- Kategori
- Gezi - Tatil
Görülesi Yer
MUTLAKA
Daha önceki yazımda 5-6 Martta Mardin'e gerçekleşecek toplantı için, Diyarbakır üzerinden Mardin'e gittiğimden bahsetmiştim. Bu yazıda Diyarbakır'dan Mardin'e gidişimi aktarmıştım.
Bu yazımla ilgili olarak birçok yorum aldım. Bu yorumlar arasında oldukça yargılayıyıcı, hatta kişiliğime yönelik saldırı niteliğinde yorumlar da aldım.
Benim için farklı birv deneyimi aktarmak istedim. Yaşadıklarımı da gülümseyerek ve güzel deneyim olarak yorumladım. Bir kültürü yargılamak ya da küçümsemek değildi niyetim... Ancak, herkesin görüşü ne yazık ki o kadar hoşgörülü değil... Ama olsun önemli değil... Herkesin görüşüne saygım var.
Mardin'e ulaştığımda, ilk giriş bildiğimiz apartmanlar ve modern bir yapı.. Ama ileriye doğru gittiğinizde yani eski Mardin'e girdiğinizde adeta büyüleniyorsunuz... Muhteşem bir yapı, kendinizi sanki müzede hissediyorsunuz. Tepeye kurulmuş, güz renklerinin hakim olduğu Eski Mardin'de orjinalliği hiç bozulmamış.. Daracık sokaklar, merdivenlerden çıkılan kentte eski mimari yapı bütün heybetiyle sizi içine alıyor. Okullar ve minarelerin yan yana oluşu dikkat çekiyor. Resmi dairelerin büyük bir çoğunluğu, gene eski mimari yapıda... hani bazan derler ya anlatılmaz, yaşanır...
Mardine özel gümüşlerin güzelliği ayrı.. Telgari denilen gümüşlerin hepsi ayrı güzel...
Nusaybin yolu üzerinde bulunan Dara Antik Kenti de ayrı bir güzellikte.. Köye girdiğinizde sizi 5 ile 18 yaşları arasında çocuklar karşılıyor. Ve hepsi de size antik kentin tarihi ile ilgili ayrıntılı bilgi veriyor.. Kendilerine bu bilgiler nereden öğrendiklerini sorduğumuzda "İstanbul'dan gelenler bize bu bilgileri yazıp verdiler ve gelenlere anlatın dediler" diye yanıt verdiler. Yani arkeologlar resmi görevli atamadan böyle bir yönteme başvurmuşlar. Önce tarihe değer verilmediğini düşünerek üzülmüş de olsam yokluklar içinde bir şeyler yaratma çabası çok hoşuma gitti.. Tabi bu anlatımların sonunda kendilerine küçük miktarlarda para verilmesi beklentisi oluşmuş.. Ayrıca bu çocuklar çiçekten taçlar yapmış ve cüzi rakamlarla bunları size veriyorlar. Gerçekten bu kadar yoksulluk içinde o çocukların bizimle dolaşması ve sevecen yapıları, parlayan gözleri çok etkiledi beni.
Burada da eski yapılar üzerinde bulunan evlerde insanlar yaşamlarına devam ediyorlar. Örneğin, eskiden zindan olarak kullanıldığı tahmin edilen bir yapının üzerinde gene eskiden yapılmış taş evlerde yaşamlarını sürdürüyorlar.
Gene Nusaybin yolu üzerinde bulunan Deyruzeferan Manastırı inanılmaz görkemli idi. Süryanilere ait Manastır'da kendinizi bambaşka bir dünyada hissediyorsunuz. Halen işlevsel olan Manastır o heybetini koruyor ve gerçektem muhteşem bir yapı. Burayı amatör rehber eşliğinde geziyoruz ve mutlaka görülmesi gereken bir Manastır.
Dönüş yolunda Kasımıye Medresesi'ne gidiyoruz. Burasının da gene geçmişte eğitim amaçlı olarak kullanıldığı biliniyor. Ve en büyük yapıtlardan birisi. Medrese'den baktığınızda bütün Mezopotamya Ovası'na hakimsiniz. Burada gün batımının çok güzel olduğu söylendi, ancak hava koşullarının uygun olmaması nedeiyle gün batımını izleyemedik.
Buranın rehberliğini güvenlikte duran bir polis memuru yapmaktadır. Kendisinin de bu konuda çok araştırma yaptığını öğrendiğimiz polis memuru yöresel şivesiyle anlatımı ayrı bir güzellik katıyor...
Görülecek ve gidilecek o kadar çok yer var ki.. Maalesef zamanımız yetmediği için hepsini görme şansımız olmadı.. Çok istediğim halde Midyat'a gidemedim.
Gezerken insanlarının sıcak ilgisi ve yardımcı olma isteği ayrı bir güzellik tabi..
Mardin mutlaka görülmesi gereken bir il.. Anlatılmaz, mutlaka yaşanır...
Sevgiyle kalın..