- Kategori
- Felsefe
Hangi kapının ardında kaldın " mutluluk "

Bir önceki blog yazımı okuyan çok değer verdiğim bir arkadaşım bana "evet, hayatın sırrını çözer gibisin ve iyi gidiyorsun yakında delirirsin amaa bir an önce mutlu olmayı öğrenmen gerek!" dedi. Peki mutluluk öğrenilebilen bir olgu ise neden her okuduğunu, duyduğunu ya da yazdığını beynine işleyen biz zeki yaratıklar mutlu olmayı bir türlü öğrenemiyoruz? Ne gerekli mutlu olmamız için, kimler olmalı yanımızda, kim tutmalı elimizi? Çook paramız olsa, ailemiz, sevgilimiz, sevdiklerimiz yanımızda olsa mutlu olmayı başarabilecek miyiz? Zira tanıdığım öyle insanlar var ki herşeye sahipler ama mutlu değilller. Üstelik bu bahsettiğim insanlar azbuz da değil.. onlarca, yüzlerce.. daha onsekizimizde hayata küsmeyi, isyan etmeyi öğrenmiş bir millet olarak hatta pardon bu sadece milletimize özgü bişey değil bütün dünya da başlayan yanlızlıklar, depresyonlar ağır klinik vakaları düşününce hayır bu sadece bizim milletimize özgü olamaz! Bu durumda şöyle bişey düşünüyorum, mutluluk öğrenilebilen bişey değil ve evet herkese göre değişiyor, peki bize mutsuz olmayı, kronik mutsuzluklar yaşamayı kim öğretiyor? Daha küçücük yaşlarda başlayan ve 2. bahar, 3. bahar ve bilmem kaçıncı baharımız da bizi yanlız bırakmayan bu mutsuzluğun, "öğrenilmiş mutsuzluğun" nedeni nedir?
Belki de çoğumuz mutlu bir aile de büyüdük, sıcacık yemekler, saçımızı şefkatle okşayan bir anne, bizi maça götüremese de iyi bir okulda okumanız, adam olmanız için gece-gündüz uğraşan bir babamız vardı. iyi kötü arkadaşlarımız, çocukluk aşkımız vardı. ve biz mutluyduk. Babamızın verdiği bir sinema parası, annemizin bizim için görüp beğenip aldığı etek-kazak ya da pantolun bizi mutlu etmek için yeterdi. Büyüdükçe, zaman aktıkça ne değişiyor? mutsuzluğu neden, nasıl kimden öğreniyoruz? Atık o kadar da önemli değil, tuttuğumuz takımın maçı kaybetmesi, artık acıtmıyor çok fazla ayrılıklar, ölümler, başarısızlıklar, herşeyi olgunlukla karşılıyor, dünya ya karşı bağışıklık kazanıyoruz! ve en korkunç olanı bana gröe ne biliyor musunuz? Artık bizler ayrılıklara, ölümlere, yangınlara, felaketlere, kaybettiğimiz dostluklara bile alışmış durumdayız, bunlar çok fazla canımızı acıtmıyor gibi görünüyor amaaa hepimizin içi kocaman bir mutsuzlukla dolu, inadına acılarımızı bile o gün yaşamıyoruz, kendimize yabancılaşıyor, kendimizi kandırıyoruz. Artık insan olarak ne acıyı ne sevinci doyasıya yaşayamıyor hale geldik... Sanırım bu bolglar okunduktan sonra insanların psikolojisini bozduğum eleştirisi bile alabilirim ama arkadaşlar uyanın acılarımızın da mutluluğumuzun da kaynağı "hepinizin bildiği gibi" içimiz de, özümüz de saklı. Herşeyi acıyı bile hakkını vererek yaşayın.canınız yanıyorsa, terkedilmiş ya da başarısız olmuşsanız oturun sabahlara kadar salya sümük ağlayın! asla bunu içinizde tutup gram gram size mutsuzluğu, duyarsızlığı öğretmesine izin vermeyin..