​ Güzel Yaşamanın Sırları – Mutluluk Nedir? / Ben Bildiriyorum / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Kasım '18

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
 

Güzel Yaşamanın Sırları – Mutluluk Nedir?

Güzel Yaşamanın Sırları – Mutluluk Nedir?
 

Nasıl güzel yaşanır?
Bu soruya hepimiz aynı doğrultuda cevap verebilir miyiz?
Bu mümkün mü?
Değil.

Cümle içinde o kadar sorulu cevaplar barındırmış ki.
Bir kısmımız güzel yaşamak için paranın şart olduğunu düşünürüz.
Bir diğerimiz huzurun olmazsa olmaz olduğunu söyler.
Bazıları karşı çıkar, huzur nedir? Ben adrenalin isterim hayatımda der.

Alman düşünür Goethe, mutlu olmak için neler yapılması gerektiğini şöyle ifade etmiş.:
“İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir. “

Elbette mutluluğun tanımı çok zor.
Sıradan bir adam farklı mutlu olur, bilim adamı farklı.
Hatta kadın erkek mutlulukları bile aynı değildir.
Mutluluğu hissedebiliriz. Tüm hayatımız devam ve devamında hep mi mutlu olunur ya da hissedilir? Yok öyle bir şey olmaz diyorum ben. Mutluluk ara sıra gelendir. Bazen kalıcılığı uzun bazen de kısa sürendir.

Ben mutluyum hep aynı tarzda mutlu yaşadım diyen biri sizce mutluluğu biliyor mudur? Yoksa alıştığı sade, düz hayatın mutlu hayat olduğunu mu sanıyordur.

Mutluluk büyük arzu değil midir?
Arzularınızın büyüklüğünde mutlu olduğunuzu düşünmez misiniz?

Heveslendiğiniz bir isteğiniz olduğunda mutlu olursunuz. Doğru. Lakin bu çok mu uzun sürer? Sürmez ki bir süre sonra ona alışırsınız. Tekdüze olur ki hatta sıkılırsınız bile. Sıkılmak eşittir mutsuzluk.

Ayrıca bunu da atlamamak gerekir insan kendinde yüksek değerleri var ettiğinde de mutluluk duyar.
Kendiyle gurur duyduğunda, yakınlarının başarılarında da mutluluk duyulur. Nedeni gururlanılır.
Gururlanmak eşittir mutluluk.

Elbette şanslı insan olma ayrıcalığı da hayatımızda mevcut.
Doğuştan şanslı olan biri mutlu yaşıyordur çok fazla ego derdi yoksa ve ihtirasları çok su yüzünde değilse.

Bir mutluluk şekli de maneviyattan gelir ki bunun hazzı çok başkadır.
Huzur eşittir maneviyat ve toplamı mutluluk. İnsanlar mutlu olmak isterler, gayret te gösterirler sadece nasıl mutlu olunuru bilemezler. Heveslenirler, yapmaya çalışırlar mutluluğu en tepede olduğuna inandıkları dağın tepesine kadar çıkmak için hayatlarını harcarlar ki bu bazen ihtirasın getireceği mutluluktur ve dağın tepesinde yorgun, bitap olarak çıktıklarında buldukları onların mutlu olmasını sağlamayacaktır. Çünkü dağa çıkma hevesindeyken bu kadar bilgiye sahip değildiler, çıkıncaya kadar gördükleri, yaşadıkları, hissettikleri ile yukarıda buldukları ilk baştaki heveslerinin kıymetinin şu anki hallerine yetmediğini gördüklerinde dağın tepesinde mutluluk değil hüzün bulurlar.

Aklı daha bir farklı çalışanlarda yukarıda aradıklarını bulamadıklarında – bulmadıklarının aradıkları olmadığını anlarlar. Kıymetler zamanla daha bir artış göstermiştir, edinimleri arzularını büyütmüştür, düşünce zihinlerini geliştirmiştir ve zirvede sadece ilk başta ilk adımlarındaki haz onlara yetmemiştir. Oysa dağın zirvesindeki mutlulukta değişen hiçbir şey olmamıştır. Burada değişen uzun tırmanışı başarı ile bitirmiş insandadır ki o buna sevinip mutlu olmasını bilmelidir aslında.
Bunu bilmiyorsa zahmetsiz gelmiş, heybesine bilgi eklememiş dahi olsa, mutluluğu bulamazmış ki, nedeni o mutluluğun ne olduğunu bilmiyormuş.

İnsanlar çevreledikleri yer kadar mutlu olurlar. Bu ne demektir? Kişinin mutluluk alanı vardır. Bu bir dairedir ve kişi onun içinde yaşadıkları ile ya hüznü ya mutluluğu bulacağına inanır.
Akvaryumun içinde bir insan düşünün balık misali hava da alabiliyor olsun suyun içinde. Mutlu su tertemiz. Mutlu su berrak, renksiz gibi lakin mavi görünümlü. Sonra mutsuz olmaya başlıyor nedeni sıkılıyor. Mutsuzluk suyu karartmaya veya kirletmeye başlıyor. Mutsuzluk artıkça aklına hoş olmayan konular takılıyor. Konular ve kişiler! Hoşgörü uzaklaşmışsa, kinli sayfalar bir bir açılıyorsa kızgınlık artıyor. Mutluluğun rengi maviden kararmaya siyaha ve dahası karaya dönüşüyor. Ve içinde oturan insan o suyu içmeye o su ile yıkanmaya o su ile yaşamaya devam ediyor.

Oysa, kendini terbiye etseydi.
Azla dahi mutlu olmayı bilseydi.
Suyu tertemiz kalmaz mıydı?

Mutluluk neydi?
Mutluluk iyi hissetme haliydi.

Nazım Hikmet zor bir soruyu sormuştu dostu Abidin Dino’ya:
“Bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?”
Zordu elbette mutluluğun resmini yapmak.

Bazen kendin için mutlu olmak yetmez, ailende olmalı senin çevrelediğin dairenin içinde ve mutlu olmalılar bazen dostların, tanıdıkların, yakınların. En çok da o daire büyümeli ve vatanın sığmalı içine. Huzurlu vatan, mutlu vatan olmalı ki sen mutlu olmalısın. O zaman resmini yapabilirsin mutluluğun.


Nazan Şara Şatana

 

 
Toplam blog
: 1731
: 4678
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....