​ Gökyüzü kurşun gibi / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '09

 
Kategori
Güncel
 

Gökyüzü kurşun gibi

Gökyüzü kurşun gibi
 

Yağmur yağacak, gökyüzü kurşuni renge bürünmüş. Etraftaki dağları sis kaplamış. Belli belirgin siluetleri görülüyor. Camlar buğulu. Kasvetli bir gün.

Pencerenin kenarına geldim. Masanın üzerinde birkaç kitap var. Karıştırdım bir kaçını. İçim daha da karardı. Eskisinden daha dalgın ve sıkıntılı oldum. Genç beyinleri aydınlanmaya karşı “ortaçağ karanlığına” mahkûm etmeye yönlendiren birkaç yazıya göz attım. Mustafa kemal dönemi uygulamalarını “kendi anlayışına göre” yorumlama çabalarına şahit oldum o yazılarda. Salonda volta atmaya başladım. Sigara içmediğim halde “ bir sigara olsa “ diye düşündüm.

Yağmur damlalarının kaldırımın renkli taşlarının üzerine düşüşünü seyrediyorum. Sokaklar ıssız. Islanmamak için koşuşturan birkaç çocuk dikkatimi çekiyor. O kadar.

24 Ocak 1993’te “inandığı değerler uğruna öldürülen” Uğur Mumcu geliyor aklıma. Doksanlı yıllarda ülkemizde bir aydın kırımı yaşandı. Tek tek öldürmeler yetmedi. Toplu öldürmelerle gelecek karartıldı. Düşünenlerin öldürülmemesi, susturulmaması; öldürülenlerin unutulmaması dileği geçti içimden.

Yağmurun sesini dindirmesi ile dışarı çıktım. İnsanın yüzüne bir kamçı gibi çarpan rüzgâr’ın eşliğinde yürümeye başladım. Dilenciler çoğalmış sanki. Ufak tefek tezgâhlarda para kazanmaya çalışanlar artmış. Devasa bir alışveriş merkezinin kuytusunda rüzgârdan korunmaya çalışarak “el emeği göz nuru” ördüklerini satmaya çalışan genç bir bayan dikkatimi çekti. Bir başka köşede kâğıt mendil satmaya çalışan bir çocuk.

Her ikisinin de yüzü soğuktan mosmor. Çocuklarının yanında olması gereken genç bayan, ince ince işlenmiş oyalarını, örgülerini satarken belli ki utangaç, sıkılıyor. Çocuk üşümemek için devamlı hareketli.

Yoksulluk artık diz boyunu çoktan aştı. Gelinen durum, yaşanan yoksulluk 1950’li yıllardan bu yana iktidarda bulunanların bir başarısı mıdır? Kurtuluş Savaşı’nda, seferberlikte, Çanakkale’de, Yemen çöllerinde, Galiçya’da toprağa düşenlerin kanlarıyla yoğrulan, var edilen bu ülke de çaresizlik, yoksulluk bir yazgı mıdır?

Gazetelerde boy boy, çarşaf çarşaf haberler. Tutuklananlar, gözaltına alınanlar, sorgulananlar, salıverilenler. Kazılan toprağın altında çıkan gazete parçalarına sarılmış silahlar. Neler olup bittiğini anlamak mümkün değil. Bir gün bu olan bitenlerin aydınlatılması dileğini canı gönülden geçiriyorum içimden.

Bir çift güvercin kanat çırparak alçakta uçup gittiler. “Teneke uygarlığının” korna sesleri kalabalığın hayhuyu arasında seçiliyordu belli belirsiz. Caddelerde, sokaklarda koşuşturanlar işlerini bitirmek için belli ki acele ediyorlardı. Akşamın ayazından kaçmak için.

Köşede gözkapakları kapalı, beton binanın kenarına dirseklerini dayamış, başı ellerinin arasında, sırtında yer yer dikişleri açılmış soluk renkli bir ceket, pantolonu çamur içinde ve parçalanmış, kırlaşmayı çoktan geçmiş aksakalları ile yüzü ayazdan yanmış, kısa boylu bir adam gördüm. Öylesine umarsız, öylesine çaresiz, öylesine yılgın geldi bana. Suçlusu benmişim gibi utandım, sıkıldım.

Gazetemi aldım. Artık eve dönmenin zamanı idi. Hava kararmaya, yüzüm ayazdan yanmaya, ellerim üşümeye başlamıştı. Bugün karne günü idi. Milyonlarca çocuğun ellerindeki karnelerini havada savurarak evlerine koşuşları geldi gözlerimin önüne. Bakalım bizim Deniz ne yapmıştı? Karnesini görmek sevincimi artıracak mıydı yoksa üzecek miydi?

 
Toplam blog
: 210
: 910
Kayıt tarihi
: 04.05.08
 
 

Eğitimciyim. Bir insanın çağdaş bir gelecek için, aydınlanma için çok okuması gerektiğine inanıyo..