- Kategori
- İlişkiler
Gözümden ırak, gönlüme yakın!

Hayali aşk...
”Seversin, kavuşamazsın ‘aşk’ olur!” diye bir söz vardır. Bizimkisi de öyleydi işte; daha doğrusu sonradan öğrendiğime göre benimkisi öyleymiş. Karşılıklı sandığım bu aşktan nasibini aldıktan sonra yüreğim, terk edildim. Her şey seni görmemle değil, hissetmemle başladı. Seni hissetmek güzeldi, aşk gibiydi, derindi... Adı “aşk”! Sen aşksın aslında... Aşk, benim için sana karşı beslenilen duygudur, gerçi herkes seni benim gözümle görebilseydi onlar da aşkın tanımının sen olduğunu düşünürdü. Aşk; sendi, sen olabilmekti, sen gibi hissedebilmek, sen gibi görebilmek, seni sevebilmekti! Aşk, kendinden yıllarca kaçmaya çalışmış bir insanın kendini bulma çabasıydı, bulabileceğini hayal etmekti. Aşk hep sesimi titretirdi...
Özlemimdin sen; adı “özlem”! Çıldırtırcasına inat bir duygu, öyle keskin, öyle ağır ve öyle acı... Gittiğin günden beri ben bu duygunun esiri oluverdim. Hep söylerdim, canımı en çok gidişler acıtır. Annem hep ölüm daha zor derdi. “Peki ya var olduğunu bilip de yanında olmamasına ne demeli?” diye sorardım ben de. Şimdi daha iyi anlıyorum ki senin nefes alman her şeyden daha önemliymiş. Hem tamamen ayrı değiliz ki, aynı dünyada nefes alıveriyoruz. Belki de ikimizde kendi içimizde var ettiğimiz dünyada, diğerlerinden soyutlanarak yaşıyoruz, olsun yaşıyoruz!
Orada tanışmıştık seninle, bilirsin sen neresi olduğunu; öyle değerli, öyle samimi, öyle “sen” kokan bir yer... Düş işte, bildiğin düş, hani toz pembe olanlarından ve sonradan en çok acıtanlarından. Ben işte; bilmediğin, çözemediğin, sevemediğin ben... Sen işte; acı veren; fakat merhametli... Biz işte; aşka aşık iki gönül... Hayır, konuşmadık.. Hayır, sarılmadık.. Hayır, ağlamadık.. Sadece hissettik, gözlerden, yürekten, toz pembe düşümüzden...
Acı bir şarkı sanki, acı bir hatıradan kalan... Sinirle yırtılmış tüm şiirlerden, eşyalardan ve fotoğraflardan ayrışan... Uzun ve derin bir hikaye, belki de masal, belki de destan ve belki de hiçbir şey! Adı sen ya da ben değil, aşk! Aşk biziz aslında. Aşk, benim seni gördüğümde içimdeki titreme, kalbimdeki yumru, elimdeki terleme ve yanımdayken dahi seni özleyebilmenin tatlı telaşı... Dedim ya; düş sadece, ister inan istersen de inanma. Düşüm de görüp de tanıyıverdim seni; hani o “sen” kokan mekanda ve zamanda. Aşk dolu bir anımda, senli bir zamanımda...
“Aşk-ı hakiki” peşindeydim yıllardır. Gerçek aşk; sen olmaktan öte oluverdi seninle; aşkın içinde kayboldum! O rüya bittikten sonra; seni aramaya karar verdim ve zamanla hırslanmaya başladım seni bulma konusunda. Arama konusunda ise daha da kararlıydım. Arayacaktım, sonu ne olursa olsun, aradım da. Nereye gittiğimi bilmeden yollara düştüm. Abartma olmadan söylemeliyim ki, her hafta başka bir şehre gitmek üzere tren biletimi aldım. O istasyonlarda bile binlerce insan inceledim, belki bir tanesi sen olabilirsin, senin tırnağın olabilir diye; ama inan ki bulamadım. İçlerinden herhangi birini senin yerine koyup da sevebilme ihtimalimi düşündüm, yapamadım. Her şehri günlerce dolaştım, bulamadım. Sonra kendi memleketime geri döndüm. Eve geldiğimde masamda kırlardan koparılmış bir beyaz çiçek buldum. O an hissettim, sendendi; sen her ne kadar inkar etmeye çalışsan da. Anladım ki sen aslında aradığım hiçbir şehirde ya da tren istasyonlarında değildin, sen bendeydin! O zamana kadar seni içimden başka bir yerde aramakla hata ettim. Sonra göremesem de hayali bir sen oluşturdum kendime. Artık her sabah uyandığımda seninle kahvaltı yapıyordum, seninle sohbet ediyordum, seninle o hiç sevemediğim oyunu “satrancı” seviyordum! En önemlisi de kendimi sevmeye başladım seninle. Seni sevmeye başlayınca ve sen ben olunca, kendimi sevmeye başladım! Şanslıyım Allah’ım teşekkür ederim, onu benim içime koyduğun için; ayrıca özür de dilerim ona senden daha çok inandığım için, affet beni Tanrım!
