- Kategori
- Gezi - Tatil
Hadi gidelim…

Vaktimiz geldi yüreğim, yolumuz bir yerlere düşmeden, biz yollara düşelim. Sıcaklar henüz bastırmadan, birkaç pılı pırtıyı sırtlayıp, sütunlu sokaklarda kaybolmak olsun, niyetimiz. Umarım, gidişimiz de olur, dönüşümüz de. Tek istediğimiz, yediğimizi içtiğimizi kendimize saklayıp, eş- dostla gördüklerimizi paylaşmak. Nereye gidelim diye öyle uzun uzadıya düşünecek değiliz elbet, gidilip-görülecek daha ne çok yer var. Şu kısacık ömrümüzde ne kadarını görebilirsek kâr… Tarzımız belli zaten. Birkaç gün orada, birkaç gün burada, taşa toprağa heyecanla dokunup, birkaç satır bir şeyler okuyup, aklımızda kalanlarla kimlerden, nerelerden gelmişiz ve niçin bugün bu haldeyiz! biraz buna kafa yoracağız.
Meraklanma, güneşin altında kumdan kaleler yapmaya da gideceğiz. Sözümüz söz olsun…
Dün gece bir rüya gördüm, yüreğim. Tam hatırlamıyorum nereden ve kimlerden ama kralın biri, bana elçi göndermiş. Elçi, yüzü yüzüme dönük, pek bir ciddi, gözleri taa uzaklara odaklı, elindeki rulo kağıdı açtığı halde ezberinden, “majesteleri sizi huzuruna bekliyor“ dedi. Romalı bir hali vardı sanki. “Hayırdır” dedim kendi kendime ya, sesim dışıma vurmadı. Yutkunduğumdan olsa gerek, içimde yankılandı. Şaşkınlığımdan, sadece “tabi ki “ daha doğrusu “emri olur” anlamında hafifçe eğildim ve başımı iki yana sallayabildim. Bir ara kellemi uçurdular da adama yerden bakınıyorum sandım, işte öyle berbat bir durum ki sorma.
Hiç almamışım ki böyle şaşalı bir davet. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim, yüreğim. Üzerimden şaşkınlığımı tam atmak üzereydim ki, tanrılar toplandı etrafımda. Bildiğin, bilmediğin tüm tanrılar… Bir tepedeymişiz, önümüzde alabildiğince uzanan yeşil tarlalar, sağımda devasa bir hipodrom, solumda muhteşem bir tapınak. Sütunlar yol boyunca yükseliyor. Beni görme, yine kaybettim kendimi. Bir de bir müzik üflemezler mi kulağıma, kanatlandım da kendimi aşağıya doğru bırakıverdim. Uyanmam, yere düşmemle oldu…
Durum böyleyken böyle yüreğim, beni affet sana danışmadan bir söz daha verdim ama artık oralara gitmek boynumuzun borcu oldu. Uzun bir süre rüyanın etkisinden kurtulamadım ve sonra hatırladım, oralar neresiydi dersin? Afrodisias’tı yüreğim, Afrodisias. Beni kalbimden vuran şehir… Bilirsin antik şehirleri çok severim, ilk Efes’de aşık olmuş, Phaselis’de tutkuyu yakalamış, Assos’da coşmuş, en nihayetinde Afrodisias’da aşkımın önünde diz çökmüştüm. Hiç kimse orasının beni neden bu kadar etkilendiğini anlayamıyor. Laf aramızda ben bile… Bir büyü vardı orada, göğe uzanan ulu ağaçlar altında uzanmış yemyeşil çimenler, hamamlar, tiyatro, hipodrom hele, hele de Afrodit Tapınağı, orada kraliçe edasına bürünüp az mı dolaştım. Kendimi neler sandım, neler… Bazen bir kraliçe oldum, üzerimde eteklerini savura savura dolaştığım beyaz bir elbise, başımda altından zeytin dalları, ayaklarımda incecik ipli sandaletler… Bazen hırslı ve güçlü bir tanrıça, "yer benimm, gök benimm!"… Bazen de bir köle oldum, haraç mezat satıldım, yüreğim parçalandı sunakta…
Afrodisias’a ve Sevgili Kenan Erim Hocam’a buradan selam ve saygılar olsun, kıskandım kendisini iyi bilsin ve de rahat uyusun o güzelim şehrinde…
Yüreğim, kızma bana bir parçanı Afrodisias’ta bıraktım, azıcık da kanattım.
Benim yüzümden böyle bölük pörçük dolaşıyorsun ama bak her dağılıştan ikimiz de daha güçlü çıkıyoruz. Neyse, yine itiraf etmem gerekir ki, bir parçan da Phaselis’de kaldı. Orada kanamaz kanamasına ya, ağlar durur. Bir korsana sevdalandı, aklı da onunla sefere çıktı. Döndüğünü ne ben, ne de kimse gördü… Bazen, bir kayanın başına çıkıp yürekleri yakan bir türkü tutturup, uzaklardaki gemilere el sallar, yanaklarındaki gözyaşı izleri, sevdasını saklar... Bazen, Liman caddesinde bir aşağı bir yukarı dolanır, bir telaş bir telaş ki görme... Caddenin ucuna bakar deniz, bir hışımla yolun tersine koşar, bakar diğer ucu da deniz… Kurtuluş yok, aşkı dalga dalga basar yüreğini. Ancak, pazar yeri seslerine karışınca unutur sevdasını. Bazen de Hadrian Kapısı’nda durup, gelen geçene koltuğunun altındaki testiden şarap ikram eder. Bir yandan da, alnına yazılmış imkansız aşkı ile okuyanların yürekleri dağlar… Deli kız oldum ben Phaselis’de, yüreğim. Delirdim… İnan, denize açılıp gitmem an işidir… Sana bir sır, biliyor musun ben tiyatronun her basamağına yarin adını kazıdım. Arayan bulur orada bizi…
Hadi, yüreğim hazırlan… Tapınakların, taşların, heykellerin kıvrımında kaybolmanın, sütunlarla dansetmenin, kendimize tarihte taht kurmanın vaktidir… Gecikmeyelim… Bizi asırlardır yerin altında ve üzerinde bekleyenlere, sözümüz var…
Yolumuz bir yerlere düşmeden, biz yollara düşelim, yüreğim… Hadi gidelim… Hadi...