- Kategori
- Futbol
Güle güle, Cervantes’in yeni Don Kişot’u Aragones!

Güle güle Dede!..
Romancı, kahramanlarını okurun karşısına nasıl çıkarırsa, teknik direktör de, futbolcularını seyircinin karşısına öyle çıkarır.
İkisinde de “en iyisi”ni sunma çabası vardır.
Roman okuru ile futbol seyircisi arasında da bir benzerlik vardır. İkisi de “katkıda bulunma”yı çok sever. Roman okuru, romancının gözden kaçırdığını sandıklarını kendine göre saptar, gönlünce yorumlar. Kimse tutamaz onu; çünkü romancının elinden çıkan yapıt, okurun malıdır artık.
Futbol seyircisi de öyle...
Bir kısım seyirci, her an, oyuna müdahale etme hakkını kendinde görür; çünkü kendine böyle görev biçmiştir. Zaman zaman, teknik direktöre, futbolcuya tepki gösterir. Hızını alamayınca yönetime yönelir. Seyirci, övgüde de, tepkide de aşırıdır; bir türlü ölçüyü tutturamaz. Çoğu kez “kantarın topuzu”nu kaçırır.
Hele, futbol üzerine yazanlar, bir başka alem!..
Onlar, daha ileri gider; yöneticinin, teknik direktörün elinde olması gereken “ip”i elllerinde tutmak isterler. “Akıl hocalığı”na soyunurlar. Kendilerini romancı, teknik direktörü, yönetimi, futbolcuları kendi romanının kahramanları sanırlar. Bir de, “O gitsin, bu gelsin!” muhabbeti yaparak kafa bulurlar. Hayal güçleri, romancının, roman okurunun hayal gücünden daha geniştir.
*****
Bunları yazarken kulübede “dünyadan bezmiş” haliyle Rodin’in “Düşünen Adam”ını hatırlatan Aragones’i düşündüm.
Gelişi, maç taktikleri, futbolcu tercihleri hep tartışma konusu yapıldı.
Romancının, bazen roman kahramının tutsağı olması gibi bir duruma düştü.
Fenerbahçe’ye gönülden bağlı futbolseverleri “Bu da nereden çıktı?” dedirtecek denli öfkelendirdi. “Gitti gidiyor!” dedikoduları, senaryoları devreye girdi.
Her maç sonrası, “valizler hazır” havası spor kamuoyuna pompalandı.
Aziz Yıldırm, Aragones’in gideceği sinyalini çoktan vermişti.
Öyle, sıradan bir teknik direktör gibi kapı önüne konacak biri değildi Aragones.
Yaşlı başlı, saygın bir insandı.
Ama futbolcularla arasında kan uyuşmazlığı vardı.
Uygun bir zamanda gidecekti.
Sonunda resmen gitti.
Güle güle, Cervantes’in yeni Don Kişot’u Aragones!