- Kategori
- Dünya
Harold Pinter'ın ardından...

Milliyet Blog'a 200. yazım hangisi olacak diye düşünürken, dün akşam radyodan dinlediğim bir haber bütün planlarımı değiştirdi.
"2005 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Harold Pinter öldü."
Hasta olduğunu biraz sonra okuyacağınız yazısının satır aralarından öğrenmiştim. Onunla kurduğum entelektüel ilişkinin temelinde "barış" kelimesi yatıyor. Özellikle 2001 yılından sonra yeni milenyumun nasıl yaşanacağının ipuçlarını aldığımız günler ve sonrasında ihtiyaç duyduğumuz şeyin karşılığıydı bu.
Değişim vaadiyle seçilen ve 20 Ocak 2009 tarihinde göreve başlayacak Obama'nın koltuğunda şu an oturan Birleşik Devletler "eskimiş" başkanı Bush'un görev yaptığı sekiz yıl boyunca dünyanın üzerine nasıl kabus gibi çöktüğünü giderken bile bir şekilde sebebiyet verdiği ekonomik krizle asla unutmayacağız.
Harold Pinter adının yanında duran barış gönüllüsü sıfatıyla ister istemez yakınlık kuruyorum.
Yaşadığımız bir çok problemin, sorunun ve krizin temelinde yatan gerçeğin bu olduğuna yürekten inanıyorum.
Savaşların cesaretlendirildiği, terörizmin desteklendiği, her türlü milliyetçiliğin bir mücadele biçimi olarak "kampanyalarla" gündemde tutulmaya çalışıldığı, eşitsizliğin "sürdürülebilir" ekonomik büyümenin amacı olarak hedeflendiği yeni dünya düzenine "hattı müdafa değil de sattı müdafa" yapan Harold Pinter gibi şahsiyetleri unutmamak ve küçük bir yazı ile de olsa kayıt almayı kendime görev edindim.
Aşağıda, Harold Pinter'ın bir köşe yazısını çok yakın bir dostumun güzel bir Türkçe ile gerçekleştirdiği, sanırım Türkçe'ye daha önce yapılmayan çevirisini paylaşıyorum.
Bush neden çıldırdı?
Harold Pinter - 26 Mart 2007
Assassinated Press
Çeviri: Mustafa Koçyatağı
Orjinal Metin: http://rense.com/general75/whg.htm
Bu yılın başlarında ciddi bir kanser tedavisi geçirdim. Tedavi ve tedavi sonrası etkileri kabus gibi bir şeydi. Kendimi sonsuz derin ve karanlık bir okyanusta suyun altından yukarıya çıkamayan bir adam gibi hissettim. Fakat boğulmadım ve hayattayım.
Ancak; kendimi, kişisel kabusumdan uyandıktan sonra son derece yaygın bir toplumsal kabus-Dünyanın bilinen en güçlü milleti olan ve dünyanın geri kalanına savaş açan Amerika'nın histeri, cahillik, kibirlilik, aptallık ve kavgacılığı içerisine- girmiş buldum. Başkan Bush “bizim yanımızda değilseniz bize karşısınız” demişti. Aynı zamanda “Dünyanın en kötü silahlarının Dünyanın en kötü liderlerinin elinde olmasına izin vermeyeceğiz” demişti. Çok doğru. Aynaya bak ahbap o sensin.
ABD şu anda en ileri “kitle imha silahı” sistemleri geliştirmekle ve onları nerede uygun görürse kullanmaya hazırlanmakla meşgul. Amerika Dünyanın geri kalanının sahip olduğu toplamdan daha fazlasına tek başına sahip. ABD kendi fabrikalarını denetime açmazken biyolojik ve kimyasal silahlara ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalamaktan da kaçınmaktadır. Kendi davranışları ve kamuoyuna yaptığı deklarasyonların arkasındaki ikiyüzlülük adeta bir şaka gibi.
ABD, New York’ta ölen üç bin kişinin ölümünün kabule şayan ölüm olduğuna, bu ölümlerin bir anlamı olduğuna inanıyor. Onlar Amerikanın ölüleri. Diğer ölümler gerçek değil, soyut ve hiçbir değeri yok.
