- Kategori
- Siyaset
Geziciler kaput

Söze şöyle giriyorum:
Eski editörüm olan genç bir arkadaş, Gezi olaylarıyla başlayan ve Türkiye’ye yayılan gösteriler zinciri sırasında, Mersin’de biber gazı yedi ve gırtlak kanseri olup öldü. Adı gazetelerde yer almadı.
Benim için Gezi bu oldu.
Başkaları için Gezi ne oldu peki?
Yanıt aşağıda:
Radikal, akıllıca bir işe imza atıp, Geziciler’in bazılarını 2 yıl sonra bulup onlarla görüşmüş.
İşte o izlenimler ve benim karşı-izlenimlerim:
Kırmızılı kız:
“Kırmızı elbiseli, bez çantalı bu genç kadın, Gezi’nin ilk sembollerindendi. Ceyda Sungur, İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak hayatına devam ediyor. Sungur’a biber gazını sıkan polis memurunun bir yıldan üç yıla kadar hapsi isteniyor. Davanın 10 Haziran’da karara bağlanması bekleniyor. Telefonla görüştüğümüz Sungur, süreç boyunca olduğu gibi şimdi de suskunluğunu koruyor: ‘Davaya ya da Gezi’ye ilişkin herhangi bir açıklama yapmak istemiyorum.’”
http://www.radikal.com.tr/fotogaleri/turkiye/gezinin_kahramanlari_ne_yapiyor-1369726-2
Demek ki kendisinin 2 yıldır canına okumuşlar ve hala da okuyorlar. Bezmiş ve tuş olmuş.
Yani.
İmaj-sembol, boş-boş bir göstergedir. Güzel yalandır. Çirkin gerçek, güzel yalanın yaldızını kazıyınca, altından pislik çıkar. Çıkmış da.
Orantısız zeka kullanan, okuyan adam:
“Bugün olsa yine katılırım Gezi’ye. Ama bireysel olarak. İspanya’dan sonra örgütlü olmamaya karar verdim. Her şeyde bir hiyerarşi var. Bundan hoşlanmıyorum.”
(Arkadaş, bir tür global sivil aktivist olarak epeyi yer gezmiş. Sonra, tilki gibi, dönüp dolaşıp, Türkiye dükkanına geri dönmüş.)
Da da da.
Bunu taa en baştan söyledik zaten. O günkü metinlerimizde vardır.
Shevek’in dediğince:
“Seni devindirebilecek tek şey, öz-iradendir. Sürü olmayın.”
O da yenik. Rasta saç imalatı yapıyormuş bugünlerde kendisi. Ki, o da bir imaj-sembol, bu da bir şeyselleşme imi.
Sufi modern dansçı Ziya Azazi:
“Gezi, Türkiyemizin din, dil, ırk, statü farkı olmaksızın bir araya gelebildiğini gösterdi. Dilerim bu birliktelik tekrar filizlenir.”
Kendisi arkadaşımdır, onu severim ama dans tarzını değillerim. 20 yıldır tek bir dönmeye taktı. Bunun da sema dönüşü olması, onu en başından şeyselleştirmişti.
Kendisi, olayın turistik imajı olmak gibi bir durumda kaldı.
Belden yukarısı çıplak ve gaz maskeli bir sema dönüşü düşünün.
Sulanan gavur kız, memleketi olan Avustralya’ya dönmüş:
“Eylemlerin barışçıllığını vurgulamak için TOMA’nın önünde durdum. O an su sıkacaklarına inanmamıştım ama sıkarlarsa da fotoğraf olağanüstü olur diye düşündüm”
Bu soruyu, 2 yıl önce sormuştum. Gezi Kitabı’mda ve Fotoblog’umda var.
Yanıt buymuş:
Demek ki ‘öz-şeyselleşmişlik bilinci’ diye bir şey de varmış.
Tam poz vermek değil ama doğal kalma modunda poz vermişlikimsi gibi.
İşte bu, tüm haber fotoğraflarını % 99,99’nun sıfırlar ve değiller. Çünkü fotoğrafı çekilen, fotoğrafının çekildiğini biliyorsa, ister istemez poz veriyor olur. Olmuş da. Ki bu bir enstantane değildir.
Duran adam:
“Daha önce neysem hâlâ öyleyim. Yıpranmalara, umutsuzluğa rağmen. Liderlere değil, gençlere inanıyorum. Ama insanca yaşama hakkından uzak hayatlar sürerken, Gezi’yi anmanın bir manası olmayabilir.”
(Gezi, yapılırken bile manasızdı zaten.)
Duruma en çok bu aymışa benzer içlerinde.
Hiçbirşey değişmedi arkadaşlar, bu böyle biline.
Tarihi değiştirmeyen eylemler de, rakibe hizmet eder. Etti de zaten. Yani AKP’ye.
Camide bira içmekle suçlanan genç:
“Linç edilmekten zor kurtuldum. Ülkemde barınamadım. Dava sonuçlanınca dönmek istiyorum. Biz o günlerde neyin mücadelesini vermişiz şimdi adını koyamıyorum.”
Eh bilader, kaçabilmişsin hiç olmazsa. Kalsaydın da, görseydin kerrakeyi.
Biz gördük o kerrakeyi.
Bira içildiği öne sürülen caminin imamı:
“Bu konular işlenince sıkıntı yaşıyorum.”
Meali:
Miktiniz lan hayatımı.
Piyanosuna el koyulan piyanist:
Dünyayı gezmeye, şehir merkezlerinde piyano çalmaya devam eden Martello geçen günlerde Detroit’teydi.
İşte bu bembeyaz bir Gezici. Ona giren çıkan olmamış. Ne de olsa, o bir 1. Dünyalı.
Piyanosu da Detroit polisindendir herhal.
İşte, 8 kişilik öykü.
Olaylarda o zaman 10 kişi öldü. Olan ailelerine oldu.
Benim editör gibilerin adı bile bilinmedi.
Gerisi, aynen devam.
Geçen sene, yani olayların birinci yıldönümünde % 5 katılım vardı.
Bugün tepişmeye devam ediyorlar. Yine de, fazla patırtı yok gibi.
Sıfırıncı yıl, birinci yıl, ikinci yıl.
Bir de oradakileri sayabilseydik, mükerrer mükerrer...
Dipnot:
Teşekkürler Radikal.
Benim yapmak isteyeceğim ama yapamayacağım bir röportajı gerçekleştirmişler.
Buraya tarihe şerhimizi koyduk.
Bunlar da, tarihe geçti çoktan.