17 Eylül '14
- Kategori
- Futbol
GS-Anderlecht maç analizi : Kazanılanlar ve kaybedilenler

Yazıya başlarken "maç analizi"nden önce kısa bir "taraftar analizi" yapmak istiyorum :
Yaklaşık 15 senedir tribünden maç izliyorum. Sayılı maçlar dışında Galatasaray seyircisinin ilk 10 dakikadan sonra takımı 90 dakika ateşlediğini, rakibi demoralize ettiğini görmedim. (Çuvaldız kendimize...). Avrupa seyircisi gibi maçın belli bölümlerinde tempo yapar, gollerden sonra Pınarbaşına başlanırdı.
Bu akşam da başlarda kural değişmedi. 10 dakikalık "Saldır Galatasaray"ın ardından tribün sustu, buraya kadar normal. Ancak değişen taraftar profiliyle birlikte etrafımdakiler sırasıyla her futbolcunun yeteneksizliğinden, formsuzluğundan dem vurmaya başladı. Islıklar, küfürler gırla.. Prandelli'de sistem itibariyle payına düşeni aldı. Neden : çünkü "Olcan neden yok?"muş, "Bruma neden yok?"muş falan... Adamların sistemden anladığı Fatih Terim 4-4-2'si...
Bir de 46. dakikada TFF protestosuyla tüy dikti Pegasus tribünü. Kardeşim, sen tepki göstereceksen git TFF'nin önünde göster, yürüyüş yap, hatta kendi yönetimini uyar önce... Şampiyonlar Ligi maçında, hele ki maç 0-0 iken takımın hücum yaptığı kaleye arkanı dönmek nedir?
Son olarak gol atan futbolcuyu ıslıklamak var, takım kaptanını oyundan çıkarken yuhalamak var ki yorum bile yapamıyorum.
Maça geçelim :
Prandelli maça 4-3-2-1 gibi bir sistemle çıktı. 4'lü savunmanın önüne Dzemaili, Selçuk, Melo 3'lüsünü yerleştirip Pandev ve Sneijder'i Burak'ın arkasına konumlandırdı. Kanat bindirmelerini ise ofansif yönleri de olan beklere, Telles ve Veysel'e yaptırmaya çalıştı. Bekler çıktığında boşluklarını orta sahadaki 3'lüyle doldururum diye düşündü.
Kanımca hocanın sitemi, en azından kağıt üzerinde doğruydu; çünkü oyun taktiğini incelerken önce içinde bulunduğunuz turnuva sistemini düşünmeniz gerekiyor.
Şampiyonlar Ligi "4 takımlı grup" mantığında oynandığı için bence her zaman 1 puan almak, rakibe 3 vermekten iyidir. Galatasaray'ın daha önce gruplardan çıktığı senelere bakarsanız 97-98'de 8 puan, 00-01'de 8 puan, 12-13'te 10 puan, 13-14'te 7 puan olarak gruptan 2. çıkmayı başarmış; 99-00 ve 03-04'te 7 puan'la UEFA'da devam edilmiş. Yani grupta toplanacak 7 ya da 8 puan Galatasaray'ı en kötü ihtimalle UEFA kupasına götürecektir. Bu hesaplara yazının sonunda tekrar bakalım.
Prandelli'nin sisteminde bloklar arasını bu kadar yakın tutmak, belki kontra atak oynanacak bir maçta işe yarayabilirdi ama çok açık vermeyen Anderlecht'e karşı pozisyon üretmekte zorlanılınca Prandelli, Pandev ve Sneijder'i kanatlara çekti. (Golden sonra Pandev bu bölge de zorlanınca da oyunu açması için Bruma'ya şans verdi.)
Bu noktada Pandev, Dzemaili ve Brumaya birer parantez açmak istiyorum.
Öncelikle Pandev'i çok beğendim. Ayağına gelen neredeyse her topu doğru kullandı, ceza sahası içine zamanında koşular yaptı. 2011-2012 sezonunda Elmander'in verdiği katkıyı verecektir diye düşünüyorum.
