Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '15

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Gittikçe yalnızlaşıyor muyuz?

Son günlerde yolda yürürken bile  insanları başları önünde ellerinde telefonlarıyla haşir neşir halde görür olduk. Ya da toplantılarda, ders çalışırken ve ya misafirlikte bile hepimizin elinde cep telefonlarımız, başımız önümüzde ortamdan uzaklaşır olduk.  Hatta ve hatta dün teravih namazı kılarken ara verildiğinde, o kısacık zaman diliminde dahi bir arkadaşımın sosyal medyayı takip ettiğine şahit oldum. 
 
Bu ürkütücü bir bağımlılık olmuş; hepimiz etkilenmişiz! Hafif bir can sıkıntısında tek alternatifimiz olmuş sosyal iletişim araçları… Bir süre uzak kalsak sosyal medyadan kendimizi mecbur addetmişiz bir göz atmaya, beğenilere/yorumlara anında cevap vermeye…  Bize ilginç gelen her haberi, her olayı sormadan sorgulamadan paylaşıp yaymaya mecbur hissediyoruz sanki kendimizi… Bu da müthiş bir bilgi kirliliği getiriyor. Yalan yanlış şeyler ile zihinlerimiz doluyor. Kötü eğitiliyoruz...
 
Okumayı sevmiyoruz! Hatta beğeni yaptığımız uzun metinleri bile okumuyoruz çoğu zaman; başlığı ya da fotoğrafı beğendiysek “paylaş” butonuna bir “tık” koyuyoruz ve yüzlerce kişiye ulaştırıyoruz ne yazdığını bile net bilmediğimiz bilgiyi… Okumayı sevmiyoruz evet… Ama konuşmaya ahkam kesmeye bayılıyoruz… Bilgi sahibi olmadan fikir sahibiyiz bir çoğumuz… Dolayısıyla bilgisi olan da konuşuyor/yazıyor, bilgisi olmayan da…
 
Okumaya üşendiği, ne olduğunu bilmediği bilginin kaynağını araştırmak da gelmiyor tabii ki kimsenin aklına. Sağından solundan okuduğu üç beş cümleyle bir de baba yorumlar yaparak paylaşılıyor kaynağı belli olmayan bilgileri… Böylece meydana gelen bilgi kirliliği zihinlerimizi allak bullak ediyor…
 
Bu durumun en vahim örneği de sağlık ile ilgili bilgilerin paylaşılması… Geri dönülmez hataların başlamasına neden olabiliyor. 
 
Sosyal içerikli paylaşımlar, sosyolojik ve ya psikolojik veriler herkes tarafından kullanılıyor, hiçbir bilgi veya eğitime sahip olmayan kişiler kendilerini danışman ya da rehber olarak konumlandırabiliyor. Takipçilerinin listesi de arttıkça artıyor. Ehil olmayan bu kişilerin paylaşımlarının o takipçileri ne şekilde etkileyebileceğini ise varın siz düşünün.
 
Bir de  ünlü kişilerle polemiğe girerseniz reytinginiz tavan yapıyor, herkes sizi konuşuyor… Hele de takipçileriniz bu kişiden pek hoşlanmıyorsa yorumlarıyla dövüyorlar adamı… O kişinin konuyla ilgili yaptığı araştırmalar, çalışmalar, harcadığı emek kimin umurunda ya da polemiği oluşturanın konu hakkında hiçbir bilgisi olmaması… Hemen tu kaka ediliveriyor şahıs; bak ne güzel falan kişiyi paylamış, haddini bildirmiş, helal olsun adama vs. vs… Yorumların sonu gelmiyor. Oysa ki yazan kişi iftira attı ise destek veren yorumcular da o iftiraya alet oluyorlar, farkına varabilseler belki doğruluğunu araştırma ihtiyacını da duyarlar. Belki de bir ailenin yok olmasına sebep olabileceklerini bilseler,  karaladıkları suçsuz bir insanın hayatını mahvedebileceklerini bilseler veya vicdanlarını sorgularlar…
 
Bu farkındalığı kazanmanın tek yolu var; Okuyun! Araştırın! Sorgulayın! Öyle her gördüğünüze sırf işinize geldiği için kayıtsız şartsız inanmayın, hadi bunu yapıyorsunuz en azından paylaşarak ne olduğunu bilmediğiniz konularda kimsenin günahına girmeyin!
 
Ve bunca bilgi kirliliğinin ve ego tatminin içinde o kadar çok vakit geçiriyoruz ki gerçek dünyayı kaçırıyoruz, hayat avuçlarımızdan kayıp gidiyor ne olduğunu anlamadan… Arttıkça artıyor farkında olmadan kendimizi mahkum ettiğimiz yalnızlığımız…
 
İnternete girdiğimiz zaman saatlerimizin nasıl geçtiğini bilemiyoruz.  Belki de aynı odada  iki meslektaşız ama birbirimiz ile konuşmak yerine sosyal medyadaki kavgaları takip etmek okumak daha çekici gelebiliyor.
 
Aile ortamında bile herkes elinde cep telefonu kendi odasında sosyal medyadayız diye yalnızlaşıyor. Aile bireylerinin doğal ihtiyaçlar dışında günlerce birbiri ile konuşmadığı olabiliyor.  Ve hatta çocuğumuzun derdini  bile konuşarak değil de  sosyal medya hesabından görerek öğreniyoruz çoğu zaman… Ne acı!...
 
Sosyal alemin acımasızca zamanımızı çalmasına, eğitimimizi/işimizi engellemesine, aile yaşantımızı mahvetmesine, arkadaşlık duygularımızı köreltmesine kısaca bizi yalnızlaştırmasına izin veriyoruz… Haksız mıyım? 
 
Toplam blog
: 233
: 209
Kayıt tarihi
: 12.12.13
 
 

Prof. Dr. Hamdi Temel, 1966 yılında Sorgun'da doğdu, İlk ve orta öğretimini Sorgun'da tamamladı v..