- Kategori
- Deneme
Gözleri yalnızca boşlukta kamaşabilen insanlar…

Bir kadının meleklerle ortak özelliği nedir bilir misiniz?
Bir kadının meleklerle ortak özelliği, acı çeken varlıklara ilgi duymasıdır.
Feodal toplumlarda kadın hayatının önemsiz oluşu ve kadınların daha çocuk yaşta acı çekmeyi bilecek bir biçimde yetiştirilmesi onları kusursuz birer kadın olmaya zorlamıştır.
Çünkü feodal toplumlara göre kusursuz bir kadın her erkeği mutlu edebilir anlayışı vardır.
Kadın karşısında erkek ne olursa olsun, kadını seçendir.
Seçilen kadın ise ne olursa olsun kendisini seçecek olan erkeği mutlu edecek olan kadındır.
Kadını olduğu yerde, boşlukta, durmasına neden olan, kendisini seçecek olan erkeğin sanki kadının kendi alınyazısıymış gibi görmesini isteyen, o feodal yapının yarattığı kusursuz kadın, küçük görülür, tokatlanır, paylanır hatta kendisine her daim nasihat verilerek bir erkek için kusursuz hale getirilir.
Ancak kafası yoğun düşmüş, canlılığı azalmış bu kadın hayatı boyunca kendisini önemsemeyen bir erkeğin acı çektiğini gördüğünde yine de ona acır ve onun açtığı uçurumun en dibine kadar inebilir.
Tüm uçurumları ve gelgitleri gözyaşları ile dolduran bu kusursuz kadın, yapabilecek başka hiçbir şeyi olmadığına inandığından mı bunu yapar?
Yoksa umutsuzluğun haykırışı içinde hiçbir şeyin dağıtamadığı acıya tek başına katlanmasını bildiğinden mi bunu yapar? Bilinmez.
Ah! Gözleri yalnızca boşlukta kamaşabilen insanlar için bu fedakârlık kim bilir ne kadar da yücedir?
Ama gerçekten öyle midir?
Düşünün ki, kadın kendisine acı veren bir erkeğin acısına bile ilgi duyarken, kadındaki bu yüce davranış feodal yapının yarattığı saygı göstermeyen, gerçekle bağdaşmayan, emek vermeden kendisini hak sahibi görmüş erkeklerin, o “baba merkezli” toplumların düzenini yıkmayı başaramamıştır.
Hâlâ toplumumuzda kadının bu yüce fedakârlığı, kuruyan ruhların içine bir bir akarken genel itibariyle erkekteki o yüce gönüllülük kendini gösterebilmiş değildir.
Öyle ya, hangi erkek kendisine acıyan ve acısına ilgi duyan bir kadını acımasızca yok etmemiştir ki? Hangi erkek anasının kucağında paşa esprisiyle tehlikeli bir biçimde büyütülmemiştir ki?
O erkek ki, ismi var ama kendisi yok!
Bizde kadının yazgısı kendi payına düşene katlanmak olurken, erkeğin yazgısı ise kendisine sunulan kâseyi sonuna kadar içip bitirmek olmuştur.
Adam olmak, genel itibariyle insan olabilmek önemli bir iştir.
Ancak toplumumuz yetmiş yaşına gelmiş adamlarla, kendisini âlim yerine koyanlarla ve adalet konusunda hiçbir görgüsü olmayan yurtsever erkeklerle doludur. Bunlar ki sahte erkeklerdir.
Nerede olursak olalım bir toplumun kadına nasıl baktığı önemlidir. Toplum olarak kadına bakmayı bilebilsek, kadını ne kadar iradeli ve tercihlerini yapabilen, kendisinin olmayı bilen ve kolay boyun eğmeyen bir konuma getirebilsek o kadar gelişmiş ve o kadar özgürleşmiş bir toplum oluruz.
Ama öyle lafla değil, kadının önünde hazır ola geç, arkasında bela ol ya da hiçbir şey olmuyormuş gibi durup seyret, asla bu şekilde değil!
Ben kadın onuruna ve insanlığın o kutsal değerlerine ters düşmeyecek edinimlerin geliştirilmesi için gerekirse bu ataerkil toplumun göbeğinde tüm eleştirilere karşın geri çekilmeden duran bir adamlığın yeniden keşfedilmesi gerektiğini hükmediyorum.
Çünkü kadın kendisine zorla kabul ettirilen kapalı bir yaşamdan çıkmanın umuduyla hiçbir zaman iyiye olan inancından vazgeçmeyecek ve o yüce fedakârlığını daima koruyacaktır.