- Kategori
- İnançlar
Global Krizin tek Global Çözümü: Kur'an

Afrika. 58 derece el-ezize ufuk çizgisi
Önce nereden başladık da şimdi buraya geldik. Kısaca özetleyelim:
Allah insana kendi ruhundan üflemiş, insan kendinden üstün, alt etmeye gücünün yetmeyeceği, ancak hoşnutluğunu kazanarak ve gazabından korkarak varlığını sürdürebileceği bir yaratıcıya inanmaya yatkın olarak yaratılmıştır.
İlk çağlarda insanlar kendi güçlerinin ötesindeki doğa olaylarına ve doğa varlıklarına Güneşe, Aya, yıldızlara tapmışlar, yararlı üstün güçler ve kötülüğe hazır başka güçler olduğuna inanmışlardır. Bu aşamada doğaüstü güçlerle insan arasında aracılık eden büyücüler, şamanlar, gökyüzünü inceleyerek mevsimleri, ekinin ekilmesi zamanını belirleyen tapınak rahipleri toplumda büyük saygı görmüştür.
Zamanla yerleşik düzene geçilmiş, tarımla birlikte belli topluluklar bir araya gelmiş ve büyümüş, mülkiyet sahibi olmak, hatta ihtiyaçtan fazlasını biriktirip zengin olmak, bunun için diğerlerinin hakkını gasp etmek gibi eğilimler başlamıştır. Bu nedenlerden dolayı, genişleyen toplumda düzeni sağlamak için hukuk ve sosyal yasalar, gittikçe daha büyük kitleleri yöneten yöneticiler ortaya çıkmaya başlamıştır.
Yöneticiler ya kendilerine bağlı büyücü, rahip grubunun başı olmuş ya da kendilerini tanrının yeryüzündeki vekili veya doğrudan tanrının kendisi ilan etmişlerdir.
Daha sonra tek tanrılı dinler dönemine geçilmiştir.
Hz. Muhammet’ten önceki masallar ve mucizeler çağının insanlarına doğru yolu göstermek için gönderilen Hz. Musa, Hz. İsa gibi peygamberler, insanlar inansınlar diye, onların inançlarına uyacak şekilde, mucizelerle desteklenmişlerdir. Kur’an’da bunun çok sayıda örnekleri anlatılmaktadır.
Ama İslam’ın peygamberi, son Peygamber olan Hz. Muhammet’e mucizeler verilmemiştir.
“Haydi gücün yetiyorsa, yerin içinde bir delik yahut gökte bir merdiven ara da onlara bir mucize getir. ”(En’am, 35-36)
Çünkü Hz.Muhammet bilgi çağının, aklını kullanan bilgi sahibi insanların Peygamberidir.
Hz. Muhammet ümmeti için kitap artık sadece Kur’an değil, Kur’an’ın işaret ettiği tüm kitap, yani tüm evrendir.
Gerçek Müslüman’dan beklenen anlamadan Kur’an’ ı ezberlemesi ve tekrarlaması değil, Kur’an’ı anlamaya çalışarak, düşünerek okumasıdır. Boş laf ve boş işle, hikâyelerle ve kerametlerle değil, bilimle meşgul olması yeryüzünde ve gökyüzünde yaratılmış olanlarla ilgilenmesi, onlardaki mucizeleri öğrenmesidir. Bunu öğrenmede yaş ve kadın-erkek ayrımı yoktur.
“Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri eğlenmek için yaratmadık. İkisini de sadece gerçeği göstermek üzere yarattık. Ama onların çokları bilmiyorlar.” (Dühan, 64/44, 38-39)
“Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçip giderler de dönüp bakmazlar bile.”(Yusuf, 105)
“Zerreden daha küçük veya daha büyük hiçbir şey istisna olmamak üzere, her şey apaçık bir Kitap’ta belirlenmiştir.”(Sebe, , 3)
Allah son Peygamber olarak Hz. Muhammet’i ve önceki Peygamberlerin mesajlarındaki tahrifatın doğrusunu, ehlikitabın yanlışlarını gösteren Kur’an’ı da bize ulaştırmıştır.
Ancak gerçek anlamda İslam’ın yani yalnız ve sadece Allah’a teslim olmanın dini olarak İslam’ın genelde kabul gördüğünü söylemek mümkün değildir:
Geçmiş dönemin toplumlarındaki ayrıcalıklı din adamları grubu, geniş kitleleri Allah’ın Peygamberleri aracılığıyla gönderdikleri mesajlardan ve kitaplardan uzak tutmuşlar, sahip oldukları ayrıcalığı yitirmemek için bunlarda oynamalar, kendi yararlarına değiştirmeler de yapmışlardır.
Bu kitlenin bir başka özelliği ise kendinden öncekileri, kendi içinden bazılarını yüceltmesi tanrılaştırmasıdır.