Afganistanda ölen üç bin kişiden asla bahsedilmiyor.
Irak’ta ABD ve İngiltere’nin ambargosu yüzünden temel ilaç ihtiyacından yoksun kalarak ölen yüzbinlerce çocuktan asla bahsedilmiyor.
Amerika tarafından Körfez savaşında kullanılan Depleted Uranyum etkisinden asla bahsedilmiyor. Irak’taki radyasyon seviyesi dehşet verici seviyede yüksek. Bebekler beyinleri, gözleri, cinsel organları olmaksızın doğuyor. Kulakları, ağızları veya rektumlarının olması gereken yerlerden sadece kan akıyor.
1975 yılında Doğu Timorda ikiyüzbin insanın Endonezya hükümetinin gerçekleştirdiği ve ABD tarafından ilham verilen ve desteklenen ölümlerden asla bahsedilmiyor.
Guatemala, Şili, El Salvador, Nikaragua, Uruguay, Arjantin ve Haiti’de ABD’nin desteği ve para yardımıyla gerçekleşen yarım milyon kişinin ölümünden asla bahsedilmiyor.
Vietnam, Laos ve Kamboçya’da ölen milyonlarca insandan artık sözedilmiyor.
Dünyadaki huzursuzluğun merkezi faktörü olan Filistinlilerin perişan durumundan çok az sözediliyor.
Fakat; tarihin nasıl yanlış okunduğunun ve vaziyetin ne hatalı yorumlandığının göstergesidir bu.
İnsanlar unutmazlar. Sevdiklerinin ölümünü unutmazlar,
işkenceyi sakat bırakılmayı unutmazlar,
Adaletsizliği unutmazlar,
Baskıyı unutmazlar,
Büyük güçlerin terörünü unutmazlar.
Sadece unutmazlar. İntikam alırlar.
New York’taki acımasız eylem tahmin edilebilirdi ve önlenemezdi. Dünyanın pek çok yerinde yıllardan bu yana ABD’nin yaptığı sistematik ve devamlı devlet terörüne karşı bir misilleme hareketiydi bu.
İngiltere’de kamuoyu potansiyel terör saldırılarına karşı “tedbirli” olması hususunda uyarılıyor. Bu mantık dışı. Kamuoyu nasıl tedbirli olabilecek. Gaz saldırısına karşı peçemi taksın? Ancak; teröristlerin saldırısı kuvvetle muhtemeldirki Başbakanımızın (Blair) ABD’ye alçakça ve utanmazca boyun eğmesinin kaçınılmaz sonucu olacaktır. Açığa çıkan bilgiye göre; son dönemde teröristlerin Londra metro sistemine zehirli gaz saldırısı önlendi. Fakat; böyle bir saldırı heran gerçekleşebilir. Binlerce öğrenci Londra metrosunda hergün seyahat ediyor. Böyle bir zehirli gaz saldırısından ölmeleri halinde, sorumluluk tamamıyla, metroda seyahat etmeyen başbakanımızın omuzlarında olacaktır.
Irak’a karşı planlanan savaş, ortaya çıkmıştırki, binlerce insanın, diktatörlerinden kurtarılmaları için(!) kasten ve teamüden öldürülmeleridir.
ABD ve İngiltere bütün Dünyada şiddetin tırmandırılması ve giderek Katastrof’a dönüşecek bir yolu izliyorlar. Ancak, görünen odurki, Amerika Irak’a saldırmakla dikiş yerlerinden atacak hale geldi. İnanıyorumki sadece Irak petrolünün kontrolünü ele geçirmek için değil, fakat; Amerikan yönetiminin kana susamış vahşi bir hayvan olması sebebiyle olacak olan budur. Bombalar onların sözlüğündeki tek kelime. Bildiğimiz pek çok Amerikalı hükümetlerinin durumundan korkuya düşmüş haldeler ama çaresiz görünüyorlar.
Avrupa, ABD’nin gücüne karşı dayanışma, zeka, cesaret ve meydan okumayı gösteremediği sürece, Avrupa’nın kendisi Alexander Herzen’in (Guardian gazetesinde Londrada) söylediği “Bizler doktor değiliz. Bizler Salgın hastalığız” tanımlamasını hakedecektir.
