- Kategori
- Ekonomi - Finans
Güncel

Google'den alınmıştır.
Türkiye’nin Finansal Anlaşmalarındaki Gücü, Hukuksal Garantileri, Avantaj ve Fırsatları
Son aylarda, Dünya'da ve ülkemizde de etkisini hissettiren ekonomik durumla birlikte, bazı gelişmiş ülke yönetimleri, kendi ekonomilerine müdahale yönünde kararlara imza atmışlardır..
Ülkemizde de reel sektör öncülerinin, ekonominin kırılgan yapısının, daha belirgin bir şekil almadan, erken adımlar atılarak krizin önüne geçilmesi yönünde hükümete yönelik olarak yaptıkları telkin ve tavsiyelerin başında 'IMF ile derhal anlaşmaya gidilmesi' tavsiyesi olmuştur.
Hükümet, reel sektörden gelen bu telkin ve tavsiyeleri kulak ardı etmemiş olmakla birlikte, sermaye kesiminin üretimden gelen hassasiyetlerini de göz önünde bulundurarak, bu kesimlerden gelen doğruları, kendi doğruları ile sentezlemiş ve IMF ile masaya oturmuştur.
Bugün gelinen noktada, IMF ile pazarlıkların hala devam ettiğini, hükümet kanadından yapılan açıklamalarda, daha önceki hükümetlerin bulunduğu noktadan, kendilerinin bulunduğu noktanın daha iyi bir konumda bulunduğunu belirtmişlerdir.
Anlaşmanın karşılıklı menfaat esasına dayalı bir protokol olduğu, Türkiye’nin IMF Kurumunun bir ortağı olduğu, bu Kurumun kuruluş gerekçesinde, kriz anlarında, üyelerinin teknik yönden ve finansal krizden çıkmasına yardımcı bir Kurum olduğu ifade edilmektedir.
İktidara gelirken, millete verilmiş sözlerin tutulması yönünde kararlılıkları bulunduğu, ülkenin gelişme çizgisinden fedakârlık yapılamayacağı, siyasi rakiplerin bu anlaşmalarla IMF'ye sunulan niyet mektuplarının iç yüzünü kamuoyuna anlatarak puan topladığını, yaklaşan yerel seçimler arifesinde, hiçbir hükümetin buna cesaret edemeyeceğini açıkça dile getirmektedirler.
Orta doğuda yaşanmakta olan büyük hesaplaşmaların uyarıcı etkisi ve bu sosyal, siyasal ve ekonomik durumun ülkemize tahmil ettiği görev milletimizin nazar-i dikkati altındadır.
ABD'nin İrak' ı işgali ile yaşanan bölünmenin muhtemel sonuçlarına karşı, Türkiye'nin takınacağı tavır, İsrail'in Gazze'deki katliamıyla ortaya çıkan yeni durumun bölgede felakete dönüşmesi de mümkündür.
Yakın komşumuz İran'da dâhil olmak üzere bölgede nükleer silah yarışının devam etmesi, uzay yarışı gibi güç mücadelesi ve bu ülkelerin ileri teknoloji ürünleri araştırma ve geliştirme mücadelesini sürdürmesi kamuoyunun bilgisi tahtındadır.
Ülkemizin kişi başına düşen GSMH'sı, Dış Borç Stoku, Carı Açık çizgisi, İhracatın İthalatı Karşılama Oranı, Üretim ve İstihdam Durumu, Durgunluğun Küresel Etkileri, Konut Problemi devam etmektedir.
Deprem kuşağında bir ülke olmamız nedeniyle, Konutların Güçlendirilmesi sorunu giderilmiş değildir. Bulunduğumuz coğrafyanın hassasiyeti nedeniyle, Türk Ordusunun Modernizasyonu, Eğitim ve Sağlık Hizmetleri gibi belli başlıklar altında iyileştirilmesi gereken konular varken, IMF gibi bir Kurumun dayatmalarının hiçbir dikkate alınır yönü bulunmamaktadır.
Kaldı ki, Ülkemiz 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan devalüasyonların ardından, gerçekleştirilen yapısal reformlar sayesinde, daha az kırılgan bir yapıya kavuşmuştur.
Dünyada enerji ve emtia fiyatlarında düşme yaşanırken, gelişen nüfusumuza ve ekonomimize paralel olarak ülkemizde de enerji yatırımlarının belli bir hızla sürmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, ülkenin menfaatleri gözetilmeden asla imza atılmamalıdır.
Hükümet, IMF'nin değil, kendi ekonomik programını dikte ettirmelidir.
Ülkemizin genç ve eğitimli nüfusu, turizm- ekonomi ve askeri potansiyeli, coğrafi konumu özgün bir nitelik olarak görülmelidir.
İhracatın rakamlarının arttırılması, Serbest Bölgelerin avantajlarının öne çıkarılarak cazip hale getirilmesi, Turizm yatırımları ile gelirlerinin arttırtması, Askeri potansiyelimizin silah sanayinde İleri olduğumuz segmentlerde rekabet edilebilir ürünlerin tanıtımı ve pazarlanması ve bunun sonucu olarak elde edilen gelirin harp sanayinin finansmanına tahsis edilmesi gereklidir.
Yurt dışı Müteahhitlik Hizmetlerinin yaygınlaştırılması, Nanoteknoloji ürünlerinin geliştirilmesi ve üretimi, Genetik araştırmaların tarımsal üretimde kullanımı, Enerji yatırımlarının çeşitlendirilmesi, madenlerimizin hammadde şeklinde değil, endüstriyel ürünler şeklinde ihraç edilmesi gereklidir.
Dolayısıyla, Türkiye geleceğini etkileyecek, hayati yatırımlarını ertelenmemesi gereklidir
Türkiye’nin coğrafyasından kaynaklanan avantajları, transit ülke oluşu, Doğalgaz transit geçiş hakları için alınan transit geçiş ücretleri ile birlikte daha birçok ekonomik kaynağımızın hayati önemi ülkemizin ekonomik kalkınmasında Türkiye’nin itici gücü, hukuksal garantileri, avantajları ve fırsatları olarak değerlendirilmelidir.