- Kategori
- Güncel
Gökçek'in elinde harap olmuş bir kent: Ankara

Geçtiğimiz hafta, Ankara'da Anadolu Gösteri Merkezi'nde gerçekleşen Komedi Dükkanı isimli etkinliği izledim. Saatler 23.00'ü gösterirken insanlar yavaş yavaş salondan çıkmaya başladılar, bunun üzerine yönetmen durumu çok da bir yere bağlamadan alelacele programı bitirdi ve salon finalde fazla alkış sesi duyulmadan boşaldı.
Buna "saygısızlık" diyebilirsiniz ki öyledir de. Arka planına baktığımızda ise başka bir şey var: Bu şehrin gece ulaşımı yok!
Evet yok, belli bir saatten sonra taksilere muhtaç kalıyorsunuz arabanız da yoksa eğer. Dolayısıyla o salonda oturan bazı seyirciler rahat rahat oyunu seyrederken, bazıları ise minibüse yetişme telaşıyla çıkmak zorunda kaldılar. Peki şimdi kime kızacağız? "Minibüse bineceksen, bu oyuna da gelme" demeye hakkımız var mı insanlara? Ya da "oyundan çıkamazsın, taksiye de 50 lirayı vermek zorundasın, tiyatro adabı bunu gerektirir" diyebilir miyiz içimiz rahat ede ede?
Herkesin evi şehir merkezine yakın olmak zorunda değil ve bu ülkenin bir gerçeğidir ki insanlar şehir merkezinden uzak yerlere giderken taksi ücretini karşılayamayabilirler. Bu noktada suçlanacak tek bir isim vardır, Ankara'nın uzun yıllardır kabusu olmuş, hala Ankaralıların umarsız seçimleriyle başta bulunan muhafazakar-milliyetçi Melih Gökçek!
Gökçek yönetiminde Ankara, yıllardır herbir yanı çirkin binalarla dolan, kimliğini yitirmiş bir kente döndü. Ulaşım konusu da aynı şey, belli bir saatten sonra şehrin birçok noktasına toplu ulaşım araçlarıyla gidemiyorsunuz. Oysa ki, bir başkentte belli aralıklarla da olsa 24 saatlik bir ulaşım planı olabilmeli. Zaten kısacık olan ve Gökçek'in eseri olmayan hali hazırda çalışan metro belli bir saatte sonlansa bile, otobüs-minibüs ulaşımları bitmemeli.
Gökçek hangi hizmeti layıkıyla yerine getirdi de bunu yapsın. Bir çırpıda sayabilirim, bu şehirdeki Gökçek'in çirkinliklerini: Demir kafes, Gökkuşağı, bitmeyen metro inşaatları, Ankara'yı asla temsil etmeyen bir amblem, azaltılmış yeşil alanlar...
Bir yandan içkiden arındırılmış ve artık iyice arsızlığa vurulup içerisinde insanların çantasının aranmasına kadar kontrollerin yapıldığını anladığımız Gökçek parkları... Gelin görün ki, Gençlik Parkı ne yaparsa yapsın bir Gökçek parkı değildir. Melih Gökçek umuyorum ki bir gün Ankara'nın başından gittiğinde, bu şehri layıkıyla yönetecek bir yönetici o koltuğa oturduğunda, Gençlik Parkı'nı eski kimliğine dönüştürmek isteyecektir.
Biz burada nelere maruz kalıyoruz? "Suyumuz yok, Ankaralılar tatile gitsin", "Sel basabilir üst komşularınıza çıkın", "Sifona şişe koyun az su dolsun", "Yıkanırken leğen koyun, sonra onu sifon yapın", "Tuzladık, asfaltı yalayın" gibi önerilerin hepsi Gökçek'in..
Çok değil, yirmi yıl önce, ben çocukken bile güzeldi bu şehir. Gökçek daha yeni yeni başa geçiyordu ve Ankara'yı bu derece yok edememişti, bozamamıştı. Bir kimliği, kendine has bir havası vardı Ankara'nın. Şimdi can çekişiyor Ankara, bir Çankaya'sı kaldı direnen bir nebze.
Tabii ki böyle bir yönetimin başta olduğu şehrin insanları da duyarsızlıkta birinci sırayı kaptırmazlar kimselere. Yine özellikle bastırarak söylüyorum, ülkenin başkentinde, internet mitingine toplasan toplasan niye 500-1000 arası bir kişi katılıyor? Ankara uyuyor mu? Taksim dolup taşarken, biz Sakarya Caddesi'ni dolduramadık, başaramadık. Yine coşkuluyduk, yine de güzeldik, ama sesimiz daha gür çıkmalıydı.
Niye şaşırıyorsam? Şehrinin böyle kimliksiz hale bürünmesine sessiz kalmış ve hatta sonraki seçimlerde de oylarıyla bu suça ortak olmuş bu şehrin vatandaşlarından nasıl bir ses çıkarmasını bekliyordum?
Oysa böyle mi olmalıydı? Bekir Coşkun'dan emanet aldığım cümlelerle, Türkiye'nin AKP elinde muhafazakarlaşmasından da elbette -İstanbul'dan çok daha acımasızca- payını alan başkentin, Ankara'nın yirmi yıllık yöneticisinin böyle olmasına izin veren Ankaralılar değil miydi?
Buna mı layık Ankara, böyle bir yöneticiye mi?
Arabesk, muhafazakar, milliyetçi, vurdumduymaz ve sadece şovdan ibaret...
Yazık sana Ankara!
Günah...