- Kategori
- Gündelik Yaşam
Hani bir zaman yazardık

alıntıdır.
Hani bir zamanlar yazardık, sayfalar dolusu, biliyorsan yazmayı yazardın kendin, bilmiyorsan bir bilene yazdırırdın, adına da mektup derdik.
Ne güzeldi hem yazmak, hem de cevap beklemek. Sabahları beklerdin saat 10.00 olmasını, akşamları beklerdin 17, 00 olmasını, şişman koca gövdeli, çantasının kalabalığı kendinden daha kilolu, şapkasının kenarlarından ter damlayan, akşama kadar dolaşıp, mektup dağıtmaktan, ayakkabılarının altı gitmiş POSTACIları. Bütün gidecekleri adresleri ezbere bilirlerdi. Bir sorsan bir herhangi bir yeri, şöyle bir yan bakar, sonra da başlar tarif etmeye, şöyle yamaçtan yukarı hızlı bir çık, biraz yavaşça yandaki sokağa gir, işte kırmızı boyalı ev, 15 numara derdi.
Birde senle arası iyiyse, sana da beklediğin mektup gelmemişse bayağı üzülür, hani vakit bulsaya, sen üzülmeyesin diye kendi yazıp getirecek bir mektup. Çünkü senin bir şeyler beklediğini bilirdi.
Getirdiği o zarflar açıldığında bazı beyaz sayfalardan neşe, güzellik , sevgi fışkırır, bazılarını açtığında elem, üzüntü, kahır, bazılarını açmaya bile cesaret etmek mümkün değil, hiç beklenmeyen kötü bir haber.
Bir gün, bir postacı olmak isterdim, koca torbayı alayım, bir dağ başına gideyim, hepsini tek tek okuyup, tüm kötü satırları düzeltip yeniden mutluluk, umut saçan satırlarla doldurup götürüp de teslim ettiğim kişiyi mutlu edeyim.