Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Eylül '09

 
Kategori
Güncel
 

Gözleri kapatıp kulakları tıkamak ve gerçek

Gözleri kapatıp kulakları tıkamak ve gerçek
 

Eğer demokrasi varsa açılım vardır ya da açılım yapılabiliyorsa demokrasi dediğimiz hak ve özgürlükler alanı genişliyor demektir. Ben, çoğu zaman şunu dile getirmişimdir, “Bu milletin eğilimlerini bazı siyasetçiler ve bazı gazeteciler hiç anlayamadılar.” Yine aynı inanç bende hâkim olmaya başladı; nereden mi? Son günlerde çok hummalı olarak tartışılan şu açılım meselesinden. Birileri yine bir şeyleri “fikir” dünyasında karıştırıyor kanaatindeyim. Tam bir “Görmüyorum, duymuyorum o halde yoktur.” tavrı içerisinde hareket ediyorlar.

BU AÇILIM, TOPLUMSAL DEĞERLERİMİZ TERS DÜŞMEZ

Türk milletinin hangi değeri kendisi gibi düşünmeyeni dışlar? Ya da %99 Müslüman olan bir toplumun hangi inancı “diğer insanlardan üstünsünüz” diye emreder. Önce bunların cevaplandırılması, anlamlandırılması lazım gelir. Bunları cevaplamadan ve anlamlandırmadan bu toplumun yönünü ve eğilimlerini de anlamak mümkün olmayacaktır. Her ne kadar “bu ülkede kimseye ayırım yapılmasa da” kendisine ayırım yapıldığını düşünenler var ve buda üzeri örtüldüğünde değiştirilemez bir gerçektir.

Son yıllarda Türkiye’nin kat tetiği demokrasi mesafesi, azalan statüko zihniyeti ve AB süreci ile elde edilenler, bu gün bu konuları konuşa bilme cesareti sunmuştur. Yıllardır birilerinin yok saydığı, birilerinin de bastırılmış duygularla yıllardır içinde yaşattığı aidiyet duygularını, bugün birilerinin cesaretle ve açık yüreklilikle aşmaya çalışması bu ülke için önemli bir açılım ve de kazanımdır. Sayın Kemal KARPAT ın dediği gibi “Ne yazık ki bu ülke doksan yıldır aynı konuları tartışmaktadır.” Tartıştığı bu konular, bu ülkeyi ve bu milleti yıllardır geri bırakan prangalardır; maalesef.

En az, bu sürece karşı olanlar kadar olmak üzere, fazlasını da kişiliğimde muhafaza ederek, “bayrak, vatan ve onun üniter yapısına” asla halel getirmeden bu ülkenin zenginliklerini kabul etmenin demokrasimiz açısından oldukça büyük bir önemi vardır. Zenginliklerini kabul eden bir devlet kendi gücüne ve birikimlerine de o nispette inanıyor ve güveniyor demektir. Karşıt düşünenlerin de elbette savunucuları olacaktır fakat ben bu milletin genel hâkim düşüncesinin, olumlu yönde olduğunu düşünüyorum ve hissediyorum. Değişim, farkındalıktır ve fark edilmiş bir değişim vardır. Bu ülkenin insanları artık kavga ve gözyaşı görmeden, gerçek değerleriyle ve gücüyle tanışmak ve de dünya ile rekabet etmek istiyor. Prangalarından kurtulmak istiyor.

Demokrasinin gücü, muhalefete tanınan yaşam hakkı kadardır. Muhalefete ne kadar tahammül ediliyorsa o ülke o kadar demokratikleşmiştir, aslında. Fakat bu da muhalefeti sadece eleştirmeye ve açık bulmaya memur yapmaz. Bir muhalefet bilmelidir ki yıktıklarının yada yaptıklarının üstünde iktidar olacaktır. Bazen şunu da düşünüyorum bizim ülkemizde ki muhalefet için “sanki hiç iktidar olmayacakmış gibi davranmak” Bu doğru mudur? İktidarı alaşağı edeceğiz diye toplumu “endişe ve korkuya sevk etmek ve germek” mantığı. Aslolan millet ise, başta devlet olmak üzere herkesin görevi düşünce ve inançları korumaktır. Davranışa dönen aykırı ve yıkıcı düşüncelerde zaten bu ülkenin şanlı ordusundan gereken cevabı almıştır almaya da devam eder; yine korkmaya ve endişeye gerek yoktur.

