​ Güsel Turkchemis / Dilbilim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '07

 
Kategori
Dilbilim
 

Güsel Turkchemis

Güsel Turkchemis
 

Kitap okumadan asla uykuya geçemem. Misal, sabaha karşı 05.00 de bir Beyoğlu gecesini devirip sıcacık evime, pamuk yatağıma gelmişim, bütün iç organlarım yüksek volümlü müziğin etkisiyle yer değiştirmiş, alkol bütün alt benliğimi ortaya çıkarmış. Gir yatağa, zıbar da uyu. Yok hayır, ben illaki iki satır için de olsa o kitabın kapağını açacağım. Elimde onunla uyuyakalacağım.

Geçen gece, kitabımın bir gece önce bittiğini unutup yatağa girdiğimde bir boşluk hissettim, dergi mergi de kurtarmadı durumu. Bir kere, yatakta yastığını hafifçe başucuna dayayıp da dergi okumaya çalışmak kadar yıpratıcı bir cebelleşme olamaz. O derginin alt kısmı yorganına takılır sayfaları çevirirken, içinde verilen bir sürü , lönk diye düşer, numune krem yapıştırılan sayfalar sunta kalınlığında olduğundan çevirdiğin yerde durmaz; ikide bir okuduğun sayfanın üzerine kapanır bilmem ne....
Hadi bir iki kişilik testine takılayım dersin, tükenmez kalem yatay durumda iken bir süre sonra yazmaz. Ne o, yatmadan önce yatak keyfi. O sinirle de uykun kaçar zaten...
Böyle, yatay durumdaki tükenmez kalemden bile daha önce tükendiğim bir gece, offf ve pofff seslerime tahammül edemeyen sevgili eşciğim bana ertesi gece acil okumaya başlamam için, uykulu bir ses tonu ile bir kitap tavsiye etti. O ses tonunda, “sabah kahvaltı bile etmeden gidip ilk iş kitabını al ve yarın gece bana huzur ver” alt yazısı öyle açık ve net geçiyordu ki, ilk iş aldım kitabı.
Kitabı elime alıp da incelediğimde bir bakarım, çevirisini yapan, eşimin çok yakın sınıf arkadaşı çıkmasın mı...
Ben eşime seslenip "aaaa bak kim çevirmiş" demesem mi...
Eşim de, "aaaa haberim yoktu" diye cevap vermesin mi...
Aramızda geçen bu diyalog, bugünkü yazımla uzaktan yakından alakalı olmasın mı...

Bu diyalog alakasız olsa da yazımla, diyaloğa sebebiyet veren şahıs çok alakalı. Bir romanın çevirisini yapan kişilik. Bence, yabancı bir eseri kendi dilimizde okumayı, okumaktan tad almayı sağlayan en önemli detay; çevirmenlerin dili. Ve çok başarılı bir çeviri ile, ben keyifle okumayı sürdüreceğim romanımı.
....derken, aklıma epeydir takılan bir konu geldi.
Türkçe’nin katliamı. Dilbilgi- sizliği- miz. Kelime dağarcıksızlığımız. İfade özürlülüğümüz. Sözlü ve yazılı ifadelerimizdeki umursamazlığımız, belki de bilgisizliğimizden doğan çirkinleşme.
Uzun zamandır, internet denilen şeytan icadı sayesinde günümüzün yarısı yazma, çizme ve okumayla geçmekte. Hani hayatında bir kitabı bile doğru dürüst okumamış insan evlatları, hemen hemen hergün internet sayfalarında iki kelam birşeyler okuyor en azından. Kız ardaşları ile sohbet ediyorlar. Bir yerlere fikirlerini yazıyorlar forum adı altında, ya da elektronik postalarına bir iki bir şeyler karalıyorlar. Anadilimizi gün içinde kullanma süremiz arttı sayılır. Bu iyiye işaret gibi görünse de, bir facianın sessiz çığlığı gibi düşük frekansdan kötü sesler çıkıyor aslında...

Bir kere, slm, nbr, ii, güsel vehameti zaten aldı başını gidiyor. Nbr, slm .... hadi diyelim tuşlara basma sıkıntımızın dışa vurumu olsun - olamaz ya neyse-; peki , “öslemek, güsel, ewet” neyin dışavurumudur acaba? Bir espritüel kişilik sergileme çabası ise çok sığ, farklı olmak adına ise çok sıradan, cahillik ise ki sanmıyorum. Peki neden? Bir şeyi 40 kere söylersen olur dediyse atalarımız yerden göğe haklılar. Oldu. Bana gelen yazılarda 20 yaş civarı gençlerin “evet” leri “ewet” şeklinde yazılmamışsa neredeyse paniğe kapılıyorum artık.

Yani şimdi klavye ortamında böyle yazanlar, bildiğimiz sıradan faber kalemle ve beyaz bir kağıda da aynı şekilde mi yazıyorlar acaba? Bu sorunumu “gençlik ateşi” diye geçiştirip fazla bilmediğim bir akımla çok uğraşmak istemiyorum. Ancak güzel dilimizin yazılı anlatımda çok büyük anlam farklarına sebep olan –de eklerini kullanma özürüne gerçekten parmak basmak istiyorum...
-de eki günlük hayatımızda, “bulunmak” ve “dahi” olmak üzere iki farklı anlamda geçer.

Örnek: Sende bugün bir gariplik var....( bulunmak anlamındadır.... birleşik yazılır)
Ben de bu organizasyona katılmak istiyorum. ( dahi anlamındadır... ayrı yazılır). Bu iki cümleyi okurken anlam kargaşasına düşmessin.
Sen de bugün bir garipsin, tıpkı benim gibi.
Bende bu organizasyona katılacak göz var mı? Bu iki cümleyi okurken de anlam karmaşasına düşmessin.

Ama, “Bende bu organizasyona katılmak istiyorum” yazdığın anda, “Benim içimden seni O organizasyona katmak gelmiyor” hissine kapılıveriyorum.

İngilizce' yi, Amerikalı' lar gibi konuşmaya çabalayan yegane millet Türkler’ miş. Ne acı.
Dikkat edin, bir Fransız’ın, bir İtalyan’ ın, bir Japon’ un İngilizce konuşurken aksanından hangi milliyete ait olduğunu çözersiniz. Ya biz Türkler, illaki “voouv” layacağız. Ortadan ikiye bölünmek pahasına, o dilimiz ağzımızın içinde “vo” sesi çıkarmak için feleğini şaşıracak... Bu kadar başka lisan özentisi bir millet olacağımıza diyorum, önce kendi dilimizi kullanmayı öğrensek de ( bakın burada – de ayrı yazılır) gönüller şenlense. Hayat bayram olsa. Ben de böyle sinirlenmesem herşeye.

Hadi bakalım yarın sınavda – de eklerinden kesin iki soru gelecek...
Kanaat notunu da buradan vereceğim.

 
Toplam blog
: 30
: 2105
Kayıt tarihi
: 10.01.07
 
 

1967 doğumlu. İ.Ü Psikoloji lisans, İ.Ü Davranış Bilimleri Yüksek Lisans eğitimi aldı. Halkla ilişki..