"2005 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Harold Pinter öldü."
Hasta olduğunu biraz sonra okuyacağınız yazısının satır aralarından öğrenmiştim. Onunla kurduğum entelektüel ilişkinin temelinde "barış" kelimesi yatıyor. Özellikle 2001 yılından sonra yeni milenyumun nasıl yaşanacağının ipuçlarını aldığımız günler ve sonrasında ihtiyaç duyduğumuz şeyin karşılığıydı bu.
Değişim vaadiyle seçilen ve 20 Ocak 2009 tarihinde göreve başlayacak Obama'nın koltuğunda şu an oturan Birleşik Devletler "eskimiş" başkanı Bush'un görev yaptığı sekiz yıl boyunca dünyanın üzerine nasıl kabus gibi çöktüğünü giderken bile bir şekilde sebebiyet verdiği ekonomik krizle asla unutmayacağız.
Harold Pinter adının yanında duran barış gönüllüsü sıfatıyla ister istemez yakınlık kuruyorum.
Yaşadığımız bir çok problemin, sorunun ve krizin temelinde yatan gerçeğin bu olduğuna yürekten inanıyorum.
Savaşların cesaretlendirildiği, terörizmin desteklendiği, her türlü milliyetçiliğin bir mücadele biçimi olarak "kampanyalarla" gündemde tutulmaya çalışıldığı, eşitsizliğin "sürdürülebilir" ekonomik büyümenin amacı olarak hedeflendiği yeni dünya düzenine "hattı müdafa değil de sattı müdafa" yapan Harold Pinter gibi şahsiyetleri unutmamak ve küçük bir yazı ile de olsa kayıt almayı kendime görev edindim.
Aşağıda, Harold Pinter'ın bir köşe yazısını çok yakın bir dostumun güzel bir Türkçe ile gerçekleştirdiği, sanırım Türkçe'ye daha önce yapılmayan çevirisini paylaşıyorum.
Bush neden çıldırdı?
Harold Pinter - 26 Mart 2007
Assassinated Press
Çeviri: Mustafa Koçyatağı
Orjinal Metin: http://rense.com/general75/whg.htm
Bu yılın başlarında ciddi bir kanser tedavisi geçirdim. Tedavi ve tedavi sonrası etkileri kabus gibi bir şeydi. Kendimi sonsuz derin ve karanlık bir okyanusta suyun altından yukarıya çıkamayan bir adam gibi hissettim. Fakat boğulmadım ve hayattayım.
Ancak; kendimi, kişisel kabusumdan uyandıktan sonra son derece yaygın bir toplumsal kabus-Dünyanın bilinen en güçlü milleti olan ve dünyanın geri kalanına savaş açan Amerika'nın histeri, cahillik, kibirlilik, aptallık ve kavgacılığı içerisine- girmiş buldum. Başkan Bush “bizim yanımızda değilseniz bize karşısınız” demişti. Aynı zamanda “Dünyanın en kötü silahlarının Dünyanın en kötü liderlerinin elinde olmasına izin vermeyeceğiz” demişti. Çok doğru. Aynaya bak ahbap o sensin.
ABD şu anda en ileri “kitle imha silahı” sistemleri geliştirmekle ve onları nerede uygun görürse kullanmaya hazırlanmakla meşgul. Amerika Dünyanın geri kalanının sahip olduğu toplamdan daha fazlasına tek başına sahip. ABD kendi fabrikalarını denetime açmazken biyolojik ve kimyasal silahlara ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalamaktan da kaçınmaktadır. Kendi davranışları ve kamuoyuna yaptığı deklarasyonların arkasındaki ikiyüzlülük adeta bir şaka gibi.
ABD, New York’ta ölen üç bin kişinin ölümünün kabule şayan ölüm olduğuna, bu ölümlerin bir anlamı olduğuna inanıyor. Onlar Amerikanın ölüleri. Diğer ölümler gerçek değil, soyut ve hiçbir değeri yok.
Afganistanda ölen üç bin kişiden asla bahsedilmiyor.
