- Kategori
- Gündelik Yaşam
Güney'de renkler solmadı. Her şey bıraktığınız yaz tadında...

Gökova'da her şey, maviye boyalı, masmavi. Rüyalar bile, hülyalar bile maviye boyalı, masmavi
Yazdan kalma bir gün, hükmünü, plajlarda hala sürdürüyor. Turistler, giderayak son bir defa, bazıları ise ilk kez denize giriyorlar Ege’de. Doyamamışlar güneşe ve denize. İngiliz turistler hayatlarından memnundu biz gittiğimizde. Yücelen Otellerinin sahibi Hamdi Yücel Gürsoy, “Ege’yi Ege yapan, işte bu güneş” diyor. Güneş, Gökova’da hiç batmamacasına körfezi ısıtıyor,
Bu Akyaka, Muğla İlçesine bağlı bir belde. Gökova’da bulunuyor. İşte bu belde’de Nail Çakırhan Konakları var aynı zamanda. Yücel Bey, Çakırhan’ın, çok sıkı dostuydu. Ömür boyu, hemen hemen beraberlermiş. Üniversite hocaları, kendisinden ısrarla, Çakırhan ile ilgili notların birleştirilerek anıların, kitap halinde gün ışığına çıkarılmasını istediler. Biz oradayken, TRT, Çakırhan’ın konağında çekim yapıyordu.
Gökova’da deniz suyu sıcaklığı 21. Havanın sıcaklığı ise 24 derece. Hava bol güneşli. Yazı aratmıyor.. İngiliz turistler hayatından memnun. Turistler denize giriyorlar.
Muğla Üniversitesinden Prof A. Nuri Tarkan, buraya bir deniz müzesi kurulması yolunda kolları sıvamış vaziyette. Böylelikle müze, türlü deniz mahsulü hayvanların nesi tükenmeyecek, türlerde çeşitlilik sağlanacak, çevre temizliği ve tekne trafiği tanzim edilecek.,,Akyaka Belediye Başkanı Ahmet Calca da “ Azmakların denize döküldüğü yerden yukarı doğru köprüden itibaren tekne bağlama yerlerinin kaldırıldığını, kıyı boyunca tesislerin azmaklara zarar vermediğinden bahisle “Buraların fosseptiğini hallettik. Mavi bayrağımız hazır. Seneye buraya dikeceğiz” diyor.
Muğla’nın Ula İlçesine bağlı Akyaka’nın ikinci bir hamisi de, turizmci Yücel Bey. Bir an önce kendisinden, Nail Çakırhan’la ilgi anılarının yazması bekleniyor kendisinden. Söz verdi. Yazacak da.
Akyaka’ya hayat veren azmakların uzunluğu, 1,5 kilometre. Buz gibi suyu hızlı akışlı. Tekneler, akıntıya karşı zorlanıyor yol almakta. Ve tertemiz suyu var. Eskiden, azmak kenarındaki restoranlar, müşterinin gözü önünde, suya daldırdıkları maşrapalarla, masalara su servisi yaparlardı. Her şey doğaldı.
Bu yöreye mahsus atlar, bellerine kadar burada suya girer, yelelerine kadar başlarını suya daldırarak, dipteki uzun bitkileri kökünden kopararak, dişlerini bıçak, dillerini de çatal yerine koyarak “spagetti” yerlerdi. Kökledikleri yeşillik, akıntılı suda süzüle süzüle yüzerken, onlar yavaş yavaş yendikçe boyları da kısalırdı. O zaman at, bir daha başını soya sokardı.
Başka yörenin atlarını buraya getirin, bunlar gibi yapmaz. Bilemez, beceremez. Bu spagetti’leri yemek, Akyakalı atlara ait bir şey.
Gökova’da yaz, kırık dökük de olsa, bütün güzelliği ile sürüyor. Gönüller; Halikarnas Balıkçısı gibi uzun ve gür bir sesle “merhaba “ dedikten sonra, insanın, Arşipel’e tepelerden haykırarak “ Ey Gökova, ver maviliğini, serinleyeyim biraz” diyesi geliyor.
Gökova’da, rüyalar bile, hülyalar bile maviye boyalı.
Hem de bu mevsimde,





