- Kategori
- Genel Sağlık
Hadi... Sigarayı bırakalım

Ben “ Askerde ” sigaraya başlayanlardanım… Genellikle geçlerde “ Özenti ” ile sigaraya başlama zamanı, delikanlılığa yeni yeni kadem attığımız lise yıllarıdır. Ben o yıllarda “ Sigara muhalifi ” ve aynı zamanda da arkadaşlarımın elindeki sigaraların “ Patosu ” idim. Yakaladım mı sigara paketini evvel Allah saniyesinde “ Yok ” ederdim.
Sonra “ Asker ocağı ” bizi de sigaraya alıştırdı ve…
Kalıtım, yanlış beslenme, stres, aşırı kilo, hızlı yaşama, hayat ile dalga geçme ve sigara, 1994 yılında “Kalp krizi” ile tanışmama ortam hazırladı.
Hani bir de Kayserili olduğumu düşünün. Pastırma, sucuk, hamur işi yemekler ve tatlı… Etin yağlı yerinden fırında pişmiş fırın ağzı, kaburga ile patlıcan yemeğimiz pehli…
Derken…
Beklenmedik zamanda “Kalp krizi” ile yüz yüze gelme…
Değerli arkadaşım, dostum ve kardeşim Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp damar cerrahlarından Prof. Dr. Levent GÖKGÖZ’ün cerrahi müdahalesi ile tekrar sağlığımıza kavuştuğumuz günler…
Buraya kadar tamam… Hemen herkesin başına gelebilecek şeylerden…
Ya sonrası?
Sigarayı bırakmıştık, katlayarak yeniden başladık. Perhizimize dikkat ediyorduk, boşladık. Pastırma, sucuk, bol tereyağında yumurta, sevdiğim en güzel Antep yemekleri. Hele tatlıdan hiç vazgeçemedim.
Bu arada Doktorum ve Kardeşim Levent GÖKGÖZ “Yapma… Yeni bir krize davetiye çıkarıyorsun” dedikçe “Sen yüz yaşına kadar yaşamış inek gördün mü?” hikâyesini anlatıyor ve sigarayı da yanlarında içtiğim için “Doktor kontrolünde” diyordum.
Yani, kendimi de inandırdığım bir hikâye ile hayatla “Dalga” geçiyordum.
Aklımca…
Yaşım on yedi idi. Bana “Kansersin, altı aylık ömrün kaldı” demişlerdi de, doktoruma “Adını aldığım dedem 98 yaşında öldü, 100 yaşından önce ölenin…” diye hastaneden taburcu ettirmiştim kendimi. Bana “Yapma” diyenlere de “Yüz’e daha çok var” diyordum…
“Perhizine dikkat et” diyenlere “Siz yüz yaşında inek gördünüz mü” diyor, spor yap, yürü diyenlere de “Eşeği de koşturuyorlar ama yirmisinden fazla yaşamıyor” diyordum…
Hayatla bir güzel dalga geçiyordum…
Aklımca…
Bu arada, yaşama sarıldığımı sanıyordum. En büyük nedenim de kızım Güneş…
Böyle diyordum ama bilmiyordum ki ona karşı olan sorumluluğumu ne kadar hafife alıyorum. Ya bana bir şey olur da o daha en güzel ve en genç çağında…
Oysa yaptığım, aklıma bile getirmediğim şeylere davetiye çıkarmak…
Sonuç mu?
Günlerden 6 Mart 2007…
Sabahın en erken saati ve kendimi Gazi Üniversitesi Acil servisinde, daha sonra da Kardiyoloji yoğun bakım ünitesinde buluyorum…
Bundan sonrasını anlatmaya gerek var mı? Her türlü tetkikler, anjiyo v.s.
Karar; yeniden bir operasyon…
Belki bir süre daha hayatımızı uzatacağız. Yüz yaşına varacak mıyım? Bilmem ama “Böyle giderse olmaz herhalde” diyerek başta SİGARAYA PAYDOS dedim.
İşin garip tarafı…
Bu güne kadar bir çok kez sigara bırakma eylemlerimde, ilk günden itibaren hep sigarayı çok istemiştim. Sonunda da tabi tekrar başlamıştım.
Ne garip, bu kez hiç aklıma bile gelmiyor.
Demek ki, gerçekler insanları daha çabuk akıllandırıyor…
Hani herkesin bildiği bir hikâye vardır. Adamın biri damdan düşmüş, etrafındakiler “Aman bir doktor” deyince “Bana damdan düşeni bulun” demiş…
Alın size damdan iki kez düşen biri…
Siz bari damdan düşmeyin…
Hadi…
Gelin sigarayı bırakın. Hayata sarılmanın temel kuralı, sağlıklı yaşamaktır. Bunun da birinci kuralı Sİ-GA-RA İÇ-ME-MEK-TİR…
SİGARAYI BIRAKIN, DAMDAN DÜŞMEYİN. DÜŞÜNCE HER ZAMAN SAĞLIKLI KALMA GARANTİNİZ YOK…
HADİ… HEP BERABER SİGARAYI BIRAKALIM.
11 MART 2007