- Kategori
- Gezi - Tatil
Gezi rehberi -4

Sütüven Şelalesi
Bugün zamanımızı Küçükkuyu ve Altınoluk civarındaki şelale ve göllere ayırdık. Motelimizden ayrılmadan önce İpek Hanım’dan kısa bilgi alıyoruz görülecek yerler hakkında. En yakından başlamaya karar vererek Mıhlı Şelalesi’ne doğru yola çıkıyoruz.
Küçükkuyu’dan Assos tarafına giderken kuzeye sapan yollardan birinde küçük bir tabela görüyoruz. Etrafımıza dikkatlice bakmamıza rağmen çaya giden yolu tam olarak anlamak mümkün olmuyor. Tarlaların içinden geçen daracık toprak bir yolu işaret eden küçücük bir tabela var ama böylesine ünlü bir yerin gidişinin bu şekilde olamayacağını düşünerek devam ediyoruz. Kıvrıla kıvrıla bir süre gittikten sonra yaşlı bir köylü çıkıyor karşımıza, bize tarif ediyor. Meğer o daracık toprak yoldan gidiliyormuş. Geriye dönüp merakla toprak yolda devam ediyoruz. Çok bozuk, sarsılarak ilerlerken hala acaba doğru yolda mıyız düşüncesindeyiz. Nihayet şelalenin üstüne kurulan tesislerin girişine gelebiliyoruz. Park ücretli ama yer bulmak mümkün değil. Yer boşalması için beklemek gerekiyor veya tarlaların kenarına park etmek lazım. Tepeden şelalenin oluşturduğu göle doğru merdivenlerden iniyoruz. Yukardan bakınca hakikaten bir doğa harikası karşılıyor bizi. İnsanlar gölde yüzerken, kenarında da mangal keyfi yapıyorlar. Çoluk çocuk tam curcunalı bir eğlence. İki koca dağın arasında ince su kaynağından doğan şelale berrak, serin suyuyla inanılmaz bir güzellik oluşturuyor. Kuru topraklardan sonra ulaşılan burası yemyeşil bir vaha gibi. Piknik yapmak için hazırlıklı gelenler çoğunlukta. Bizim gibi sadece gezmek için gelenler göl kenarında bulunan lokantayı tercih ediyorlar. Bizde alabalık yiyebiliriz düşüncesiyle oturuyoruz. Siparişlerimizi veriyoruz ve gölün güzelliğini seyre koyuluyoruz. Etrafı incelerken çokta temiz olmadığını fark ediyoruz. Lokantanın fırın bölümü fazlasıyla dağınık. İki kişi fırında, iki kişi serviste çalışıyor ama gelen gidenin neredeyse farkında bile değiller. Biz beklediğimizle kalıyoruz, bizden sonra gelenler yemeklerini yiyip kalkıyorlar. Birkaç defa uyarmamıza rağmen sonuç alamayınca hayal kırıklığı içinde terk ediyoruz bu güzel yeri. Keşke daha ehil ellerde, işini bilen birileri tarafından işletilseydi demekten geri kalamıyor insan.
Bu defa Altınoluk’tan sonra Akçay tarafına epeyce gittikten sonra Pınarbaşı şelalesine varıyoruz.
Orman Müdürlüğünce işletiliyormuş. Ayrıca piknik alanı içerisinde Alabalık üretilen birde çiftlik bulunuyor. Yamaçtan akan bol ve buz gibi su yaz aylarında serinlemek için ideal bir köşe olduğunu öğrenmiştik ama biz gittiğimizde öyle bol bir su bulamadık. Nehir neredeyse kurumuş gibiydi. Piknik yapanlar yine çok fazlaydı. Yine de birkaç resim çekip ayrılıyoruz buradan da. Zeytinli Köyü sapağından girerek köy çıkışındaki dar köprüden sonra Beyoba köyüne ulaşıyoruz. Beyoba köyünün girişinden sola inen toprak yolu izleyerek piknik alanına varıyoruz. Daha arabamızdan inerken çağlayan suyun sesini duyuyoruz. Merakla şelalenin köprüsüne gidiyoruz ve gözlerimiz hayranlıkla açılıveriyor. Muhteşem bir güzellik. Tepeden baktığımızda insanların neşe içinde suya girdiğini görüyoruz. Merdivenlerden inip suyun içine adımladığımızda geri kaçmamız bir oluyor. Çok soğuk geliyor bize. Diğerlerinin nasıl girdiğine anlam veremeden bir sürü resim çekiyoruz. Sutüven Şelalesi, Sarıkız yaylasından doğarak, Kızılkeçili çayı üzerinde bulunuyormuş. Şelalenin ismi Sutüven, tüvleyen yani sıçrayan su anlamına geliyormuş. Kimilerine göre adını şair Mustafa Seyit Sutüven'den almış, kimilerine göre de şair soy ismini burası için yazdığı şiir nedeniyle şelaleden almış. Gezi turlarının rehberleri bizi çok güzel bilgilendiriyorlar. .
