​ Günaydın / Ben Bildiriyorum / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ağustos '12

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
 

Günaydın

Günaydın aydın ülkemin kendisini güçlü hisseden yağız beyinleri!

Günaydın tüm dünyada insan olmayı seçenler!

Günaydın iyi niyetli insanlar!

Günaydın başkasının haklarına saygı gösterenler!

Günaydınlar olsun iyi ahlaklı yalın insanlara!

Herkese Günaydınlar olsun!

Aslında sizlere gerçek ama tüm ve de Türk gerçeklerinden bahsetmek isterken, çok keyifli oluşum nedeniyle bütün bunlarla zaman kaybetmemem gerektiğini söylüyor içimdeki ses.

Benim hayatımda sevdiğim insanlara bakıldığında sadece isimlerinden bile Allah'a ulaşmam gerektiğini görürsünüz.

Asabi Kedi'nin gerçek ismi: Bir peygamberin adı

İnanç: Üzerinde konuşmaya bile gerek yok!

Hamdullah: Allah'ın övgüsü

Hamdi: Allah'ı övmek

Benim Allah ile ilişkim kesin ve katidir ve aşka yöneliktir. Bazen onu o kadar çok sevdiğimi hissederim ki gözlerimden yaşlar düşer.

Ve öyle kötü olduğum zamanlarda, yani yapayalnızken, ve bazen herşeyden vazgeçmek istemek kadar haksızlığa uğramışken, bana hep elçilerini gönderir.

Örneğin Kemal abi, Kemal abiyi siz benim romanımdan tanıyorsunuz. O bugün benim için akrabadan öte bir bağım olan bir insan. Entellektüel olarak başlayan ilşkimiz, resmen akrabalık ilişkisine döndü. Bazen baba oğul, bazen abi-kardeş ve bazen ise arkadaş...

Örneğin Hamdullah bey: Dünyadaki en iyi uyku profesöründen biri. Kendisi benim mental hocamdır. 27-28 yaşlarımda hayatıma müdahele etmiş ve hiç bir çıkar gözetmeksizin bana hayatımı kontrol etmeyi öğretmiş ve gerektiğinde babalık yapmış, çok zeki bir insan ve bildikleri itibariyle benden çok daha zeki...

Örneğin Hamdi bey: Aramızdaki ilişki tamamıyle entellektüel boyutta ve sadece bilgiye yönelik. 7-8 senedir "kişisel gelişim" üzerine kaşılıklı fikir teattisinde bulunuyoruz. İkimizi de son derece besliyor. Kendisi aynı zamanda benim dişçim olur. Şimdilerde daha çok politik söylemlere doğru onu ikna etmeye çalışıyorum.

Evet etramı çevreleyen az ve öz sayıda insan var. Hepsi konumu itibariyle bir numara olmuş insanlar. Ve biribirimizi anlamak için çaba harcamadan paylaşıyoruz hayatı.

Aile olmak böyle bir duygudur, yani sınırsız kabul görmek ya da en doğru tabiriyle sığınabileceğin bir yuva. Ne yazık ki bizim nesilde ve öncesinde böyle yuvalar bulmak Türkiye'de pek mümkün değildi. Bunun temel sebebi ise o günler için yaşanılan ekonomik fakirlikti. Yani bugünle hiç alakası yok:

1977 yılında çekilen benzin sıkıntısı sebebiyle millet çift taraflı borularla arabalarına benzin aktarmaya çalışırlardı.

1985'e kadar elektik ve su sıkıntıları inanılmaz boyuttaydı.  1978'te Kızıltoprak'ta bir apartmanın bodrumunda suyun gelişini kutlamak ve ilk önce faydalanmak için tam 33 gün beklemiştik. Küvetler yıkanmak için değil, su depolamak için kullanılırdı. Haftada en fazla bir kez yıkanılırdı.

1979 Sana yağı kuyruğunda beklerken yağ sayısının azalmasında ötürü eve sadece çeyrek Sana yağı alıp götürebilmiştim.

1982: Rama ilk defa evlere denenmek üzere servis edildi: İçinde daha çok süt var! 

1982 yılında kutu kola satın alabilmek için arkadaşım 6 şişe kola parası ödemişti ve tadı bize garip bir şekilde daha güzel gelmişti. Oysa tersi daha doğruydu.

Hiç birimizin 2'den fazla ayakkabısı yoktu. Bir günlük, bir de sporluk. Hepimizin spor ayakkabısı markası aynıydı: "Mekap".

İlkokulda tartıştığımız 4 araba modeli vardı: Renault 12, Murata 131, Ford Granada ve Mercedes. Ancak arabası olan zengin kabul edilirdi: 1 araba=1 evdi fiyat olarak!

Bu fakirlik içinde bizi mutlu eden tek şey doğanın kendisiydi. Kiraz ağaçları, dut ağacı, elma ve armut ağaçları ve çok nadir de vişne. Biz meyveleri hep dalından mevsimine göre yerdik. Muz hiç yiyemezdik çok nadirdi ve çok pahalıydı!

Şimdi doğal karpuz bile yiyemiyoruz!

1977'lerde Boğaz Köprüsü yeni yapılmıştı. Çok iyi hatırlıyorum, trafik bir tıkanırdı yarım saatten fazla kontak hiç açılmazdı. Hep aynı noktaya baktığımı hatırlıyorum. Ve saati de yoktu  bu trafiğin. Bu yüzden arabalı vapur ile geçmeyi yeğlerdik ancak onun da saatini tutturmak gerekirdi.

1980'lerde en meşhur filmler televizyonda kovboy filmeleri ve Zeki Müren filmleriydi. Zeki Müren hepimizi ağlatmayı başarırdı. Ama tabi seyredebilirsek; elektriğin 3 saat hiç gelmediğini ve Allah'a gelsin diye dua ettiğimi hatırlıyorum.

Yani bunları bilmek lazım Türkiye'yi bugün için doğru değerlendirebilmek için. Evet belki de okuyarak öğrenmek; nereden geldik nerelerelere gidiyoruz?

Ben 1993'te İTÜ'den mühendis olduğumda  bütün büyük şirketler peşimde koşardı çünkü o zamanlar kaliteli mühendis bulmak çok zordu. Şimdi neredeyse 10 kişiden 2'si mühendis olarak mezun oluyor...

Artık Türkiye ve Türkler olarak dünyadaki her imkana, her teknolojiye sahibiz. Ve bundan sonra kendimizi ancak kendimiz durdurabiliriz.

Garip bir yazı oldu. Ne söylemek istedim, ne söyledim ben de bilmiyorum!

Herkese iyi pazarlar...

Saygılarımla,

ANIL...

 

 

 
Toplam blog
: 631
: 293
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric'i külden yarattım. Tamamıyla benim eserim. Söyleyeceği çok sözü, söylemek istediği az sözü. ..