İçimde olduğunu anladığım günden beri kendimi kendime kapattım. Aynı evin içinde saatlerce oturuyordum, karşımda senin hayalinle... İnceleyiverdim sonra seni birden, en çok gözlerin dikkatimi çekti. Bir çocuk görse seni, birazcık anlayabilse; gözlerinin içinden yıldızlar çıktığını söylerdi. Oysa senin gözlerinde yıldızdan öte bir şey vardı; büyü gibi, ben gibi, aşk gibi... Uzak bir çölden gizlice çalınmış özlemin uğultusu var, duyuyorum! İçindeki tüm duygular gözlerine yansıyor, her biri ayrı bir “biz” ile dolup taşıyor. Özlüyorum..! Hani özlem sendin ya, hissediyorum!
Aklıma geliverdin yine o gün, seni ikinci kez rüyamda gördüm. Bu sefer toz pembe değildi vallahi, bembeyazdı, sanki o odamda bulduğum çiçek gibiydi... Gördün mü kücücük bir çiçek benimle alay ediyor. Seni rüyamda görünce ayaklarım titremeye başladı, ne yapacağımı bilemedim. Hayır, dertleşmedik.. Hayır, beraber oturmadık.. Hayır, hiçbir şey paylaşmadık.. Ama hissettik, birbirimizin yüreğinde binlerce yıldır birikmiş sevdayı hissettik. Ben o sevdanın içinde; ayrılıklar, geride bırakılmışlıklar, nice ihanetler sezdim. Deli miyim neyim bilemiyorum ama, ben hayali bir “sen” sevdim... Belki de hayalin daha iyidir. Yine konu annemden açılıyor; ama bir gün bana demişti hiçbir insanı yakından tanıma, çünkü kötü yanlarını tanırsın, üzülürsün; her insanı hayal gibi tut içinde. Ah benim annem, nereden de bilebildin? Tanımak isterdim ben hep seveceğim insanı, ama şimdi tanımasam da gönlüme yakın, o yeter bana! En azından biliyorum kalbinde aşka karşı kin yok, aşka karşı “ben” varım! Ya da bilmiyorum, yine kendi kendimi boş yere ümitlendirmeye başladım. Huyum mudur nedir, vazgeçemiyorum. Yine de “ümit” güzel şey! Fark ettim de sürekli insanı en çok acıtan duyguları sayıyorum: aşk, özlem, ümit... Bakma öyle: aşk, seninle bir bütün olmak olduğu için; özlem, özlenen sen olduğun için; ümit, belki de olmayacağını bile bile senin ateşine yürümekte olduğum yolda duyduğum duygu olduğu için; kısacası içinde sen olduğun için güzel! Ve inanmak... Yaradanı, görmeden sevdiğimiz gibi inanmak... Batıl inanç olsan dahi inanmak, her şeyden daha gerçekci gelebilmen bana... Sadece hayalinle var olmak, toz pembe bir düşte yaşamak!
Görenler deli demişler benim için, “deli” sizsiniz diyorum ben de. Yanlış biliyorsunuz, bir hayale aşık olanlara deli değil; gerçekten sevemeyene, birini içinde hissedemeyene, onun için var olduğunu bilmeyene, insanın aşık olacağı kişinin onun içinde olacağına inanmayana deli derler! Benim yakın arkadaşlar doktora anlatmışlar beni, o da getirin bakayım demiş. Zorla götürdüler. Sevmek suç muydu sahiden, yoksa sevilmemek mi suçtu? Şu insanların berbat olduğu dünyada başka bir insan var ederek ona bağlanmak suç muydu? Yalan mıydı yaşadığım her şey, bir masal mıydı, ya da hiçbir şey miydi? O zaman ne diye yaşadım ki ben, onu sevmeyeceksem ve hissedemeyeceksem ölsem daha iyi olmaz mı?
Yakalandım suç üstü işte, severken delice. Doktorlar hastalık adı söylüyorlar bunun için. Ah şu çağdaş tıbbın hastayı nesne gibi görmesi yok mu... Hadi çıkarın diyorum onu içimden, kolaysa çıkarın, bir şey demiyorlar. Rüyanda gördüğün birini sevmek bazen olabiliyor diyorlar. Rüya değil, içimde diyorum, o aslında ben diyorum, inanmıyorlar. Hissediyorum diyorum, biz aşkız diyorum, anlayamıyorlar. Onlara da hak veresim geliyor bazen. Belki de hiç delirircesine sevmemişlerdir. Hiç kalpleri bir insan için yerinden çıkacak gibi çarpmamıştır. Yapacak bir şey yok inanmasınlar, uzak tutsunlar, unutmam ki. Benim için gözden ırak, gönülden ırak yalan! Gönlümden ırak değil ya, kopmam, kopamam, bırakmam. Sen de gel ne olursun, bak inanmıyorlar bana, derdim inanılmamak değil sevdiğim de, şu soğuk taşlarda sensiz olmak, onların söylediği gibi senin var olamama ihtimalini düşünmek... Çıldırtıyor adamı yokluğun, nasıl bir şeysin anlamadım! Sevdan ve sen birleşip nasıl da tüm dünyaya bedel olabiliyorsunuz? Nasıl da gözümde her şeyin değerini düşürüp de sadece sizi içime koyabiliyorsunuz? Dedim ya; rüyamda, sen kokan bir zamanda ve senli bir mekanda gördüm seni. Artık her şey sen kokar, sürekli seni bağırır şarkılar! Yalnızlığım bile inadıma yapar gibi sen bakar..!
Elif Nida Şamdan