- Kategori
- Deneme
Günün birinde...

EMİNE TOPRAK
Yaklaştıkça büyümen gerekiyorken, küçülmen ne garip!
İstek mi, ihtiyaç mı olduğun konusunda kararsızım hala…
Lüks müsün yoksa?
Haddim misin?
Haddime değil misin?
Bilirsin, kafam hep karışıktır, dalgınlığım, hatırlamayışlarım bu yüzden.
Sırf söylerken ağızda kekremsi bir tat kaldığı için; “ unut beni” demek, ne kolay…
Kareli defterimin son sayfasına, son sigaraya, son kadehe, yalnız bir gecede, denizin ortasında, mahcup bir kayığın mütevazı garantisinde, ceplerini yoklayıp da bulamadığın kibritine, harcamaya kıyamadığın, elinden çıktığı anda bir gün sonra ne yapacağını bilmediğin meteliğine iddiaya girerim ki; söylediğin lafın, ne anlama geldiğini bilmiyorsun…
Bozkırın ortasında, yosuna durmuş, ustası unutulmuş, akmaktan yılmış, maşrapası delik bir çeşmenin, kurbağalı yalağı, “okyanus, benim” dediği gün.
Uçan kuşun kanadına zeval gelmesin düşüncesiyle, “çocuk” deyip, uzatmadık mı arkamızda sakladığımız elma şekerini…
Uyuduğunda gülmedik mi, katıla katıla?
Leblebi tozundan ütopyalarla çelmediler mi aklımızı?
Soğuk gecelerde, camın buğusuna, işaret parmağımızla çizmedik mi, hayallerimizi?
Gökkuşağının altından beraber geçmedik mi?
Sabaha karşı nedensiz uyanıp, örtmedik mi masumiyetin üzerini?
O yaz gecesi yıldız kaydığında farklı dilekler tutmuşuz demek…
Gülmüştün oysa!
Aklımızdan geçen aynı sanmıştım…
“Unut beni” dedin diye yanacak mı kâğıt gemiler?
Sazlı gölün tahta iskelesi, nilüferlere küsecek mi?
Sıkıntıdan patlayacak mı, bekle kız?
Karanfilli, satacak mı atını?
Hikmet, milyoner miydi, önceki hayatında?
Ferdi Özbeğen öldü diye; söylemeyecek mi dilek taşını?
Şarkıdaki gibi; günün birinde…