Irak’ta ABD ve İngiltere’nin ambargosu yüzünden temel ilaç ihtiyacından yoksun kalarak ölen yüzbinlerce çocuktan asla bahsedilmiyor.
Amerika tarafından Körfez savaşında kullanılan Depleted Uranyum etkisinden asla bahsedilmiyor. Irak’taki radyasyon seviyesi dehşet verici seviyede yüksek. Bebekler beyinleri, gözleri, cinsel organları olmaksızın doğuyor. Kulakları, ağızları veya rektumlarının olması gereken yerlerden sadece kan akıyor.
1975 yılında Doğu Timorda ikiyüzbin insanın Endonezya hükümetinin gerçekleştirdiği ve ABD tarafından ilham verilen ve desteklenen ölümlerden asla bahsedilmiyor.
Guatemala, Şili, El Salvador, Nikaragua, Uruguay, Arjantin ve Haiti’de ABD’nin desteği ve para yardımıyla gerçekleşen yarım milyon kişinin ölümünden asla bahsedilmiyor.
Vietnam, Laos ve Kamboçya’da ölen milyonlarca insandan artık sözedilmiyor.
Dünyadaki huzursuzluğun merkezi faktörü olan Filistinlilerin perişan durumundan çok az sözediliyor.
Fakat; tarihin nasıl yanlış okunduğunun ve vaziyetin ne hatalı yorumlandığının göstergesidir bu.
İnsanlar unutmazlar. Sevdiklerinin ölümünü unutmazlar,
işkenceyi sakat bırakılmayı unutmazlar,
Adaletsizliği unutmazlar,
Baskıyı unutmazlar,
Büyük güçlerin terörünü unutmazlar.
Sadece unutmazlar. İntikam alırlar.
New York’taki acımasız eylem tahmin edilebilirdi ve önlenemezdi. Dünyanın pek çok yerinde yıllardan bu yana ABD’nin yaptığı sistematik ve devamlı devlet terörüne karşı bir misilleme hareketiydi bu.
İngiltere’de kamuoyu potansiyel terör saldırılarına karşı “tedbirli” olması hususunda uyarılıyor. Bu mantık dışı. Kamuoyu nasıl tedbirli olabilecek. Gaz saldırısına karşı peçemi taksın? Ancak; teröristlerin saldırısı kuvvetle muhtemeldirki Başbakanımızın (Blair) ABD’ye alçakça ve utanmazca boyun eğmesinin kaçınılmaz sonucu olacaktır. Açığa çıkan bilgiye göre; son dönemde teröristlerin Londra metro sistemine zehirli gaz saldırısı önlendi. Fakat; böyle bir saldırı heran gerçekleşebilir. Binlerce öğrenci Londra metrosunda hergün seyahat ediyor. Böyle bir zehirli gaz saldırısından ölmeleri halinde, sorumluluk tamamıyla, metroda seyahat etmeyen başbakanımızın omuzlarında olacaktır.
Irak’a karşı planlanan savaş, ortaya çıkmıştırki, binlerce insanın, diktatörlerinden kurtarılmaları için(!) kasten ve teamüden öldürülmeleridir.
ABD ve İngiltere bütün Dünyada şiddetin tırmandırılması ve giderek Katastrof’a dönüşecek bir yolu izliyorlar. Ancak, görünen odurki, Amerika Irak’a saldırmakla dikiş yerlerinden atacak hale geldi. İnanıyorumki sadece Irak petrolünün kontrolünü ele geçirmek için değil, fakat; Amerikan yönetiminin kana susamış vahşi bir hayvan olması sebebiyle olacak olan budur. Bombalar onların sözlüğündeki tek kelime. Bildiğimiz pek çok Amerikalı hükümetlerinin durumundan korkuya düşmüş haldeler ama çaresiz görünüyorlar.
Avrupa, ABD’nin gücüne karşı dayanışma, zeka, cesaret ve meydan okumayı gösteremediği sürece, Avrupa’nın kendisi Alexander Herzen’in (Guardian gazetesinde Londrada) söylediği “Bizler doktor değiliz. Bizler Salgın hastalığız” tanımlamasını hakedecektir.