​ Guru gürültü / Pazarlama / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Temmuz '11

 
Kategori
Pazarlama
 

Guru gürültü

Guru gürültü
 

Ben Guru'luğa karşıyım. Evrenin içinde bulunan oluşumların belirli kalıplar dahilinde davranmasına izin verecek dengeli bir yapıda olmadığını düşünüyorum. Yaşam kümesinin altındaki hiçbir olgu belirli sabitler ve kalıplar ile tarif edilebilecek kadar basit ve dengeli değil ne yazık ki. Halen tanımı net olarak yapılamamış zaman olgusunun yaşamın içindeki her davranışın doğasına direkt bir bilinmeyen olarak etki etmesi ve her tür davranışı doğal olarak göreli hale getirmesi bile üzerinde düşünülmesi gereken bir fenomen'dir. O yüzden, belirsizlikler üzerine kurulu bir yaşam düzeninde, Guru'luk adı altında bir insanın kendisini "üst" insan olarak ilan edip bir "alt" insana yaşamını nasıl sürdürülmesi gerektiği konusunda öğretiler vermesi bana samimiyetten çok uzak geliyor. 

“Ferrari’sini Satan Bilge” kitabı ve içindeki öğreti bu konuda ibretlik bir öykü sunuyor aslında. Robin Sharma, kitabını piyasaya sürmeden önce de ortalıkta bize ne yapmamız ve nasıl yaşamamız gerektiğini söyleyen bir sürü adam vardı. Ama onların, özellikle Türk toplumu nazarında, bu kadar sükse yapamamalarının temelinde yatan en önemli eksileri hiçbirinin bir Ferrari satmamış olmasıydı. Çoğumuzun bırakın binmeyi, yanından geçme ihtimalimizin bile olmadığı bir arabaya sahip olabilmek başlı başına bir kitap konusu iken, arabaya sahip olduğu halde mütevazi bir yaşam uğruna satan bu roman karakteri birden ruhlarımızın milli kahramanı haline gelmişti. Bu tip soylu hareketler yapan karakterler, toplumumuzda özellikle şu anda orta yaş ve üzeri olan kesimin kapitalizm’e ve sermaye sahiplerine bakış açısını şekillendirmiş olan Neşeli Günler ve Aile Şerefi gibi filmlerdeki zengin ama mutsuz işadamı profiline uyduğu için; kendi insiyatifi ile halk seviyesine inen bu roman karakterini kitabın içinden çekip, bir daha zengin olmaması koşulu ile, aramıza almıştık. Türk halkının bu kitaba gösterdiği ilgi, kısa yoldan kurtuluşu bulma arayışının DNA sarmallarına işli olması ile açıklanabilirdi belki de ama DNA şifresinin bu denli derinlemesine çözümünün uzun yıllar yapılabileceğini sanmıyorum. 

Kitabını yayınevine defalarca baskı yaptıracak kadar satın alırken ya da Robin Sharma Türkiye'ye geldiğinde seminerine dünya kadar para verirken de Ferrari’sini Satan Bilge karakterinin bu satıştan önceki yaşantısı nedense kimsenin aklında soru işaretleri yaratmamıştı. Herkes bu satış işleminin gerçekleşmiş olmasından gayet hoşnut, bir zamanlar çok zengin ama çok mutsuz bir adamın zenginlikten vazgeçip halkın arasına dönüşünü kutlamak için kitap alarak ya da seminerlerine giderek karınca kararınca, karıncanın da büyüğü küçüğü var haliyle, katkılarını sunmak için seferber olmuştu. Peki biz neden bu kadar çabuk ve akut reaksiyonlar veriyoruz, hiç sorguladınız mı? Neden önünü, arkasını hiç düşünmeden parlak ışığa doğru koşuyoruz? Bir düşünün yahu iki dudağının arasından bize hayatın sırrını fısıldamasını beklediğimiz bu adam Ferrari’sini Satan Bilge kitabını yazmadan önce herhangi birimize dönüp selam vermiş miydi? Yok... E, yarattığı karakterin neyini sevdiniz? İşte aydınlanma yolunu bulan, zenginliğe ve paraya değer vermeyi terk eden, mütevazi bir yaşamı seçip az ile mutlu olan mütevazi bir karakter..vs. Yahu bu nasıl mütevaziliktir, adam bir roman karakteri yaratıyor, yarattığı karakter Ferrari’sini satıp halkın arasına iniyor ama hala kendisine Bilge diye hitap etmek durumunda kalıyoruz.! İşin şakası bir yana kitap Hinduizm felsefesindeki aydınlanmış bir yaşama ulaşmanın erdemleri üzerine kurulu, aslında birçok farklı kitapta da anlatılmış, bir öğretiyi anlatıyordu ama bu kitap öyle bir pazarlandı ki herkes bir anda kapış kapış kitabı almaya koştu. 

Koşanların sayısı çoğaldıkça kitabın yazarı Robin Sharma Ferrari’ye bir adım daha yaklaştı haliyle. Hele ki İstanbul’a seminer vermeye geldiği zamanı hatırlıyorum. Bir salon dolusu insan 400-500 dolar para verip; eksersiz yapın, kendiniz olun, her gün bir konuda %1 iyileşme sağlayın gibi öğretiler dinledi. Hayatı nasıl yaşaması gerektiğini gidip bir başkasından dinlemeyi tercih eden birçok insan seminer'i cankulağıyla takip etti saatlerce. Pazarlama bu kadar etkili bir sosyal hipnoz etkisi yaratabiliyor işte. Bunları ben burada yazsam kimse umursamaz ama "Ferrari'sini Satan Bilge Türkiye'ye Geliyor" diye pazarlandığı zaman dolarlar havada uçuşuyor. Pazarlamanın en sevdiğim tanımlarından biri durumu çok güzel açıklıyor aslında: Pazarlama daha önce ihtiyaç duyduğunuzun farkında olmadığınız bir ürüne ihtiyacınız olduğuna sizi ikna etmektir. Robin Sharma örneğinde pazarlamanın 4 P’si (Price, Place, Promotion, Product) güçlerini birleştirdiğinde ne kadar etkili olabileceğini bizlere gösterdi. Robin Sharma’nın seminerlerine gidenler ise “....çözüm içimizde... “ sözleri ile biten seminerin hemen sonrasında olmasa bile en geç akşam yatağa yatarken aydınlanmış ve "Pazarlanma"’nın 4 kademesini sırayla içlerinde çözümlemişlerdir mutlaka: Şok, inkar, pazarlık, kabullenme... 

 
Toplam blog
: 89
: 618
Kayıt tarihi
: 16.12.06
 
 

İlk kitabımı, 'Pal Sokağı Çocukları'nı okuduğumdan beri yazıyorum. Yazmak beni o çocuklar gibi öz..