Sabah Emine göle koşar ama Hasan yoktur. Annesine gider fakat Hasan’ı kimse görmemiştir. Emine aklını yitirerek göl boyunca dolaşır durur. Gölün içinde bulduğu Hasan’ın gömleği ile kendini orada bulunan ulu çınara asar. Emine ve Hasan’ın hikâyesi bittiğinde hepimiz hüzünleniyoruz. Belki cennette kavuşmuşlardır umuduyla piknik alanına geri dönüyoruz. Sağlı sollu dizilmişler, köylüler çok çeşitli baharat, zeytin, zeytinyağı, sabun ve bal gibi birçok şey satıyorlar. İstediklerimizi alarak şelalenin yanında bulunan restorana giriyoruz. Bize kiremitte alabalık ve köfteyi tavsiye ediyorlar. Temiz, sakin ve oldukça şirin bir yer. Zaten şelalenin çağıldayan sesi ayrı bir keyfi veriyor. Servis hizmeti çabuk, ilgileri sıcak. Tereyağlı, kaşar peynirli alabalık nefis, hele köfte çok leziz. Zevkle karnımızı doyuruyoruz nihayet. Fiyatları da oldukça makul geliyor bize.
Aynı güzergah içinde Kızılkeçili köyünde bulunan Çağlayan’a gidiyoruz. Gerçekten yemyeşil çok güzel bir mekan. Herkesin tavsiye ettiği Anıt Çınar’a koşuyoruz hemen. 800 yıllıkmış. Çevresi 860 cm, boyu 30 metre. Görkeminin altında küçücük kalıyoruz. Çınar’ın tabelasına iliştirilmiş Ejder Üçok’un Yaşlı Çınar şiirini okuyuz hevesle. Böylesine kıymetli bir ağacın çevresine bakındığımızda yine karşımıza bakımsızlık çıkıyor. Ülkemizde çok görülesi yerler var lakin neden kıymetini bilmiyoruz anlamıyorum.
Ve bugünlük son durağımız Sutüven şelalesi ile Hasan Boğuldu gölü.
Şelalenin üst tarafına doğru yol alıyoruz hevesle. Epey bir yürüme yolundan sonra Hasan Boğuldu gölüne ulaşıyoruz. Hayranlığımız artarak büyüyor. Ülkemizde ne güzellikler varmış demekten alamıyoruz yine kendimizi. Suyu buz gibi. Diğerlerinin aksine burada suya girilmesine izin verilmiyor çünkü içme suyu olarak kullanılıyormuş. Kanallardan geçirelerek köylere ulaştırılıyormuş. Eğilip şişelerimizi dolduruyoruz ve kana kana buz gibi suyundan içiyoruz. Yanımızda bulunan rehber Hasan ile Emine’nin hikayesini anlatırken daha önce filmini izlediğim için canlanıveriyor gözlerimde.
Sarıkız zirvesinin eteğinde kıl çadırlarından kurulu yüksek obanın güzel kızı Emine Edremit pazarına iner ve Zeytinli Köyü'nün yakışıklı delikanlısı ile gözgöze gelir. Sevdalanan iki genç her Çarşamba günü buluşurlar. Emine beş saatlik yoldan getirdiği sütü, peyniri, balı Hasan'a verir, bahçıvan olan Hasan'dan ihtiyacı olan sebzeyi alırmış. Pazar dönüşü birlikte zeytinli Köyü'ne kadar yürürler, Emine oradan ayrılır ve daha dört saat sürecek olan zahmetli dağ yolundan obasına dönermiş. Gençler evlenmeye karar vermişler. Emine'nin ailesi ise bu evliliğe karşı çıkmış. Oba Yörük obasıdır, Emine de Yörük kızı. Aile, Hasan'ı ne yaparız da vazgeçtiririz diye düşünürken onu sınamaya karar vermişler. Sınav da başarılı olursa Emine'yi istemiş olan obanın gençleri de yiğitlik gösteren Hasan'ı kabulleneceklerdir. Anlaşma gereği 40 okka (yaklaşık 60 kilo) tuz dolu çuvalı sırtına alıp hiç dinlenmeden obaya çıkaracaktır. Emine ile obaya doğru yola çıkarlar. Önlerinde dört saatlik zorlu bir dağ yolu vardır. Tuz Hasan’ın sırtını yakmaya başlar. İkinci saatte şimdiki Sutüven Şelalesine ulaşmışlardır. Yol dere içinde kaybolmuş, taştan taşa atlamak Hasan'ı yormuş, dizleri titremeye başlamıştır. Hasan'ın gücü biter ve yere düşer. Emine çaresizlik içinde Hasan'ı yüreklendirmeye çalışır, ancak Hasan ayağa kalkamaz. Emine'ye yalvarır, başka yerlere kaçmayı teklif eder. Emine ise ailesine ve obasına söz verdiği için Hasan'ın yakarışlarına aldırmaz ve çuvalı sırtlayarak obanın yolunu tutar. Hasan ise ardından "Beni bırakma, senin köyüne gelemiyorum, köyüme de dönemem. Ben sana gelemiyorum, sen bana gel"diye acı acı haykırır. Emine derenin uğultusuna karşın Hasan'ın umutsuz çığlıklarını hep duyar. Obaya vardığında çok pişman olur ve geri dönmek ister. Ancak ailesi gece vakti onu ormana bırakmaz
Nihayet bugünkü gezimin son turundan büyük bir memnuniyetle ayrılıyoruz.