Kur’an’ın bağlıları olan Müslümanlar ise prensipte ve Kur’an’da yer aldığı şekliyle Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunun kabul edilmesi, üçleme, ruhban sınıfının varlığı gibi konularda ehlikitabın yanlışlığını görmüş ve kabul etmiştir. Ancak kendisi başka isimlerle yine İslam’dan sapmış, mezheplere, tarikatlara bölünmüş, şeyhler, evliyalar, türbeler, yatırlar, çoğu çok tanrılı dönemden Hıristiyanlığa oradan isim değiştirerek İslam’a geçmiş hikayeler, ermişler, kerametler icat etmiş bunu da İslam’a aykırı görmemiştir.
“Kim Rahman’ın Zikri’ni/Kur’an’ını görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur. Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hala hidayet üzere olduklarını sanırlar. “(Zühruf, 36-37)
“Resul de şöyle der:’Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular.”(Furkan, 30)
Kısaca, çağlar boyu büyücüler kılık, boya ve isim değiştirerek her inancın içine sızmış, bilim adamları ve aydınlar, kitleleri etkilemede ve yönlendirmede, onlar kadar başarılı olamamışlardır. Kitleler üzerinde hâkimiyetleri ve saygınlıkları da sınırlı kalmıştır.
Din adamları sınıfı söylediklerinin ve inandıklarının yanlışlığı bilimsel araştırmalarla kanıtlandığında kendi egemenliklerine, yanılmaz ve dokunulmazlıklarına zarar gelmesin diye bilimi reddetmişler, sonunda din ve bilim birbirine zıt hale gelmiştir.
Sonuçta hem aynı Allah’ın dini olmasına karşın, farklı din mensupları, hem aynı dinin mensupları mezhep, grup vs. olarak ayrılmış, uzaklaşmış, genelde de din ve bilim çatışması günümüze kadar sürmüştür.
“Onlar ki Allah’ı ve O’nun resullerini inkâr ederler, Allah’
Böylece bazı insanlar akıl ve mantığı bir kenara koyup veya birbirine karıştırmayıp, bir inanç olarak dini, diğerleri bilimi bir inanç olarak kabul etmişlerdir.
Ancak bilim bir din değil, araştırma ve öğrenme yoludur. Her sonra gelen öncekinin doğruluğunu araştırır, bilinmeyeni bilmeye çalışır. İnsanlık olarak geldiğimiz aşamada Allah’a inancı batıl itikat kabul edenler için bilim tek yoldur. Taş devri ile karşılaştırdığımızda, hatta geçen yüzyıla oranla çok şey öğrendik, bu doğru ama bilim henüz yumurtanın kolesterol yapıp yapmadığı konusunda bile tam bir sonuca varamamıştır. Güneş sistemi içindeki gezegenlerin tam sayısı konusunda anlaşma yeni sağlandı. Kendi gezegenimizdeki canlıların hepsini bilmiyoruz. Hatta bildiklerimizin çoğunu ve bilmediklerimizi yok ettik bile! Sonuçta bilim “Allah yok” demekten ve bunu kanıtlamaktan çok uzak. Ama bildiğimiz kadarıyla, galaksilerden atoma ve makrodan nanoya şaşmaz düzenin kendiliğinden olmayacağını ve tesadüfle açıklanamayacağını biliyoruz.
Artık din adamları denilen sınıfın ve kurumsal dinin Allah ile insan arasına girmekten vazgeçmesi için hükümetler bazında gerekli düzenlemelerin yapılması, Allah ile kulun baş başa bırakılmasının zamanı çoktan gelmiş, hatta geçmektedir.
Din bilimciler de fizikçi, biyolog, tarihçi ve diğerleri gibi bilim adamlarıdır. Onlardan öğreniriz. Hiç biri kutsal veya yanılmaz, erişilmez, geçilmez değildir.
Bilimde ilerlemeden söz etmek için her sonraki kuşağın öncekinden daha fazlasını bilmesi gerekir. Aksi takdirde ilerleme olmaz, bilgi artmaz, yanlış bilinenlerin doğrusu ortaya çıkmaz.
Fizik, kimya, coğrafya kitabı hatta romanlar bile güzel sesli birileri suzinak veya nihavent veya başka bir makamda anlamadan okusunlar, ezberlesinler, bir takım törenlerde kullansınlar diye güfte olarak yazılmamıştır. Hepsinde amaç insanların bir şeyler öğrenmeleridir.
Pisin temizden, yanlışın doğrudan ayrılabilmesi için, en azından yapılması gerekenler şunlar olabilir:
Dindarlık kişiler arasında bir itibar, siyasi ve ticari istismar aracı olmaktan çıkarılmalıdır.
Her kul Allah ile baş başa bırakılmalı, mezhep-tarikat, aracı şeyh-dede, yatır-türbe inançlarının yanlışlığı insanlara öğretilmelidir.
İnsanları yaşamlarını ve enerjilerini birilerinin çıkarı için boşa tüketen düşmanlıkla, çatışmalarla, konuşmakla çözülecek konuları silahla çözmeye yönelten oyunlara karşı eğitmeli, insanlık tarihinin neredeyse tamamını oluşturan fetihler veya din – demokrasi götürme adı altında yapılan savaş, gasp, çalarak kendi ülkesine götürme alışkanlığı sona ermelidir.