Dzemaili üst üste hatalı paslar yaptığı için tribünden çok tepki aldı ama ben onun da uzun vadede faydalı olacağını düşünüyorum : 1. sebebi Selçuk'un 2 senedir yapamadığını yapıp, dikine oynayabiliyor olması, yani rakibin üzerine gidip ilerideki forvet ya da kanatlara alan yaratıyor. 2.'si de Mancini ve Prandelli gibi İtalyan kökenli hocaların aradığı sweeper / "süpürücü ön libero" potansiyeli olan bir oyuncu. Mancini bunu geçen sene (mecburen) Ceyhun ve Yekta ile denemişti biliyorsunuz. Dzemaili, Melo ve Selçuk'un yanında / arkasında oynayarak bu oyuncuların daha çok git-gel yapmasına yardımcı olacaktır. Kendisi ileri çıktığında da verimli olacağının sinyallerini verdi. (Mesela 7.dakikada önce bir duvar pasıyla rakibi geçip sonra Burak'a çok güzel bir pas kesti ama defans Burak'tan hızlı olduğu için pozisyon kaçtı.)
Son olarak Bruma : hala "bal yapmayan arı" gibi. Maçlarını izleyen herkes hızını ve tekniğini takdir ediyordur sanıyorum. Ama son topları çok kötü kullanıyor. Çizgiye inilmeyecek yerde çizgiye iniyor, pas verilecek yerde şut çekiyor, kaleye vuracakken zor pozisyondaki arkadaşına pas atıyor vs... Prandelli'nin acilen bu konuyu çözmesi lazım.
Maça dönelim :
Özellikle 15 ve 30.dakikalar arasını kötü oynayan ve üstüste pozisyonlar veren takım, blokları biraz açıp Sneijder'i kanata doğru atınca kendine geldi. (Ayrıca Sneijder'de toparlanma sinyalleri verdi, çok koştu, çok iyi paslar attı.) 30 ve 45.dakikalar arasında takım çok verimliydi.
İkinci yarıda Sneijder ve Pandev ağır kalıp, Telles ve Veysel hücumlardan geri dönmekte zorlanınca rakip üstüste pozisyonlara girdi 52. dakikada yenen golden sonra 53. ve 55. dakikalarda Anderlecht bu boşlukları görerek gelmeye devam etti.
57. dakikada Pandev çıkıp Bruma ve Sneijder kanatları paylaştıktan sonra Galatasaray tekrar hareketlendi. Bu dakikalar Selçuk ve Melo geride kalırken Dzemaili yukarıda bahsettiğim bindirmeleri yapınca takım daha tehlikeli bir hale geldi. Nitekim Bruma 58. ve 61. dakikalar'da biri sağdan biri soldan olmak üzere 2 pozisyona girdi ama son vuruş kapasitesizliğinden dolayı sonuca gidemedi.
Burak'ın 90'da attığı golde Chedjou'nun hakkını vermek lazım. Kendisinin yerine defans transfer etmek isteyenleri sezonun başından beri utandırıyordu, bugün de zirve yaptı. Geriden oyun kurdu, hücuma çıktı, defansta da neredeyse kusursuz oynadı.
Sonuç olarak :
Galatasaray'ın son 2 sezonda evindeki Şampiyonlar Ligi başlangıçlarını düşünürseniz, bu sonuç çok da kötü sayılmaz. 2 sezon önce deplasmanda 1-0'lık Manchester United ve iç sahadaki 2-0'lık Braga mağlubiyetlerinden sonra bile takım kendine gelmiş ve gruptan çıkılmıştı. Geçen sezona da malum 6-1'lik Real Madrid mağlubiyetiyle merhaba demiştik.
İç sahadaki olası Arsenal ve Dortmund galibiyetleri ve/veya dış sahadaki Anderlecht galibiyetinin yanına, Arsenal ve Dortmund deplasmanlarından alınacak 1'er puan ile dönersek yukarıda bahsettiğim 7-8 puanı toplamak çok zor değil diye düşünüyorum. Dolayısıyla bugün Anderlecht'ten 1 puan almak ve rakibe 3 puan vermemek kazançtır.
Son notum Galatasaray taraftarına : ligler, kupalar gelir geçer, sistemler/hocalar değişir, oyuncular gider ama tarih kendi kaptanını, kendi gol kralını yuhalayan bir taraftar grubunu affetmez. Herşeyden önemli olan değerlerini ve Galatasaraylılık duruşunu kaybetmemektir.