Birilerinin bu ülkede yıllardır konuşmadığı ve konuşturtmadığı konular hiç kuşku yok ki birileri tarafından sömürülmüş veya istismar edilmiştir. Sizin konuşmaktan imtina ettiğiniz şeyler birilerinin rant kapısı “hayat damarı” haline gelmiş.

TASLAK OLSAYDI

Bu süreci eleştirenler en çok hükümetin bir taslak koymadığını ileri sürüyorlar ve “içi boş” diyorlar. Peki, bu düşüncede olanlar anayasa değişikliği çalışmasında ortaya konan taslağa nasıl davrandılar. Ben inanıyorumki burada da samimi değiller. Bu defa da ortaya konan taslağı yererden yere vurup konuyu iktidarın “ben yaptım oldu” hareketi olarak yorumlayacaklardı. İktidar burada doğru olanı yapmış ve süreci ortak akıl için tartışmaya ve konuşmaya açmıştır. “Demokrasi”, diyenlerin buna itirazı olabilir mi?

DTP’NİN SAMİMİYET SINAVI

Ben bu konunun konuşulmasını ve de sonuca bağlanmasını çok önemsiyorum. İnanıyorum ki DTP, bu konuşma sürecinde ki tavrıyla halkın gözünde ki safını belirleyecektir. Ya da samimiyet sınavında sınıfta kalacaktır. İstenen, gerçek manada özgürlükler mi yoksa farklı şeyler mi? Bu süreç, “varsa” farklı düşüncelerin maskesini de düşürecektir. Ben Kürdüm diyenlerle Türk’üm diyenlerin aynı değerler üzerinde yaşadığına hiç kimse itiraz getiremez.

Öldürülen iki DTP üyesinin cenaze törenlerinde öne çıkan fotoğraf bana son derece önemli gelmiştir. Köy halkı, birbirlerine güvenmek için ya da emin olmak için köyün ileri geleninin önünde Kuran-ı Kerime el bastılar. Yani kendisini farklı görmek isteyen de aslında aynı inanç temelinde yaşıyor. Aslında sorun sadece “bilmek ve farkında olmak” meselesidir. Farkındalık oluştuğunda görecekler ki onların el bastığı kitap ayrılığı, tefrikayı ve ırkçılığı yasaklıyor. Birilerinin siyasi mülahazalarına ve oyununa gelmemeleri gerektiğini onlarda fark etmeli. Ben bu sürecin bu açıdan önemli olduğunu düşünüyorum. Fark etmekte bilgi gerektiriyor. Bu bilgilenme süreci de konuşarak olacaktır. Konuşmaktan hiç kimse korkmamalıdır. Devlet, milletine karşı sorumludur. Bu sorumluluğun en önemlilerinden biride anayasa ile güvence altına alınan, insanını eğitmek, aydınlatmak ve geliştirmektir. Aydın bir toplum da kendi iradesiyle yönlenebilen toplumdur. Değişmeyi ve gelişmeyi kendi iradesiyle arzulayan toplumdur.

ELEŞTİRENLERİN GÖREVİ

Ben eleştirenlere şu önerinin yapılması gerektiğini düşünüyorum; eğer var olanı inkâr etmiyorlarsa. O zaman sizin çözün öneriniz nedir? Ya da “var ama kendi iktidarımıza saklıyoruz” mu diyorsunuz? Peki, o zaman bu, bu millete ve ülkeye haksızlık değil midir? Ordumuzun dahi “bu mücadele sadece silahla yapılmamalı başarı için aynı zamanda bilgilendirme ve toplumu aydınlatarak ta desteklenmelidir.” meyanında ki destekleri varken, demokratik yapının en önemli unsurları olan sivil inisiyatiflerin bunu görmesi gerekir diye düşünüyorum. Eğer biri ya da birileri çözerse onların çözümü olur ama hepimiz çözersek o zaman bizim olur yani milletin. Bugün, “sen çöz” diyenlere yarın da başkaları aynısını söyleyecektir. O zaman nerede buluşacağız peki.

Konuşalım ve kavga etmeden ettirtmeden konuşalım. Selam ve muhabbetlerimle…

Sosyolog İsmail ÖZ
 
Toplam blog
: 30
: 692
Kayıt tarihi
: 16.09.06
 
 

1974 yılında Bayburt'ta doğdum, sosyolog-yazar olarak çeşitli çalışmalar yapmaktayım...