11 Eylül '16
- Kategori
- Siyaset
Günün getirdikleri
KIRIK DÖKÜK-SATILIK AŞKLAR
Kentlerin adı, coğrafyadaki yerleri, sokakların-evlerin numarası falan fark etmezdi.
O kentlerin o meçhul sokaklarında-evlerinde, ne güzel aşklar yaşanırdı...
Ah bir bilseniz!
O zamanlar; parfüm sinmiş bencilliğin karartılmış sinsiliği kokmazdı, sokaktaki dalga dalga insanlarda…
O zamanlar, sokaklar ve insanları; duygu kokardı, aşk kokardı, yardımlaşma-dayanışma kokardı…
Omcaları salkım, salkım sevgi yüklü koyu mavi, siyah karışımı gecenin gökyüzünü, yaran ayın şavkı bile; tüm endamıyla bir başka düşerdi berrak sulara, çıkarsız, yalansız aşklar yaşansın diye…
Düş sokaklarındaki Tulpar’larıyla; güneşe bile meydan okurcasına gök yüzündeki beyaz bulutlara, yiğitlik türkülerini, aşklarını, biri birine verdikleri sözleri yazarlardı aşıklar, “İyi gününde kötü gününde…”
Derin karanlık kuyulara düşseler bile; el ele, yürek yüreğe yüzlerinden eksik olmazdı yeni doğmuş çocuk gülümseyişleri…
Aşk sarhoşluğundaki özgürlük türküleri eşlik ederdi, körpe yaprak yumuşaklığındaki dokunuşlarına…
El ele, kol kola yürürlerdi haksızlığa,sömürüye, egemen düzene karşı; yürekleri, aşka dair tüm kavramların içleri dal dal sevgi doluydu…
Devletlere kafa tutmuş, dünya düzenini bile değiştirmeye yeltenmiş o zamanın aşıkları da, aşkları da militancaydı…
Evet! Aşkları bile militanca yaşanırdı…
M.Ö. ve M.S. şu –bu yüz yıldan ya da mitoljideki aşklardan söz etmiyorum. 30’larındaki bir insanın yaş matematiğinin zaman diliminden söz ediyorum.
Y a şimdiki aşklar?
Kimileri, bir kelebek ömrü kadar, kimileri bir kaç gecelik. Kimliksiz kişiliksiz…
Tıpkı; plastik, telli kırmızı güller gibi…
Şimdiki aşklar göçebe yaşıyor, bir oraya-bir buraya yuvarlanarak. Aşka dair kavramların, sözcüklerin kendileri duruyor, ama içleri bom boş, çürümüş - kokuşmuş…
Bir de üzerlerine tabelalar asılmış: İyi gün aşkı, sanal aşk, kariyer aşkı, iş aşkı , satılık aşk v.s.
Tebessümler bile fiyatlandırılmış...
Eskiden dolu dolu olan “AŞK”, terk edilmiş çocuklar gibi ortada yetim kalmış…
Küresel kültürün, insanlığa ve İnsan bedenine dayattığı bu olgu bile; küresel güçlerin para/kazanç uğruna, insana ait değerleri, varlıkları yok etmede ne kadar sinsice ileri gidebileceklerinin de bir göstergesi değil de, nedir?
Ömer ÇAMLIDAĞ