Götürmek! / Mizah / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Temmuz '11

 
Kategori
Mizah
 

Götürmek!

Götürmek!
 

Sürekli birileri, birilerini bi yerlere götürüyor. İş hayatından özel hayata varıncaya kadar bi “götürme” arzusu vardır. Performanstan veya özel hayattaki monotonluktan dem vurulur. Ya da eğitimsel olur bu tür götürmeler. 

İş hayatından ziyade özel hayattaki “götürme” leri merak ediyorum ben. Dünyanın en büyük yalanıdır aslında… 

Efenim, ilişkimiz monotonlaştı” 

Efenim ile başlayan bir cümle aklıma siyasetçileri getiriyor. Sağlık Bakanı ile mi görüşüyorsun yoksa karınla mı? 

Düzeltelim… 

“ Canım, bak biraz gerginleştik. İlişkimiz monotonlaştı. Ben çok düşündüm ve hava değişikliği iyi gelir diye karar verdim.” 

Bu tür bir konuşmadan sonra en az üç tip cevap gelir karşı taraftan. Biz birini kullanalım. 

“ Zaten bütün kararları sen alıyorsun. İnsan karar almadan önce bi sorar. Monotonlaşan sensin!” 

Tekrar başa alalım konuşmayı, yoksa olay mahkemede bitecek. 

“ Canımın içi, senle bi şey paylaşmak istiyorum. Her gün kavga ediyoruz. Eski halimizi çok özlüyorum ve o hali geri istiyorum. Biraz dışarı çıksak ya da bir hafta bi yerlere götürsem seni fena olmaz diye düşünüyorum.” 

Cümle sayısı artıkça cevap katsayısı da maalesef artacaktır. Kaç tür cevap vardır bu konuşmaya, kestiremedim. 

“ Zaten hep sen götürürsün. Sen durumu analiz edersin. Sorun hep bende… O güzel halleri ben istemiyorum sanki. Düşünen sensin! Bizde köleniz, uymak düşer. Gelmiyorum!” 

Erkeğin planına göre karısı mutlaka gelmelidir. Yer önceden ayarlanmıştır. Hangi turlara katılacağı belli edilmiş, diskoda içeceği içkiyi dahi düşünmüştür. Ama karısını ikna etmelidir. Hava değişikliğinin karısından çok kendisine yarayacağını düşündüğü için ve bunu karısına çaktırma niyeti olmadığı için işi zordur. Bi daha deneyelim… 

- Canım, canımcanım, caaanımmm! 

- Ne var!
(Dün gece müthiş bir kavgadan sonraki ilk konuşmadır. Kadın nefret etmek üzerine formatlanmıştır.) 

- Alyuvarım, dün çok üzüldük ikimizde. Sabaha kadar uyuyamadım. Çok düşündüm. Bi yerlere gitsek açılırız sanki… 

- Sen git. 

- Arterim, atardamarım bu bize iyi gelecek. Bir hafta izin alırım.( O izin zaten alınmıştır.) Güzel bi otele gideriz. Güzel turlara katılırız. Çocukları da anneme bırakırız.  

- Benim tatile ihtiyacım yok. İhtiyacı olan sensin. Durup dururken sen kavga ediyorsun. Dün için özür dilemedin daha… Ben gelmiyorum. 

- Kalbimin üstündeki damarım, n’ olur bi seferde beni dinle… 

- Bi sefer mi? 

- Tamam, bu sefer olsun? 

- Bu sefer mi? 

- Tamam, tamam, seferleri bırakalım. Bugüne bakalım.  

- (Çok hafif tebessüm) 

- Uçakla gideceğiz. İstediğin yere gideriz. Ama bence Malibu’ya gidelim. Yemekleri süpermiş, tur falan şahaneymiş. 

- Malibu neresi… Ben gelmem oraya… 

- Ya ne önemi var. Biz havamızı değiştirelim, neresi olursa… 

- İyi tamam. Ama Kemer’e gidelim bence… 

- Ya ben biletleri aldım canım. Oteli de ayarladım. Akşam yedide uçuyoruz. 

- Neee! Bana sorma gereği duymadan yer mi ayırtın sen? Zaten ikna ederim dedin, değil mi? Sen her şeyi ayarlamışsın bana da iç çamaşırlarını valize koymak düşüyor tabii. 

- Romatizmam, sağ bacağımdaki varisim, ne olur yapma böyle…  

Aslında olay tamamen erkeğin suçudur. Şöyle olmalıydı: 

- İyi tamam, ama Kemer’e gidelim bence… 

- Tamam. Ben gideyim yer ayırtayım. 

( Dışarı çıkar ve yarım saat sonra karısını arar.) 

- Kemerim, kaşım, beldibim maalesef Kemer’de yer kalmamış. Ben de önce izin aldım sonra baktım. Hem de tur zamanlarını kaçırmışız. Bi bakalım, bulacağım bi yer. 

O yer tabii ki Malibu… 

Mahir Temur 

 

 
Toplam blog
: 110
: 521
Kayıt tarihi
: 21.12.09
 
 

1979 Malatya doğumluyum... Evreni kendi gözlüğümden (0,50-0,75) görmeye çalışan bir yazarım... Dü..