karşı.

İstanbul'dan gelen Gizem'e bu sunumundan dolayı teşekkürler.

Yarın (bugün) Ege Üniversitesinde aynı sunumu tekrarlayacakmış.

Ve Gizem Hanım'dan güzel bir haber. İstanbul gibi bir şehirden sıkıldığını ve İzmir'imizi çok beğendiğini ve buraya taşınabileceğini söyledi.

Güzel Gizem'e bütün emellerinin gerçekleşmesi dileğiyle.

 
Toplam blog
: 540
: 3176
Kayıt tarihi
: 02.01.07
 
 

Hiç bir motorlu araca binmeyi sevemedim. Daha doğrusu sevdiremediler. Onun yerine iki tekerlekli ..