​ Gittim, Gördüm, Yandım! / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Nisan '08

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

Gittim, Gördüm, Yandım!

Gittim, Gördüm, Yandım!
 

Anadolu Ateşi ile yanmak diye buna denir! Sözün bittiği yerde, müzik ve dans başlamış, 2000 yıllık efsane dile gelmiş; çok başarılı bir kareografi, performans ve kostüm harmanıyla 'Troya Efsanesi', yeniden hayat bulmuş.

Birbirinden başarılı 120 dansçısı ile bir Anadolu Efsanesi’ni <ı>‘Bir Anadolu Efsanesi, Anadolu’nun dans diliyle anayurdunda canlanıyor’ sloganıyla sahneleyen Mustafa Erdoğan’ı buradan tebrik etmek istiyorum.

Bu şahane oyunun tek olumsuz yanı; izleyenler arasında Troya efsanesini bilmeyenlerin, tarihle ilgisi olmayanların, oyunu anlama konusunda zorlanmış olmalarıydı. Aslında çok basit bir çözümle giderilebilecek bu sorun; izleyicinin oyundan daha büyük bir keyif almasını ve oyuna adapte olmasını oldukça kolaylaştıracaktır bence. Troya efsanesini özetleyen bir broşür hazırlanması… Eğer hemen gösteri öncesinde; izleyiciye böyle bir bilgi akışı sağlanırsa, rüya sahnesinin ya da Helen ile Paris'in yaptığı dansın ya da Akhilleus ile Hector’un yaptığı dövüşün ne ve neden olduğu anlayacak olan seyirci; böylece oyundan çok daha büyük keyif alabilecek.

İnsanlık tarihinin en eski ve en bilinen öyküsü Troya’nın, ilk kez anayurdunda sahneleniyor olması hepimiz için ayrı bir gurur kaynağı tabiki… Mustafa Erdoğan; gelmiş geçmiş en güzel sahne eserlerini izleyiciyle buluşturacaklarını söylemiş bir röportajında, efsanenin daha çok barışı hedefleyen Anadolu dayanışması yönünün öne çıkarıldığını da belirtmiş. Gerçekten de kendi içimizden çıkan bir yüreğin yine kendi topraklarımızdan çıkan bir hikayeyi böyle güzel harmanladığı ve bizlerle buluşturduğu bir seyirlikle karşılaşmak inanılmaz keyifliydi benim için. Geçtiğimiz hafta gittiğim bu güzel gösteriden bana kalan tadı ve keyfi paylaşmak istiyorum sizlerle:

ü Kostümler şahaneydi, oyunu izleyen diğer arkadaşlarımla belki de en mutabık olduğumuz konu; kostümlerin tartışılmaz bir şekilde başarılı ve güzel olduğuydu. Hatta bir ara kulise gizlice sızıp bu kostümleri fotoğraflayıp, diktirmeyi bile düşünecek kadar gözüm dönmüş olabilir…

ü Açılış sahnesinin ihtişamını sadece şu cümleyle özetleyebilirim: Bir ara nefes almayı unuttum! Gerçekten unuttum! Askerlerin ihtişamı, müziğin coşkusuyla birleşince ve önümüzde uzanan kocaman sahnede kalabalık dansçı grubunun yaptığı ahenkli dansı izlemek muhteşem bir deneyimdi.

ü Cast seçiminden dolayı Mustafa Bey’i tebrik etmek istiyorum. Neden mi? Daha önce Truva filmini izlemiş olanlar beni anlayacaktır. Sadece; filmdeki Hector karakterini canlandıran Eric Bana’ya benzeyen dansçı değil, Helen, Paris ve Kral Prium karakterleri de filmdeki oyunculara benzerlikleriyle, filmi izlemiş olan şanslı kesimin(!)gösteriye daha iyi adapte olmasını sağlıyordu.

ü En heyecan verici sahneler, tabiki savaş sahneleriydi, dansçıların başarılı dansları kadar dövüşleri esnasında birbirine sürten kılıçlardan çıkan kıvılcımlar sahnenin ve izleyicinin nabzını sürekli üst seviyelerde tutuyordu.

ü Gösteri boyunca heyecanla beklediğim şeylerden biri, Truva atının sahneye çıkışıydı ki; o dakika geldiğinde beklediğime fazlasıyla değdi. Bunu anlatabilmek için İstanbul Gösteri Merkezi’nin binlerce kişi alacak büyüklükte olduğunu, bu binlerce kişinin rahat seyredebilmesi için sahnenin de çok büyük olduğunu, atında neredeyse sahne kadar olduğunu söylemem yeterli sanırım. Tamam, biraz abartıyor olabilirim ama gerçekten büyük ve şahane bir maket olmuş. Bunun için de tebrik ediyorum Mustafa Erdoğan ve ekibini.


 
Toplam blog
: 47
: 1945
Kayıt tarihi
: 04.08.07
 
 

Eskişehir'de yaşıyorum. Kısa hikayeler yazıyorum. Bir oğlum var.   ..