- Kategori
- Gündelik Yaşam
Gitmeler...

Günaydın güzel İstanbul. Günaydın yaşanılan her güzel gün... Çiçekler, böcekler, canlı cansız her varlık; günaydın...
Bugün gitmelerden bahsetmek istiyorum. Hani o kalbi acıtan son vedalaşmalar vardır ya, işte biraz yine kalbimiz acısın istiyorum.
Gidenlere ya da arkasında bıraktığı kişiyi çok sevip de gitmek zorunda olanlara ithaf ediyorum.
İstanbul'da birini seven ama belki bir veda sözcüğü bile diyemeden memleketi'ne gidecek olan o yüreklere. Biliyorum okunacak bu gidişler, diğerleri gibi. Son zamanlarda her yazıyı okuduğunu biliyorum gülüşü güzel olan çocuk.
Bazen böyledir ama, bazen acır yürekler, bazen sessziliğe bürünür şehir.
Ufak bir veda kalmıştır geriye, yaşanacak olan her şey yaşanmış ya da yaşanacak olan şeyler yarım kalmıştır. Gitmek mecburidir. Gitmek artık farz olmuştur. Gözlerde tuhaf bir kızgınlık ve çaresizlik...
Geride kalana bir daha dokunamayacağını düşündükçe kabarır duyguları gidenin. Yalnızlığa bürünür vücutlar. Tüm dünyanın ortasında soyunmuş gibi çırılçıplaktır.
Derisi bile fazla gelir o anda kişiye, zordur bırakıp gitmek; geride sevilen biri var ise. Gözlerin son kez buluşması, gözlerin birbiriyle son kez sevişmesi çılgınca.... Adım adım yaklaşır o ayrılık saati.
Akıldan 'keşke hiç tanımasaydım' ya da ' ne demek tanımasaydım yaşadığıma pişman değilim' düşünceleri geçer. Kendinle iç savaştır artık bu. Basit saydığımız bir ufak vedayı geçmiştir.
Oysa iyi bir şeydir belki de gitmesi gidenin. Belki de değişik bir yaşam, değişik bir kişi ile yuva kurmak gibi sayılacak binlerce seçenek vardır önünde. Nedendir bırakıp gidenin o savaşı? Hayatta başka kimseyi sevmeyecek gibi karşısındakine tutunuşu? Her veda yeni bir başlangıç değil midir?
Dünya'nın yükünü sırtında hisseder değil mi her iki taraf da. Son kez sarılır bedenleri, ikisinin de gözleri buğulu. Tesellisi de mümkün değildir. Taa derinlerde yaşanır kederler. Herkesi yok sayarcasına birleşir bedenleri oracıkta. Her bir dokunuş hüznü saklar, her bir öpüş gözyaşlarını... Bir başka boyutta, bir başka yaşamda olmak isterler o anda, sevişmeyi özgür kılmak için. Kocaman gibi görünen şehir un ufak olmuştur bedenlerinde.
Gitmeler bu derece acıtır yürekleri.
Siren sesi duyulur uzaktan, sanki veda sözcüklerinin denmesine gerek bile kalmamıştır artık. Bu uzun siren sesi anlatır o hazin sahneyi.
Artık gitmelidir, gidecek olan. Ve kalan devam etmelidir yaşama. O sevişmelerin, o acılı sahnelerin sonu gelmelidir artık. Bedenlerin yanması dinmelidir.
Trenin buğulu camında elini bile uzatamaz genç, tutuk kalır sözcükler. Ama söze de gerek yoktur zaten, o buğulu gözleri anlatıyordur ayrılık anını.
Hiç acele etmeden sanki o anda o iki genci umursamadan fütursuzca hareket etmeye başlar tren. O da bitmek bilmez raylarla cilveleşme halindedir ne de olsa. Tren hareket eder etmesine ya, ya o gençler hele de giden hareket ediyor mudur ki? Yaşam durmuştur onda. Giden kadar kalan için de durmuştur dünya. Bir dakika ilerisi bile görünmez bulutlarla kaplıdır artık. Gözyaşları kalmıştır, o sevgi dolu anları kalmıştır yanlarında.
Kimseyi umursamadan soyunmuş bedenleri bir de.
Trenden atlama düşünceleri, onu bir kere daha görebilme umuduyla pencere camına yaslanan yaşlı gözleri... Her ayıp düşünceyi barındırır benliğinde.
Trenin peşinden gitme hayalleri içinde olan kalan kişi de ezer dünya kurallarını. Oracıkta dönüp gelse tüm benliğini verebilir adeta gidene. Hayatı pahasına yaşayacağı yanlışların bile olması umrunda değildir. Bir bedenden çıkan iki benliktir onlar. Ayrılık çanlarının ayırdığı iki beden...
Gitmek böylesi hazindir işte. Böylesi kavurur yürekleri. Giden ha bir sevgili olmuş, ha bir baba olmuş, ha bir kardeş. Aslında tüm gitmelerde eksiksiz aynı acı yaşanır. Hasta bir babanın o son bakışı da burkar dünyayı. Yaşamak geride kalan için yine bir o kadar zorlaşır. Bir kardeşin vedası ya da.
Her son yeni başlangıçlara gebedir, her başlangıç acı ama tatlı bir sona gebe olduğu gibi.
İstanbul'da bir kızı sevmiş olan o gülüşü güzel çocuk da gidecektir bir gün. İçinde acıyı yaşayarak. Aynı duyguları daha asi bir hoyratlıkla yaşayarak, bin bir kızgınlıkla, küslükle gidecektir. Hatta sevdiği kişiden duymak için onca beklediği bir güzel sözü geç de olsa duyarak gidecektir. Zor elde edilen daha kıymetlidir ya hani. İşte o da öyle hissediyordur. Sevdiğini zor elde etmiştir, bin bir şeyi bir araya getirip kızın hayatına girmeyi başarmıştır. Bir sürü kişiye aşkını söylemiştir, kıza çocuksu masal kitapları alıp her gece masallar okumuştur.
Geriye sadece yarım kalan bir hikaye olarak son bulacaktır oysa. Çünkü gitmelidir, gitmek zorundadır.
Her güzel şey gibi düşünmeli gitmeleri de. Yaraların kanaması olasılığı da vardır evet, ama yarım da olsa bir hikayenin yaşanması da güzel değil midir? Belki bir başka dünyada, bir başka zamanda yeniden bedenleri birbirini bulur, yeniden sevişirler... Şu zamanda yapamadıkları daha bir sürü şeyi bir başka boyutta yaşarlar, kimbilir!
Bir bahar günü olacak biliyorum
Sessizce süzüleceksin şehirden
Belki bir iki ufak gözyaşı belirecek gözlerinde
Ağlamayacaksın giderken....
Gülüşü güzel olan o hayali gence, geride kalan sevgilisinden son dizelerle bitirmek istedim yazımı.
Her gidiş hayırlara gebe...