- Kategori
- Gezi - Tatil
Gökçeada'yı keşfetmek

gökyüzündeki renkli şekerler
1970'lere kadar İmroz olarak bilinen Gökçeada’ya biz artık aramızda “en ada” diyoruz zira ülkemizin en büyük adası, en batı ucunda, ulaşımı en zahmetli, kahvesi en lezzetli, denizi en güzel, koyları en ıssız ..
Bir pazar günü çok erken bir saatte 2 cesur kadın, yanımızda biri 5,5 diğeri 6 yaşındaki 2 afacanla yollara düşüyoruz…
Ada’ya ulaşım tahminimizden uzun sürüyor zira ufaklıklarımız ihtiyaçlarını aynı ana denk getiremediğinden İstanbul – Kabatepe yolunda 4 kere mola veriyoruz. En keyifli molamızı Tekirdağ’a gelmeden sağ tarafta yer alan botanik bahçesindeki hamaklarda yapıyor ve PO benzinliklerine tuvalet temizliği icin ve Algida-Calypso dondurma bulundurdukları için minnettar kalıyoruz.
İki heyecanlı çocukla Kabatepe limanında gemi saatini beklemek ve bir saati aşkın süren gemi yolculuğu nihayetinde Ada’ya çıkmamızla ufak bir şok yaşıyoruz. Zihnimizde sevimli Bozcaada limanı ve çınaraltı kahvesi capcanlı dururken biz bu Kuzulimanını sevemedik…
Ada’da konaklama yaparken beklentileri yüksek tutmamak ve buranın aslında ufak bir yerleşim bölgesi olduğunu kabuletmek lazım. Zeus otelde zor geçen hatta geçemeyen gecenin sabahında hem kliması ve sıcak suyu olan hem de minik balkonundan Yunan adalarına karşı güneşi batırdığımız Kaleköy sahilindeki Kale oteline kavuşuyoruz.
Çocukların öncelikli hedefi “deniz” olduğundan adanın çevresindeki koyları keşfediyor ve bu masmavi denize doyamıyoruz. Denize ulaşmak ta pek kolay olmadığından tüm günlerimizi koylara ayırıyoruz. Adayolları uzun ve virajlı, üstelik her an keçi veya kaz sürüleri çıkabiliyor.
Aydıncık koyuna doğru ilerlerken gökyüzündeki rengarenk şekerlemeleri farkedip minik çığlıklar atıyoruz. Bu koy rüzgar sörfü ve kitesurf yapanlar için tam bir cennet. Uzun kumsalı ve dalgasız denizi sayesinde özellikle bulgar sörfçülerin mekanı haline gelmiş. Izlemek öyle keyifli ki rüzgarla kayarak hızlı giden bu rengarenk kelebekleri. Bu koyda konaklama ve yemek için tesis var. Sörfçülerin Tuzgölü kıyılarında yuva yapan, yumurta bırakan flamingo kuşlarına zarar verdiklerini öğrenmek ise üzücü.
Laz koyu, peşpeşe keskin virajların arasından birden bire çıkıyor karşımıza. Pırıl pırıl bir denizde minik balıklarla yüzmek yollarda yaşanan tüm stresi siliyor anında. Hele bir de çocuklar kayaların arasında fosil keşfine çıkınca, Laz koyunda geçirilen zamanın tadına doyulmuyor.
Uğurlu koyundaki Gizli Liman Adanın ve de Türkiye’nin en batı ucu; gözalabildiğine uzanan enfes bir kumsal. Bu kumsalda vakit geçirirken gelen davetsiz misafirlere – dev karıncalar ve meraklı keçiler – hazırlıklı olmakta fayda var. Dev bir karınca parmağını ısırınca gözyaşı döken oğlumu çantamızı karıştıran bir keçi neşelendiriyor. Çocuklarımızın kahkahaları arasında büyükşehrin manikürlü işkadınları olarak keçi karşında sınavımızı başarıyla veriyor ve kaptırmıyoruz çantadaki simitlerimizi. Bu arada kitaplar daima doğru yazıyormuş, inatçı keçi arabamıza kadar takip ediyor bizi.
Adanın kuzeyindeki Yıldızkoy şnorkelle yüzmek için ideal. Milli sualtı parkı olan bu bolgede kayaların arasında karşımıza sadece dış duvarları kalan bir şapel çıkıyor. Meşhur kaşkaval kayalıklarının başlangıç noktası olan bölgede peri bacalarına benzeyen oluşumlar da mevcut. Bademli ve Kaleköye yakın olması nedeniyle diğer koylara göre biraz daha kalabalık. Minik büfesinden ne kadar lezzetli gözlemeler çıktığına hayret ediyor ve akşamüstü çay keyfi yapmadan bu koydan ayrılmıyoruz.
Her gün yeni bir koyunu keşfettiğimiz Adayollarında bizim afacanlar birer harita uzmanı edasıyla istikameti belirliyor, ellerindeki oyuncak direksiyonlarla, virajlarda kamyon şöförü kıvamına gelen anneye manevi destek vermeyi ihmal etmiyorlar. Neşeleri v e enerjileri bir an bile eksilmiyor.
Gün batımı keyfi yapmak için Yukarı Kaleköy’e çıkıyor, dar ara sokaklarında keyiflle dolaşıyoruz. Tepedeki kale kalıntıları arasından Semadirek adasında kaybolan güneşe el sallıyoruz. Etrafımızda bira içen gençler, birkaç romantik çift, yoga yapan bir kadın; buldukları sopaları sürterek ateş yakmayı deneyen çocuklarımızla değişik bitkilerden toplamaya çalışırken ellerine diken batan biz iki kadın….
