​ Günlerden dün / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Kasım '09

 
Kategori
Güncel
 

Günlerden dün

Günlerden dün
 

İki düşman siperi arasında ki mesafe yaklaşık sekiz metre. Siper savaşında ölenlerin yerine geçecek askerler siperin üç metre arkasında bekliyorlar. Onların bekledikleri ölümün sırası. Düşen her askerin yerine Anadolu’ dan gelen gencecik aslanlar yerini alıyor. Düşünmeden, korkmadan, sormadan, sevgiyle, isteyerek ölüm sırası beklediler ve teker teker düştüler. Anadolu’ nun her bir noktasında sayısız kahramanlık destanları var. Çekilen acılar, çileler cabası. Hunharca öldürülen, katledilen, tecavüze uğrayan kadınlar, şişlenen bebekler, sayısız kıyımlar, evleri yakılan, aç susuz sefalet içinde bir halk. Bu ne azimdir? Bu ne sevgidir? Bu ne sebatkarlıktır?

Bir yanda işgal güçleri, bir yanda Osmanlının son külleri ve doğmaya çalışan yeni bir Cumhuriyet. Acaba o günleri görmüş herhangi bir fert var mıdır acısı olmayan? Kanla sulanmış, acıyla feryat etmiş her karış toprağımızda, rüzgarla kaybolan iniltileri duymamak mümkün mü?

Mondros mütarekesi sonucunda, Müttefiklerce işgal edilmiş bir ülke, terhis edilmiş bir ordu, tüm demiryolu ve haberleşme vasıtaları kesilmiş ve her an her yeri işgale açık bir devlet iradesi ile yer yer çıkan Rum ve Ermeni isyanları ki Yunan askerlerinden dahi görmediği zulmü bunlardan gören bir halk ile baş başa kalmış bir avuç vatanseverin uzun ve meşakkatli yolculuğu sonucunda, ben bu satırları yazabiliyorum.

TBMM nde verilen kavgaların hepsi ama hepsi halkın iyiliği içindi. Tıpkı bu gün ki gibi değil mi? Hiçbiri ceylan derisi koltukta oturup refah içinde ihale peşinde koşmayı akıl dahi etmediler. Çünkü sorumluluk bilinçleri daha farklı, ahlakları daha farklı, yaşam tarzları daha farklıydı. Tartıştıkları konu, ülkeyi ve halkı daha nasıl müreffeh düzeye çıkarabilecekleriydi. Tüm gizli saklı açılımlar, el altından dönen oyunlar, halktan gizli anlaşmalar da zaten o günden miras, değil mi?

Yokluklardan var etme çabası, hırs, azim, istek, vatan sevgisi, elini taşın altına koyma sevdası ile asla kanını esirgemeyen bir avuç insanın başarısı neticesinde gelinen bu gün ki durum, ceylan derisi koltuklar için verilen savaş ve bu savaş için de, kömürle, prinçle satın alınmaya çalışılan ve kısmi başarı sağlanan bir halk.

O kadar çekilen acı ve dökülen kan, emperyalizme karşı verilen o müthiş savaş, artık değerini yitiriyor. Emperyalizmin ördüğü ağ tüm yurdumu sarmış durumdadır.

1926 yılında, Celaleddin Said ‘in Mehmetçik adlı eserinde, “ Ben soğuk bir hissin ruhuma bir yarasa kanadı vahşetiyle süründüğünü duyuyor, titriyordum” derken savaşın o kanlı metal görünümünden etkilendiğini ne kadar güzel açıklamış. Ülkemin nasıl bir durumda olduğunu, ve daha neler olabileceği hususu için ben de aynı sözlerle hissettiğimi söylesem sanırım yanılmam.

Koyu milliyetçiyim belki. Ülkemi seviyorum derken kelimelerle değil yüreğimle seviyorum belki. Mazlumun çilesi beni daha çok ilgilendiriyor belki.

Adı ne olursa olsun, ister içten ister dıştan, ülkemizin üzerinde oynanan tüm oyunları bozmak için elimi taşın altına sokacağım. Kulaklarıma kadar rüzgarla gelen iniltileri yadsıyamam. Bizim var olabilmemiz için dökülen kanları düşünmeden edemem. Bu günler için bir dakika bile düşünmeden şehit düşenlerin kemiklerini sızlatamam. Onlar ki emperyalizmin tüm oyunlarını bozdular ben niye bozmayayım ki?

5.Şubat.1933 tarihinde, Bursa’da Mustafa Kemal Atatürk’ün nutkunu yazacağım. Muhakkak biliyorsunuzdur ama hatırlatmak istedim :

Türk Genci, devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Rejimi ve devrimleri benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır” demeyecektir. Hemen müdahele edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “ Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir “ diye düşünecek ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek “ demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım”.

Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber, bana, İsmet Paşa’ya ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ Ben inanç ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahele ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir.”

 
Toplam blog
: 51
: 628
Kayıt tarihi
: 12.04.07
 
 

Hayatı farklı gözle bakmayı seven, haksızlığa tahammül edemeyen, olaylara sessiz kalıp yerinde mü..