Allah hiçbir din veya ülke mensubu kuluna diğerinin elindekini zorla veya oyunla alma, daha çok israf edebilsin diye diğerini aç bırakma hakkı vermemiştir. Bunu yapan, kendi içinde de gelir dağıtımında adaleti sağlayamayan ülkelerin yok olması kaçınılmazdır.
“ Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın.”(Haşr, 7)
Farzların ve sünnetlerin ezberletildiği din eğitimi yerine, jeolog, astrofizikçi, arkeolog, biyolog, sosyolog ve diğer bilim adamlarından oluşan bir kurul tarafından Kur’an ayetleri yorumlanıp, evrene, evrime, yaratılmış düzene ilişkin bilgiler veren ayetlerin yer aldığı yeni bir ders kitabı hazırlanmalıdır. Ancak bu şekilde Kur’an global çapta kabul gören bir kitap olacak, insanlar arasında aynı Allah’ın kulları ve aynı Kitabın bağlıları olarak düşmanlık bitecektir. Allah’ın, yarattığı insan için önerileri artık bir inanç değil, bir yaşama biçimi olarak günlük yaşama ve siyasete, üretime ve tüketime, insan ilişkilerine yansıdığında dünya mutlu yaşanılır, sonraki kuşaklara gururla devredilir bir gezegen haline gelecektir.
“Resulünü hidayet ve hak dini getirmek üzere O gönderdi ki, ortak koşanlar hoşlanmasa bile, onu tüm dinlerden üstün kılsın.” (Saff, 9)
“Onlar ki Allah’ı ve O’nun resullerini inkar ederler, Allah’
“Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir.” (En, am, 159)
Bu Kur’an insanları barışçıl, bilgili, şükrünü bilen ve Allah’ın tertemiz yarattığı suyu, havayı, toprağı, yeşili, her birinde bereket programıyla yarattığı tohumu koruyan, gdo, nükleer gibi Allah’ın yarattığını değiştiren, ekine ve nesle zarar verecek gelişmelere “dur” diyecek aklı ve bilgisi olan nesilleri de yetiştirecektir.
“Ey iman sahipleri! Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin ve -eğer yalnız O'na kulluk/ibadet ediyorsanız- Allah'a şükredin. “(Bakara, 172)
Ancak yeterince bilgili ve duyarlı insanlar “daha çok insanı beslemek için tohumu kısırlaştırıp belli firmaların tekeline vermek” gibi büyük oyunların farkında olabilir, felakete daha da geç kalmadan dur diyebilirler.
Temizliğin sadece abdestle, temiz yemenin domuzla sınırlı olmadığını bilir, katkılı-ilaçlı gıda üretmeye ve yemeye karşı ortak tavır geliştirir, bundan kazancı olan birkaç firmanın planlarını boşa çıkarır, gelecekte çocuklarının ve torunlarının açlıkla ve kıtlıkla yok olmasını önleyebilirler.
“ Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.”(Araf, 31-32)
“Allah o şeytana lanet etmiştir (…)onlara muhakkak emredeceğim de Allah’ın yaratışını/yarattıklarını değiştirecekler.”(Nisa, 119-120)
Gerçek inananlar kendi ülkelerinin, aynı Allah’ın kulları olan diğer ülke halklarını çeşitli oyunlarla sömürmesine, elindekini alıp sonuçta kendilerine gasp-hırsızlık malı yedirmelerine engel olabilirler.
İnsanlık artık çalıp yemeyi bir hak ve güç konusu yapmaktan, biriktirip servet sahibi olmaktan veya hesapsızca tüketip israf etmekten gurur duymak değil utanmayı değer haline getirmelidir. Bunun yerine üretmeyi, güçsüzü sömürmeyi değil, bilgisiyle ve yatırımıyla üretimine destek olmayı, bilgisini ve kazancını paylaşmayı, affetmeyi öğrenmek ve insanlığın ortak değerleri haline getirmek zorundadır. Ne birileri oyunlarla birilerini süründürerek sefa sürmeli, ne de birileri çalışıp çalışmayanı beslemek zorunda kalmalıdır. Yeryüzünün toprağı hepimize yetecek kadar geniştir. Gerçekten istesek, bilgimiz ve gücümüz de hepimizi beslemeye yeter,
Seçim çoğunluğun elindedir: Ya görece bir avucun kısa vadeli çıkarı için gittikçe artacak olan karışıklığa, yoksulluğa ve kıtlığa seyirci kalacak, onlar da -hırslarının sonu olmadığı için- tüm gezegeni kendi gittikleri yere götürecekler, ya da kendilerini dünyanın efendisi zannedenlere tepkisini gösterecek, hem kendi hayatını ve hakkını, hem gelecek nesillerinkini koruyacaktır!
(Bu konuyla bağlantılı önceki yazılarım: Son imparatorluk:Globalizm, 26.06.2009 – Kur’an:neden? Kimin için?, 15.07.2009 – Deccal’in adı var: Monsato, Ca…, 02.08.2009 – Günümüzde köleler var mı?, 03.11.2009 – Müslüman ne demektir?, 16.01.2010 – Küresel krizin nedeni: Riba/faiz, 23.05.2010 – Hangi İslam?, 27.08.2010 – Din istismarında son perde, 26.01.2011)