Köylerde dolaşırken çocuklarımızın en çok ilgisini çeken yapı, eski çamaşırhaneler oldu. Musluğundan akan buz gibi suyla oynamaktan değişik bir keyif aldılar.
Bademli köyünün yolu çok dik yokuşlu, keskin virajlı ama tepede olması nedeniyle manzarası tek kelimeyle muhteşem. Önce taş sokaklarda dolaşıp yaşlı çınar ağaçı altındaki çamaşırhaneyi buluyor, köyün mimari yapısına hiç uymayan bir otel inşaatına üzülüyor ve Aşağı ve Yukarı Kaleköy, karşıdaki Semendirek adası ve Yıldızkoyuna nazır Son Vapur’da soluklanıp meşhur karadut şerbetini keyifle yudumluyoruz.
Bademli köyü zamanında adanın zengin köylerinden olup halkı meyvacılık, hayvancılık ve süngercilikle uğraşırmış. Köy ismini etrafındaki badem ağaçlarından almış.
Zeytinli köyü, adından da anlaşılacağı üzere zeytin ağaçlarıyla çevrili. Meydandaki kahvede anneler meşhur dibek kahvesini yudumlarken çocuklar sakızlı muhallebinin keyfine varıyor. Köyün çamaşırhanesini buluyor, ara sokaklarında keyifle dolasıyoruz. Köy çeşmesinin fotografını çekiyor ama kapalı olduğu için kilisenin içine giremesek te mezarlığında dolaşıyoruz.
Tepeköy, tahmin edeceğiniz üzere, dik bir tepede, volkanik bir yamaç üzerinde kurulmuş bir kartal yuvası gibi. Uzun yıllarca kaderine terk edilen bu köy, Barba Yorgo’nun işlettiği rum tavernası ve ürettiği ev şaraplarıyla yeniden canlanmaya başlamış. Tepeköy’de her sene 15 Ağustosta Meryem Ana Panayırı düzenleniyor ve meydanda eğlenceler yapılıyormuş. Asırlık Çınaraltı’ndaki eski çeşmeden hala buz gibi membaa suyu akıyor. Zamanında zeytinyağı, sabun ve kaşar peyniri imalathaneleri, dokuma atölyeleri olan Ada’nın zengin köylerindenmiş.
Dereköy, zamanında Adanın kalabalık nüfuslu köylerinden olup, 3 adet zeytinyağı imalathanesi ve çok sayıda kahvesi, berberi, çamaşırhanesi varmış. Köyde şuan ibadete açık 2 kilise mevcut. Meydandaki çınar altı çok keyifli bir mekan.
Köylerin hemen hepsi birbirine benziyor. İri parke taşlı dar sokaklar, yığma kagir tarz iki katlı taşevler, kırmızı kiremitli damlar. Zamanında bu sokaklarda neşeyle koşup oynayan çoçuklar, mutfaklarda pişen leziz yemekler, kutlanan düğünler – bayramlar vardı. Oysa şimdi sadece sessizlik ve hüzün sokakların tek hakimi.
Terk edilmiş viran haldeki evleri ve parçalanmış hayatları düşünüp üzülmeyen var mıdır acaba ?
Kaleköy Limanda, yakın zamanda restore edilmis Aya Maria kilisesi buluyor ve düşünmeden edemiyoruz; acaba o elektrik direğini kilisenin tam dibine koymak şart mıydı ?
Kaleköy limanının sevimli sahil şeridinde hediyelik eşya satıcıları dizili ve her bütçeye ve damak tadına uygun lokantalar var.
Çocuklarımız 6 günlük gezimiz sırasında çok uyumlu ve yapıcıydılar. Birbirleriyle çok iyi anlaştılar ve harika zaman geçirdiler. Elbetteki zaman zaman anne-çocuk ve çocuk-çocuk arasında mini stresler yaşadık ama bizi üzmediler ve kesinilke çok iyi yol arkadaşı oldular. Anneleri olarak onlara ne kadar gurur duysak azdır zira yeri geldi bir yetişkin gibi olgunlukla ortama uyum sağladılar. Umarım kendileri de yetişkin olup çocuklarıyla tatile çıktıklarında bu tatilimizi anımsarlarlar.
Adadan ayrılmadan önce, sakız reçeli, ev şarabı, zeytinyağı, limon kekiği ve kara dut şerbeti almayı da ihmal etmiyoruz.
Adamaceramızı çocuklarda bir karınca ısırması ve bir arı sokması (neyseki aynı çocuğu seçmedi haşereler) ve bir annede denizde kayaya çarpma sonucu dizde olusan ufak bir yara ile noktalayıp dönüşe geçiyoruz.
Bu kez deniz dalgalı, gemi de küçük olunca deniz yolculuğu 2 saat sürüyor. Anakaraya ulaşmamızla arka koltukta vızıldanmalar başlıyor:
“ne zaman İstanbul’a gelicez – babamı özledim – sıkıldım – koltuğa yapıştım – daha çok yolumuz kaldı mı”
5 saat araba kullanıp İstanbul’a Mahmutbey gişelerden giriyor ve ancak 2 saat sonra Göztepeye ulaşıyoruz. Bir haftalık yokluğumuzda trafik aynı bıraktığımız yerde kalmış !!
Gökçeada yollarında ihmal edilmemesi gerekenler:
Benzin deposunu fulledikten sonra çıkın Adanın güneyini keşfetmeye.
Bagajda muhakkak icme suyu & yiyecek, şemsiye & yer yaygısı, yuksek koruma faktörlü güneş kremi ve araba gölgeliği bulundurun. Bütün bunları Adadaki marketlerden temin edebilirsiniz.
Yanınızda böcek ve arı sokmasına karşı ilaç veya merhem bulundurun.