- Kategori
- Güncel
Gezi ve Bende ve belki de sizlerde de yaşattıkları

"Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine" Nazım Hikmet
31 Mayıs - 01 Haziran Gezi Parkı olaylarının en başından itibaren olanı biteni pür dikkat takip ediyorum. Sosyal medya'da elimden geldiğince bir ses olmaya, mahallemde yapılan yürüyüşlere sonuna kadar destek vermeye çalışıyorum.
Ve bugün geldiğim noktada gördüğüm Türkiye manzarası beni hayrete düşürmüş durumda. Ancak bu şaşkınlığım içinde sevinç ve gurur da barındırıyor. Böyle hissetmeme neden olanları maddeler halinde sıralamak istedim. Kendimce.
Gurur ve sevinç duyuyorum, çünkü gördüğüm manzarada en önde pırıl pırıl aydınlık ve eğitimli bir gençlik var.
Bu gençlik haklarını ve geleceğini, yaşantısını, özgürlüklerini ve tabii bizlerinkini de korkusuzca savunuyor. İnatla, vazgeçmeden.
Bazen biz büyükler camdan bakmaya korkarken lisesi gençlerin ellerinde tencere tava balkonumun önünden geçişlerini gıbta ederek izliyorum.
Gurur ve sevinç duyuyorum, çünkü bu gençler Atatürk'ümüzün neden geleceği onlara emanet ettiğini gözümüze sokarak anlattılar bize.
Ellerinde çöp torbaları ile nasıl yaşadıkları ve savundukları çevreyi temizlediklerini, çiçekleri, doğayı, hayvanları koruma iç güdülerini hayranlıkla, gözlerim dolu dolu seyrediyorum.
Duvarlardan küfürlü mesajları silen kadınları görüyorum. "Cinsiyetime, bedenime bulaşma, artık yeter!" Diye haykırıyoruz onlarla beraber.
Gezi parkında gördüğüm KİTAPLIK içimi daha da kabartıyor. O gençliği daha bir seviyorum.
Nasıl büyük bir dayanışma içinde olunduğunu görüp daha da cesaretleniyorum; hele de bu kapitalist düzene rağmen bedava yiyeceklerin dağıtıldığı Devrim Market'e yüzümde huzurlu bir tebessümle bakıyorum.
Gururluyum, çünkü bu halk, bu kalabalıklar medya'ya, iş dünyasına dedi ki "Sen hükümetlere güvenme ben istersem, seni boykot edersem işin biter"
Bu gençliğin arkasına, yayına aldığı kalabalıklarla birilerine verdiği ayar rahatlatıyor içimi.
En bir araya gelmez denilen grupların bile ortak bir takım oluşturma niyetlerini gülümseyerek izliyorum.
Gurur ve sevinç duyuyorum sokağa çıkamasa da camdan onlara el sallayan, alkışlayan seksen yaşında annemi ve annelerimizi, ninelerimizin yorgun bedenlerine gençlik katan heyecanı görmekten.
Sanatçılar, tepki veren, seslerini duyurmaya çalışan, işlerini bile bırakarak orada olmalıyım diyen ekran ve sahne yüzlerine bir kere daha saygı duyuyorum.
Tüm Dünya'dan gelen destek, zaten baştan beri inandığım ve savunduğum "bu defa başka, bu büyük bir değişimin habercisi" dediğim bu harekete ilave bir anlam yüklüyor.
Gurur ve sevinç var içimde, çünkü Kandil nedeni ile yaptıkları eyleme müthiş bir hassasiyeti dahil edişlerinden huzur duyuyorum.
Her görüşü içinde barındıran bu ortak direnişin, her sokaktan verdiğimiz desteğin, kalabalıklarımızın, içime yaydığı umut ışığı ile daha mutlu bakıyorum ileriye.
Tüm Dünya'ya bir kere daha "Bu Türkler gerçekten ÇILGIN" dedirttiğimiz için gurur kaplıyor içimi tüylerim diken diken olarak.
Bizlerin, bu gençlerin sadece kendisine oy vermedi diye ki belki de içlerinde oy veren de var, ülkeyi yönetenlerin dindar, müslüman görmediği bu kalabalıkların o haksız önyargıları hiç de hak etmediğini görmeleri ve anlamaları lazım.
Ne o kalabalıklar ne de ben kime ne kadar müslüman olduğumuzu anlatmak, kanıtlamak zorunda değiliz. İnanç tamamen kalple ilgilidir ve kimin ne kadar inançlı olduğunu Allah'tan başka kimse bilemez.
Müslüman olmanın şekilcilikten öte çok anlamlı ve önemli ölçütleri vardır. Ahlak değerlerini daha çok barındırır içinde. Şimdi onlara girecek değilim.
Müslümanlığı kendi tekelinde farz eden hali hazırdaki zihniyetinin artık bu acımasız boyuta varan ithamından vazgeçmesi gerek. Hele hele de her muhalif hareketi DİN eksenine oturtmaya çalışarak bir tepksi oluşturmaya çalışmaktan da fersah fersah uzak durmalarını salık veririm. Bu çok tehlikeli bir savunma sistemidir.
Kalabalıkların ne demek istediğini çok iyi anlamaları gerekir.
Halkı küçük görmekten, aşağılayıcı ve öteleyen tavırdan, yaralayıcı dillerinden, ben yaptım oldu söylemlerinden uzaklaşarak daha ılımlı, anlayışlı bir lisana evrilmeleri gerek hem de bir an evvel.
Değerlerimize hakaret etmeden, bir şeylerin rövanşını almayı bırakıp tüm Türkiye'ye, sadece kendine oy verenlere değil 76 milyona yönelik bir demokratik ve özgür ortam yaratmaya acilen yönelmeleri, gerekli yasaları ve de Anayasayı bir an önce hayata geçirmeye odaklanmaları lazım.
Aksi halde bu kutuplaşma, bölücü ve yaralayıcı dil artar ise olacaklardan korkuyorum. Bu gerilimin bir adım sonrası bizi hiç de istemediğimiz kargaşaların içine sürükleyebilir hem de hiç fark etmeden, aniden, ansızın gelebilir bu kabus.
Allah korusun!
Daha güzel yarınlara hep beraber, huzurla ve bu muhteşem bütünlüğümüz içinde ulaşmayı umarak, Miraç Kandilimiz Mübarek olsun.
Neslihan Şadan BAĞDİKEN